Allah’a inanmıyor ama aziz olmak istiyor

ziyaretci | Mart 15, 2015

“İmparatorluk” ve “Çokluk” gibi çok önemli kitapların yazarlarından post-marksist Antonio Negri son zamanlarda okurlarına seküler dünya görüşünü terk etmeden “Aziz Françesko gibi olma”yı tavsiye etmeye başladı. Her okuyuşumda içimi hüzünlü bir gülümseme sarıyor. Onun anlayacağı dille söyleyeyim: Hem ’a inanmayacaksın, hem de “’ın fukarası” Françesko gibi olacaksın! Uzlaşmaz karşıtlıktır bu! Aziz Françesko gibi vazgeçeceksin ama niçin vazgeçtiğini bilmeyeceksin; kuşlarla, ağaçlarla, karıncalarla konuşmaya kalkacaksın ama böyle bir “dil”in imkanına inanmayacaksın… Olur mu hiç! Bir daha düşün Antonio; bir daha hisset, bir daha sezmeye çalış, belki o zaman anlayacaksın ki, böyle “aziz”olunmaz! (Haşmet Babaoğlu, Sabah, 15.03.2015)

Böyle marksist olur mu? Allah’a inandığını iddia edenler bile “aziz” olmayı, “veli” olmayı başaramazken, Allah’a inanmadan nasıl olur bu iş? Bir tarafta dindarlaşan “marksist”ler, diğer tarafta sekülerleşen “dindar”lar; bu nasıl bir dünya?

This post was submitted by Hürriyet Ömer.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Allah, inanm, istiyor, olmak,

Cevabım: “Allah’a inanmıyor ama aziz olmak istiyor”

  1. ismailkazdal

    Müslümanların itikadında, Müslüman olmayanlar arasından iyi ahlaklı insanlar çıkar mı soruları çok önemli bir yer tutar.
    Ve çoğu kimse bu soruya, çıkmaz, cevabı verir.
    Yani, “Emribil maruf, nehiy anil münker” ayetini, “Benim dinim tek doğru, senin dinin tamamen yanlış” şeklinde algılayan Müslümanlar için, İslam olduğunu dil ile ikrar etmeyen herkes tamamen ahlaksızdır.
    Halbuki ise, hangi dini toplum içerisinde yaşarsa yaşasın, fıtratı tamamen bozulmamış kimseler vardır ve bu kimseler hayatlarını doğruluk ilkeleriyle yaşarlar.
    Aziz, ya da bizim dilde veli olarak anılan tipler, güzel ahlakın üst noktasında olmak durumundadırlar. Yani, aziz ya da veli, güzel ahlak temsilcileridir ve bu tipler her dini gurup içinde mevcuttur.
    Ama, azizliği, ya da veliliği hiç hata etmeyen günahsız kimseler olarak görmek, bana göre, küfrün en ileri noktasıdır.
    Françesko, Hıristiyanlık denen kültürün içinde yer alan iki büyük akımın, fukaralığı tebcil eden anlayışın kurucusudur ve bu sebeple, ve bir din büyüğü olmasına rağmen Marksistlerin gözbebeğidir.
    Meşhur filozof Saint Simone de, bir din adamı olarak,Fukaralığı kutsadığı için, yine Marksistlerin gözbebeği olmuştur.
    Tıpkı, bizim Marksislerin, fukaralığı savunan ashaptan Ebuzer Gıffariyi sevmeleri gibi. Çünkü, komünizm, fukaralığı paylaşma dinidir.
    Marksistlerin dindarlaşması mümkün değildir. Çünkü din, insanı, üretim tüketim ve artı değer olarak, üç delik faaliyetinden ibaret olarak görmez, Ruhu olan insanı hayvan olarak saymaz, sayamaz.
    Marksizm, tarihi maddeciliğe dayanır, bu inanışta, madde tanrıdır. Çünkü, madde kendini yaratmıştır gerçek Marksist’e göre.
    Bir Marksist, Allah’a da bir biçimde inandığını söylüyorsa, o kişi Marksizm’i bilmiyor demektir.
    İslam dininde, ekonomik eşitlik yoktur, sosyal tevazuun, yani, muvazene vardır. Ve bu denge, tasadduk, infