30 Mart Yerel Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız? Seçmen Hangi Mesajı Verdi?

ziyaretci | Mart 31, 2014

Hocam;
30 Mart Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız?
Seçmen Mesajı ?
Bundan sonra neler yapılmalı?

This post was submitted by Nurettin.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: hangi, Mesaj, Okumal, verdi, Yerel,

Cevabım: “30 Mart Yerel Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız? Seçmen Hangi Mesajı Verdi?”

  1. ismailkazdal

    Ben neredeyse çeyrek asırdan bu yana toplumun sosyal ve de siyasal katmanlarını üçe ayıran bir kişiyim.
    Bir- Karlofça’da ilk defa yenik olarak mütareke masasına oturduğumuzdan bu yana bu yenilgiyi İslama fatura eden derin devletin Batı dinlerine entegre olma kararından bu yana geçen üç yüz yıllık zamanda bu karar uyarak devletin itibarını kazanan ve sonunda da beyaz Türk olarak anılmaya başlayan yüzde yirmilik bölüm.
    İki- Devletten beslenerek zenginleşen bu beyaz kesimin lüks hayatına özenen bir yüzde yirmilik kesim.
    Üç-Devlete yamanamayan, onun içinde fukara kalarak ezikliğe düşmüş ve zencileşmiş yüzde altmışlık bir kesim.
    Ben iddia ediyorum ki, beyaz Türk’e benzemeye çalışan, ama bir türlü kabul görmeyen yüzde yirmilik kesimin yüzde onunu zencilerin partisine bağlanabilir.
    Bu durumda sosyal olarak zencileşmiş katmanın oyu yüzde yetmiştir.
    Yani, zencilerin siyasi temsilcisi olan Ak Parti oylarını yüzde yetmişe çıkarmayı kendine hedef edinmelidir.
    Şu anda bir genel seçim şartlarında yüzde elli beşi yakalamış durumdadır.
    Yani hiçbir normal seçimde Ak Partisinin rey sorunu yoktur.
    Sadece sandık emniyetini sağlaması gereklidir, o kadar.
    Bu son yerel seçim yüzde yetmişe doğru yol aldığımızı göstermiştir bize.
    Son yerel Seçim sonuçlarının pratikte ne anlama geldiğini kurcalarsak eğer, şunları görürüz.
    Öncelikle zencilerin tarihten gelen fetih damarını yakalamış bir büyük lider yakalamış bir lidere kavuşulmuştur. Bunu farkına varmıştır toplumumuz ve en yakınlarının dur bakalım ne olacak diyerek geri durduğu bir ortamda liderine sahip çıkmıştır. Benim için bu seçimlerin en önemli yanı budur.
    Lider artık kendi toplumuna daha fazla güvenecek, ve ülkeyi, onunla beraber bu ülkede yaşayanları, yeni fetihlere, (ki, bu fetihler kalp fetihleridir) doğru yelken açabilir.
    Dünya gücünün eşit partner olarak kabul etmeye mecbur kalacağı güce ulaşabilir ülkemiz.
    Bu yol çok çok engebelerle doludur. Çünkü ülkenin düşmanları karşısında milli bir tavır takınan muhalefet yoktur ülkemizde.
    Cumhuriyeti kurduğunu iddia eden cumhur düşmanı CHP sapına kadar enternasyonal güce eklemlenmiş ve iktidar için vatana ihaneti bile göze almış sanki bir müstemleke partisidir. Ve bu yapısıyla ülkenin sırtındaki en büyük kamburdur. Ve bu parti Türkiye haritasından silinmedikçe, bütün dış güçler onu bir Truva atı gibi kullanmaya devam edecektir.
    Ülkeye dipten dibe yürüyerek hakim olmak isteyen dış güçlerin taşeronu olan ve adına paralel devlet denen çeteyle iş tutmaktan bile çekinmemiştir son seçimlerde. TV lerde seçim sonrası yapılan yorumlarda, “HALK partisi Nasıl olur da daha düne kadar dinci olduğunu iddia ederek saldırdığı bu çeteyle iş tutar?” sorusunun doğru cevabı üzerinde kimse ittifak edemiyor. Her beraberlik içine girenlerde birbiriyle uyuşan durumlar vardır. Peki CHP nin pensilvanyadaki papağanla birlikteliğin müşterekleri nelerdir diye soracak olursak, en öne dine yaklaşımlarıdır diyebiliriz. İkisi de hayata müdahale etmeyen bir din anlayışı istemektedir. Sadece bir zahiri fark vardır. CHP dini ritüelleri ile birlikte radderken, öbürü içi boş ritüe3llere önem vermektedir. Zaten Tayyip gibi bir büyük lideri bu yanlarıyla kandırmış ve neredeyse dış güçler adına devlete el koyar duruma gelmiştir. Tayyip, Camel’de ve Suffiyn’de savaşanların hepsinin alnı secdeye gidenlerden oluştuğunu unutarak, “Alnı secdeye giden kimseden nasıl şüphe ederim*” diyerek kendi saflığını ikrar etmiştir. Bir insanı tartmanın tek endazesi Kuranda tarifleri verilen ve fiili olarak gösterilen güzel ahlaktır. Bunu unuttuğumuz her an zarara uğrarız. Bu son olaylardaki zarar neredeyse telafi edilemeyecek noktalara ulaşıyordu. Henüz daha tehlike tamamen geçmemiştir. Tayyip’in saflığından faydalanarak, son on iki yılda, neredeyse devletin bütün kurum ve kuruluşlarını ele geçirmiş durumdadır. Hele de yargı tamamen karşısında yer alacak kadar güçlüdür. Daha önceleri Moğultay ile Seyfi beş bin küsür solcu ve aleviyi yargıya soktu, boş kalan gerisini de Pensilvanya doldurmuştur. Şimdi buna rağmen, bu yargının hükmettiği sandıktan kendi lehine kararlar çıkaracağını zannederek aldanmaya devam edilmektedir. Bu konuda ileriki satırlarda daha çok konuşacağız.
    Bu son yerel seçim sonuçlarını hangi sebepler ortaya çıkarıyor ve de sosyal, siyasal ve ekonomiksel olarak ne anlamlara geliyor? Bunları madde madde sıralamaya çalışalım:
    Önce CHP den başlayalım.
    1-CHP bin yıldan fazladır bu topraklarda yaşayan halkın bütün kutsallarına savaş açmış ve büyük bir baskı kurarak bu topluma bir devlet ideolojisi dayatmış bir parti olarak millet indinde sabıkalıdır.
    2-CHP bu jakobenlik suçunu suç olarak kabul etmedikçe ve milletten özür dilemedikçe sandıktan iktidar olarak asla çıkamaz.
    3-CHP af dilememekle kalmayıp hala devlet paradigmasından dolayı iftihar ettikçe ve bu toplumu kimliksizleştiren devlet paradigmasını topluma dayattıkça ve devleti kendi malı sayarak kibirlendikçe topluma hep tepeden bakacak ve her seçimde mağlup olacaktır.
    4-CHP isminin başındaki Cumhuriyetin anlamını kabul etmeli ve bütün cumhuru içine alan bir ülke partisi olmalıdır.
    5-Ülkeyi kendi malı sanmamalı ve rakiplerine tepeden bakarak hakaret etmemelidir.
    6-Banka sahipliğinden vazgeçmeli, diğer partilerle mali açıdan eşit mücadeleyi kabul etmelidir.
    7-Enternasyonal güce bağlı olduğu halde ulusallık aldatmasından vazgeçmelidir.
    8-Hemen hepsi de kadükleşmiş altı ok devlet paradigmasından tamamen sıyrılmalıdır.
    9-Tuzu kuru sahillerin oyunu hedeflememeli, onların temsilciliğine talip olmamalıdır. Onları kendi hallerinde bırakmalı, hatta kendi beyazlar partisini kurmalarına yardımcı olunmalıdır. Bunu başaramayan CHP asla ülkenin tamamını kucaklama imkanı bulamayacaktır. Son yerel seçim bu iddiamızın açık örneklerini sunmuştur.
    10-Benim için ülkeye yapacağı en büyük iyilik partisini feshedip, gerçekten de enternasyonal olan ve sol diye nitelenen bir yeni merkez partisinin ortaya çıkmasına yol açmalıdır. Çünkü kendisi var oldukça tuzu kuruların oyuna ipotek koymuş olacak ve tuzu kuru ama aynı zamanda sosyalist olma garabeti çelişkisini ortadan kaldırmış olacaktır.Bu ülke bütün sosyal garabetlerin harman olduğu bir ülkedir. Çünkü, kim ben şu inançtayım diyorsa o inançtan değildir. Çünkü kendine aidiyet haline getirmiş dünya görüşünün ne olduğunu bilmemektedir. Mesela, Marksistim dediği halde aynı zamanda Allah’a inandığını söyleyenlerin ülkesidir bu ülke.
    11-CHP bir siyasi parti değil, değiştirilemez Kemalist devlet paradigmasının bir uzantısıdır ve jakoben paradigmadan vazgeçebilemez. Onun için bu hür bireyler ülke olmaya doğru giden ülkede varlığı kaldırılmaz, behemahal kendini feshetmeli ve milleti kendinden kurtarmalıdır.

    MHP:Bu son seçimlerin ikinci figürü MHP dir. Bu partiyi yirmi yedi Mayıs askeri CHP=devlet darbesinin güçlü albayı Alpaslan Türkeştir ve köküne kadar devletçi bir partidir. Halkı kendisine hizmet eden bir dolgu maddesi olarak gördü ve görür.
    Halk Partisi enternasyonal ulusalcı iken MHP Türk ırkı merkezli bir ulusalcı partidir. Bu yanıyla elbette CHP de daha tutarlı bir ideolojik tabana sahiptir.
    Ana muhalefet partisi olmaya CHP de daha yakışan bir parti olan MHP, Türk ulusalcılığı enternasyonal insan tipine evrilinceye kadar sabit bir seçmen tabanına sahip olacaktır. CHP enternasyonal ulusalcıları dışında kalan gerçek ulusalcılar MHP ne katıldığında yüzde otuz otuz beş bandına oturabilir. Hatta ileride bu ülkede yalnız Türklerin yaşamadığını idrak ederse, iktidar oyu bile alabilir.

    BDP:Bu parti sadece Kürt ırkçılığına oturduğu sürece ülke partisi olamaz ve hep marjinal olarak kalır. Bu ülke sınırları içinde, ayrı bir Kürt devleti kurmanın hiçbir şansı yoktur. Hele de bu işi, şu anda bu partinin ateist, zerdüşt ve dinsiz üst yapısı varken ülke partisi olma şansı sıfırdır.

    Peki, ülkenin solculuğun hangi çeşidinden olduğu hakkında bir türlü karar veremeyen kesimi ve de her türlü inanca, yani salt inanca düşman nazarıyla bakan liberaller ne yapacaklar, kendilerini nasıl temsil edeceklerdir?
    Onlar da enternasyonalizm bayrağı altında toplanırlar ve dar bölge seçimlerinde bir kaç bölgede millet vekili bile çıkarabilirler.
    AK PARTİ:Bu parti Erdoğan’ın liderliğinde toplumun imparatorluktan gelen fetih ruhunu canlandıran, yeniden hayata sokan bir parti olarak gerçekten bir milli parti haline gelmiştir. Tayyip’ten sonra gelecek liderler de bu ruhu sürdürebilirlerse ülkeyi 2071 hedefine kadar götürebilirler. Zaten milli vasıflı muhalefet partisi de bu amacı benimsemeden gerçek milli parti olamaz. Onun için 2071 hedefine inanan bir muhalefet partisi çıkmalıdır ortaya. Böyle vasıf taşıyan bir muhalefet partisi ülkeyi uçurur. Gerçek bir muhalefet partisi, iktidarın yanlışlarını ortaya koyar, o yanlışların yerine doğrunun ne olduğunu söyler. Böyle bir parti hangi ideolojiden olursa olsun fark etmez. Çünkü ideolojisini ülke insanlarının emrine vermek esastır. Hangi ideolojiden ve dünya görüşünden yana olursa olsun, bütün siyasi partiler ülkenin güçlenmesi idealini taşımalı, yani milli olmalıdır.
    Aynı zamanda da Türkiye’nin dünya gücü olmasının hiçbir güç tarafından engellenemiyeciğine de inanmalıdır. İnanmalıdır ki, bu tarihi derinlere dayanan milleti kendilerine inandırdıkça arkalarında bulacaklardır. Bakın Tayyip yarısına inandırdı ve dünya gücüne “Bir Dakika” zılgıtını çekiverdi. İnanmayanların bütün korkuya dayanan yaygaralarına karşın, ülkemizi
    n başına her hangi bela gelmedi, Dünya gücü ülkemizde kendine uşaklık yapacak guruplar bulamasaydı ülkeyi karıştırmaya teşebbüs bile edemeyecekti.
    Tayyip erdoğanın çizdiği hedefi bozmayacak olan AK Parti, 2023 ve 2071 hedeflerini tutturacak tek parti olarak görünüyor bugün, Ana muhalefet partisi de ülkenin büyümesi ve gerçek bağımsızlığını kazanması ve dünyaya yön veren noktaya ulaşması idealini benimserse Türkiye’nin önünü kimse kesemez.
    Ama, bir kere daha tekrarlayalım ki, bu parti CHP olamaz. Çünkü genlerinde 1699 dan bu yana gelen İslam düşmanlığı hakim durumdadır. İslam düşmanlığı bu ülkeyi anlamasına engeldir. 21. asrın İslam anlayışı evrenseldir. Çünkü, bütün felsefeleri ve de inançları var olarak kabul eder ve onların da haklarını korur İslam dini. Kendinden olmayanları düşman değil, Allah’ın fıtratına uygun bir renk olarak görür. Sadece evrensel alanda suç olduğunda ittifak edilmiş fiillere HAD, yani ceza uygulayan bir dindir İslam. CHP ini bunu anlamasına ve İslam düşmanlığını ter etmesine, yerleşik genleri izin vermez.
    Bu sebeple ana muhalefet yapısını behemahal doğru bir paradigmaya oturtmalı ve ülke kanatlandırılmalıdır.
    Bu son seçimlerin parti bazında figürlerini anlattıktan sonra, şimdi de kişisel figürlere birer fırça atmaya çalışalım.
    Tayyip Erdoğan:
    Elbette bu ülkenin son yirmi senesine damgasını vurmuş olan R.T.Erdoğan figürünü ön plana almalıyız.
    Bir ay önce neşredilen yazdığım Tayyip Erdoğan adlı kitabımda da detaylı olarak anlattığım Tayyip kardeşimiz, adeta yel değirmenlerine karşı savaş açan Donkişot gibi, ülkenin iç ve dış düşmanlarıyla adeta tek başına savaşmaktadır. O da tıpkı Donkişot gibi, kaybolmuş erdemleri geri getirme savaşı vermektedir. Ama Donkişot’un başaramamış olmasına karşı, Tayyip kardeşimiz bu savaşı kazanacak gibi görünüyor inşallah.Çünkü Anadolu insanının fetih ruhunu yakalamış ve arkasına takmış durumdadır. Bir iç savaşı göze almadan onu durdurmanın bir yolu yoktur.
    Ahmet Davutoğlu.
    Tayyip Erdoğan’la birlikte ülkeye yapılan saldırıları göğüsleyen ender insanlardan biri Dayutoğlu’dur. Tayyip’i tek bırakmayan gerçek bir inanan, Türkiye’nin Osmanlının devamı olduğunu yazdığı kitapla bu topluma yeniden hatırlatan bir lider tip.
    Hüseyin Çelik:
    Tayyip Erdoğan’ı yalnız bırakmayan ikinci insan.Mücadeleci bir mizacın sembol tiplerinden biri. Tayyip’in yıkılacağı fikrine kapılmayan, onun için de başka mihraklara kuyruk sallama içine girmeyen ender AK Partililerden biri.
    Fatma Şahin:
    Birçok erkek salvolardan korkup pusarken dimdik duran bir hanımefendi.
    Bülent Arınç:
    Temiz ahlakın örnek tipi. Ama her ahlaklı kişi gibi kalleşliği tanımayan, ya da kendisi gibi inandığını sanan kimselere asla kötü niyetle bakmayan saf bir adam. Mareşal Fevzi Çakmak mayasından biri. Nasıl ki saf mümin Fevzi paşa İsmet paşayı cumhurbaşkanlığına taşıyıp ateist devri başlatmışsa, Arınç da kendisi gibi inandığını sanan camia üst yapısının ülkeyi dünya gücünün emrine vermesine nerede ise yardım etmek durumuna düşen bir inanç adamı. Ama sonunda durumun farkına vardı. Onun inancında olan birisinin bunu başarması çok zor işlerden biridir. Samimiyeti ve ihlası saflığını örtmüş ve onu büyük bir vebalden kurtarmıştır hamdolsun.
    Melih Gökçek:
    İlk önceleri cemaat konusunda tereddüde düşmüş ama kendini çabuk toplayarak Tayyip’e büyük bir destek vermiştir.
    Daha çok dik duranlar vardır ama hepsinin ismini tek tek zikrederek yazıyı çoğaltmak istemiyorum. Tarih bu gizli kahramanları müspet sayfasına kaydedecektir inşallah.
    En büyük hayal Kırıklığı sebebi olan bir tek figürden bahsedecek ve bu konuyu kapatacağım.
    Abdullah Gül:
    Partinin dört kurucusundan biri olan Abdullah Gül için nankör demeyeceğim. Sadece Tayyip’in bu vartaları aşıp ayakta kalamayacağına inanan ve bunun için de Tayyip’i yıkan güçlere “Her şey Sandık Değildir” gibi ve en sonda da Tayyip’i yıkmak için var gücüyle saldıran enternasyonal güçlerin ülkeleri istediği gibi evirip çevirmesine hizmet veren ve adına sosyal medya denen iletişim araçlarından yana tavırlar koyarak bu casus yuvalarını hürriyet ADINA TEMİZE çıkaran tavırlarıyla, maalesef, Tıpkı Abdüllatif Şener gibi ülkenin zencilerine ihanet eden duruma düşen bu kişiyi Allah’a havale etmekten başka bir şey gelmez elimizden. Eğer konuşulanların konuşulduğu sıradaki reel şartlarda sakınca olmasaydı, sıradan sözler der geçerdik.
    Emniyete alınmış Sandık, demokrasi denen kaotik bir sosyal ve siyasal sistem anlayışının tek tutarlı ve faydalı yanıdır. O kadar ki, bir tornacının oğlunu eşi örtülü olduğu halde laik Cumhuriyetin en üst makamına taşımıştır. Ve elbette en başta Gül olmak üzere sandık her şey olmaktadır.
    Değer miydi bir makam için onu başkanlık makamına taşıyan milletin kalbini kırmaya?
    FETHULLAH GÜLEN:
    Ak Partili yılların en önemli figürlerinden biri de Fethullah Gülendir. Bu adama dair bundan bir buçuk ay önce neşredilen ve benim yazdığım R. T. Erdoğan adlı kitapta yazdığım oldukça geniş malumat vardır. İsteyenler oradan okuyabilirler. Ama burada da kısaca bir iki laf etmenin doğru olacağına sanıyorum.
    Öncelikle benim için çok önemli bir noktayı işaret etmem gerekli. Pensilvanya’daki bu adama çok fazla payeler verilmektedir. Adeta idölleştirilmektedir. Çok büyük bir siyasi lider olarak gösterilmektedir. Ona öyle işler yüklenmektedir ki, sanırsınız bir siyasi deha. Halbuki benin kanaatime göre, şu anda kendi ismi etrafında çevrilen siyasi dolapların ne anlama geldiğini bile bilmediği kanaatindeyim. Onun genlerinde siyasi komplolar kuracak tek bir kot bile yoktur. O, risale literatüründen cümleleri ağlayarak nakleden bir yansıtıcıdır sadece.
    Onun ismi üzerinden siyasi komplolar kuran asıl güç, dünyayı ele geçirmiş ya da geçirmek isteyen beynelmilel Yahudidir. Zaten bütün beynelmilel komplolar Yahudi merkeze oturtulmadıkça izah edilemez. Onu eğiten Fuller adlı Yahudidir. Fuller kimdir? İslam dahil bütün kadim dinler asimle edilebilir tezini savunan gurubun sözcüsü biridir. Bunun için “Ilımlı İslam” gibi harika bir slogan BULUNMUŞTUR. Bu slogan Fethullah efendide “HOŞ Görü”, başkalarında da içinde siyasi teklifler olamayan bir din, yani ahlaki ilkeleri olmayan bir anlayış şeklinde tezahür eder. Tıpkı İsa gibi Yeryüzünden göklere çıkarılmış manevi bir tapınak dini. Zaten bu durumu anlatan “İsa’nın hakkı İsaya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” gibi harika bir slogan uydurulmuştur.
    Yeni dünya düzeni kurmaya çalışan beynelmilel güç, bütün dünya insanlarının deist olmasını istiyor. Yani, muhayyel, etkisiz ve insan hayatına hiç müdahale etmeyen bir tanrı inancını, insanlığın dini haline getirmeye çalışılmaktadır. Tanrı vardır ama, insan hayatını güçlülerin tanzimine terk etmiş bir tanrıdır. Yani resuller ve risaleler inkar edilmektedir.
    İşte Pensilvanyadaki zat bu plan için hazırlanmış biridir. Neden Türkiye’den seçilmiştir bu işe alet olacak kişi? Çünkü Türkiye bütün insanlara gerçek dini taşıyacak tek güçtür de onun için.
    Evet. Fethullah efendi bu beynelmilel dizayn programının figüranlarından biridir. Eğer onun üzerinden yürütülen globalleşme programı işlemezse, onu kullananlar için hiçbir önem taşımayan hale gelecektir.
    Demek istediğim odur ki, her şeyi Fethullah tasarlıyor olarak göstermek, mücadele edilecek asıl gücü göz ardı etmek anlamı taşır. Fethullah’ı olduğundan daha büyük göstermekten kaçınalım.
    Şimdi gelelim yerel seçimden sonra olanlara ve olacak olanlara.
    Önce en az kırk yıldan bu yana anlatmaya çalıştığım bizim devletin yapılanması konusunu bir kere daha tekrarlamak istiyorum. Çünkü bu yapıyı iyi bilmeden yapılacak bütün sosyal ve siyasal tartışmalar havanda su dövmek anlamı taşıyacaktır.
    Devlet nadir sorusuyla başlayalım söze. DEVLET kurum ve kuruluşların tamamıdır. Kurum ve kuruluşlar da, derin güçlerin çizdiği devlet paradigmalarına hizmet eder doğal olarak. Derin güç gövdedir, kurum ve kuruluşlar da bu gövdeyi yaşatan unsurlar. Zaten kurum ve kuruluşlar arasında ahenk oluşmadan devlet erki ortaya çıkamaz.
    Elbette ki, kurum ve kuruluşlar arasında güç itibarıyla farklılıklar vardır. Her devlet içinde, hele de bizde en güçlü kurum silah sahibi ordudur. Adeta diğer kurumlar ordu gücüne dayanmak zorundadır bizim ülkemizde.
    İşte bu ordu gücü, sivillerin seçimle oluşturduğu hükumetlere darbeler yapmış ve her darbede kendisiyle birlikte bütün kurum ve kuruluşları tahkim etmiştir. Yirmi yedi Mayıs 1960 darbesinde, Büyük Millet Meclisini bloke edecek ANAYASA mahkemesini kurmuş ve seçilmişlerin oluşturduğu yasama meclisini derin devletin çizdiği devlet paradigması dışında yasa yapamaz duruma getirmiş, en azından bu hakkı budamıştır. Sadece Anayasa Mahkemesi kurarak meclisi ablukaya almakla kalmamış, aynı zamanda da yargıtayı, danıştayı ve sair yargı kuruluşlarını, kuvvetler ayrılığı gerekçesiyle ayrı ayrı hükumetler haline sokmuştur. Öyle ki bu kurullar icrayı felç etmiş ve hiçbir kurumu yönetemez hale getirmiştir. İcranın elini ayağını bağlamış ve bütün hükumet tasarruflarını veto etmiştir.
    Yapılan her askeri darbede, mesela Yök gibi üniversiteleri, BDK gibi bankaları, DGM leri gibi halkı kontrol eden yeni kurullar oluşturmuş, seçimle gelecek olan bütün siyasi kadroları iktidarsız bırakmıştır.
    Demek oluyor ki, bütün devlet kurumu ve kuruluşlarını kendi asli görevlerine döndürmeden sivil bir iktidar oluşturmaya imkan yoktur.
    Tayyip hükumeti bu büyük işi tam başarabilmiş midir* Bu sorunun cevabını müspet olarak vermek isterdik. Ama ne kadar yazık ki, neredeyse asırlara dayanan devlet paradigmasının kurumlarını kendi hudutlarına çekmeyi başaramamıştır henüz.
    Devletin lokomotifi olan orduyla kendi iktidarını paylaşmış ve biraz olsun nefes almıştır ama, ordu içindeki yeminli Ergenekon cuntasını tasfiye edememiştir.
    Son yerel seçim sonrası devrede olacak özel ve tüzel kişilikler hakkında bir kaç muşahhas tanımlamalar yapmaya çalışalım.
    Tüzel kişilikler, Anayasa mahkemesi, yargıtay, danıştay, Barolar ve çeşitli meslek kuruluşları aktif rol almaya namzettirler. Bütün bu tüzel kişiliklerin tamamı, altı okla ifadesini bulan devlet paradigmasına sapına kadar bağlıdır. Zaten böyle olduğu için halkın iktidarlarına karşı çok etkin roller oynamışlar ve oynamaya devam edeceklerdir.
    Zaten bir ay bile geçmeden mesela anayasa mahkemesi sürratle devreye girmiş, halktan daha yeni icazet almış hükumeti köşeye sıkıştırmaya başlamıştır bile. Bu altı ok kurumu, sivil yönetime engel olmayı şiddetlendirerek sürdürmeye devam edecektir. Yargıtayın, danıştayın devreye girmesi yakındır. HSYK zaten hükumetin çalışmasını durdurma görevini hakkıyla yerine getirmektedir. Anayasa mahkemesinin ve HSYK nın üyelerinin yarısı Moğultay ve Seyfi Oktay şakirtleri, öbür yarısı da Pensilvanya haşhaşilerinden oluşmaktadır. Yani oradan halkın hükumeti hakka uygun, halkın hükumetine saygılı kararlar beklenemez.
    Neredeyse bütün meslek kuruluşu solcu olmayan solculardan oluşmaktadır. Onlardan da medet umulamaz. Beş milyona YAKIN tirajın üç milyon iki yüz binine sahip enternasyonal güce bağlı medyadan da her hangi bir yardım alamaz halkın hükumeti.
    Kısaca söyleyecek olursak, devlet paradigmasına köküne kadar bağlı kurum ve kuruluşlardan halkın iktidarı zerre kadar destek alamaz.
    Nasıl ki, on iki sene boyunca bu kurumlarla mücadele etmek zorunda kalmışsa, yine aynı zorluğu karşılamak zorundadır.
    EN BÜYÜK GİZLİ DEVLET KURUMU FETHULLAHÇILAR.
    Fethullah Nurcu olmayan bir nurculuk istismarcısıdır. Risalelerin ilk nüshalarında, “Ülke insanlarının yüzde yetmişi nur kardeşi olmadan fiilen siyasete karışmayın” der. Fethullah, siyasete karışma yolunu kısaltmak için kararlar almış, Nurcular Risaleden başka kitap okumazlarken, o kendi şakirtlerine özellikle de siyaset içerikli, hatta komplo teorileri içeren kitaplar okutmaya başlamıştır. Bunu bir yayınevi sahibi olarak çok net bir şekilde biliyorum. Çünkü kendi yayın evim olan İhya Yayınlarında neşrettiğim, “Enternasyonal Kavga ve Kızıl Yahudi Kadro”, “Mason Diktatörlüğü”, “İhtilaller İnkılaplar ve Siyonizm” gibi adlar taşıyan kitaplarımı Fethullahçılar almaya başladılar. İhya Yayınlarını ı972 yılında açtığıma göre, Dünya gücünün güvercinler kanadının sözcüsü olan ve o sıralarda Amerika’nın Ankara elçisi Graham Fuller ile tanışmış ve artık onun taktiklerine uymaya başlamıştır. Graham Fuller hangi görüşü temsil etmektedir? “İslam dahil bütün kadim dinler Batı medeniyeti içinde asimle edilebilir” tezinde olanların sözcüsüdür. İşte Fethullah çetesini hoşgörü pasif Allah inancı kanalına sokan ve dünyayı yeni düzene taşımaya karar vermiş olan enternasyonal gücün emrine amade hale getiren adamın adı Fuller’dir. Aynı zamanda da Asya kadim dinlerini bertaraf etmek için Moon camiası da kurulmuştur. Ki bu camiaya, İslamın tozundan bile tiksinen bazı Beyaz Türkler de itibar etmişlerdir. Şu anda isimlerini vermediğim bu beyaz Türklerin, Türk siyasetinde önemli roller sahibi olduklarına işaret etmek isterim.
    Fethullah hareketi 1970 li yılların başlarından itibaren başladı ve yukarıda işaret ettiğim gibi şakirtlerine Risale dışında kitaplar okutmayla işe girişti. Kendi hareketini siyasi alana taşıma niyeti ta o zamandan belli oluyordu. Kendi müritlerini siyasete taşımak için bir siyasi parti kuramazdı. Çünkü o zaman her şeyi açık yapmak lazımdı. Halbuki ise dinler gizem haline getirilmiş ve dindar insanlar ve cinler de gizemleri karakter haline getirmişti. İşte ülke insanları bu zaaflarından yakalanarak kullanılmalı ve bir büyük güç haline getirilmeliydi.
    Düzene nasıl müdahale edilebilirdi? Elbette düzenin parçası haline getirilerek. Düzenin parçası olmak için ne yapılmalıydı? Elbette düzenin okullarında yetiştirilmeliydi. Onun için eğitim alanına el attılar. Sadece dershane değil, okul kurdular. Onunla da yetinmediler Yurt ve özel talebe evleri açtılar.
    Şimdi bir düşünelim. Özellikle 28 Şubat darbesini yapan darbeciler İslamı birinci düşman ilan ettikleri ve kendine Müslüman diyenlerin canına okurken, nasıl oluyor da, bir İslami gurubun büyümesine ses çıkarmıyordu.Çünkü İslamın amansız düşmanı Ergenekon cuntası ile aynı paralelde idiler. Bu cunta da İslamı silah gücüyle geriletmek amacındayken, cemaat da aynı işi İslamın içini boşaltarak, yani ılımlı ya da hoşgörülü bir yeni İslamı akım yaratarak yapıyordu. Misyonu buydu Fethullah çetesinin.
    Evet eğitime el attı. Paralı olanlardan para topladı, zeki çocuklar arasından seçtiği çocukları her türlü eğitim aracıyla hayatın ve kurumların her alanında yetiştirdiler ve yavaş yavaş, büyük bir sabırla devlet kurumlarına yerleştirdiler. Şimdi bu yetişen çocuklar, başta yargı olmak üzere, emniyette, ekonomik devlet kuruluşlarında ve de üniversitelerinde çok etkin makamdadırlar. Öyle ki bütün kurumları ahtapot gibi sarmış durumdadırlar.
    Mesela Haşim Kılıç gibi birini Anayasa Mahkemesi başkanlığına çıkarmayı başarmışlardır. Hükumetin çeteyle mücadelesini akamete uğratmak için Anayasa mahkemesinin devreye girmesi gösteriyor ki, Tayyip kardeşimin tek başına dağ taş dolaşarak mi
    llete kabul ettirdiği “Kişisel Başvuru Hakkı” bugün sadece bu çete mensuplarına yaramaktadır.
    Tayyip kardeşimiz köklerini kazıyacağını söyleyip durmaktadır. Ama, vatana ve millete ihanetle suçlu olanları mahkeme edecek savcı ve hakim bile bulamamaktadır. Polis bu vatan hainlerini yakalamakta, ama yargı salıvermektedir. Bir kısır döngü ki sormayın.
    Allah teala korku ve umut arasında olmamızı buyuruyor. Tayyip bir yandan umut verirken, öbür yandan korku vermelidir bütün çetelere. Korku salmak için, asıl oyu olan yüzde yetmiş oyun önümüzdeki başkan seçiminde en az yüzde elli beşini almalıdır. O zaman korkaklar korkarak, korkak olamayanlar da iyi şeyler umarak belki Hükumete yardımcı olurlar.
    Oyları yükseltmekten ve karşı tarafa korku ile umudu bir arada göstermekten başka çıkar yol yoktur. Cemaati ve birlikte hareket ettiği devlet kadrolarını tasfiye etmeninin mümkünü yoktur. Ancak cemaatin ve devlet kadrolarının bir bir kısmına işini kaybetme korkusu, bir kısmına da görevleri başında kalma umudu verilirse, geride kalanların dxa hizaya gelmesi umudu doğar.

    Gelelim önemli olacak kişisel figürlere.
    RECEP TAYYİP ERDOĞAN:
    Elbette son on iki yılın ve gelecek yılların en büyük oyuncusu Erdoğan olacaktır. Erdoğan’ı tanıtırken kendi itikadi kimliğimden bakarak yapmıyorum bu işi. Sadece seçimli bir dünyanın siyasetçi tipi olarak bakıyorum ona. Şunu da belirtmeliyim ki, ben siyasetle Politikayı birbirinden ayırıyorum. Bana göre siyaset insanları sevk ve idare etme sanatı iken, politika, aynı işi yalanla dolanla yapmak hinliğidir.
    Tayyip kardeşimiz siyaset dehası olmuştur. Hiç yalan söylemeden yönetmektedir ülkeyi. Yapamayacaklarını söylememiş, yapabileceğine inandığı işleri deklere etmiş ve tereddütsüz yerine getirmiştir. O kadar ki İstanbul’a kanal açacağını söylemiş, hiç kimse yapamaz diyememiştir. Ancak yapmaması gerektiğini söyleyenler çıkmıştır.
    12 yıllık devlet umuru ona öyle şeyler göstermiştir ki, onu enternasyonal bir liderlik seviyesine çıkarmıştır.

    DEVAM EDECEK

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman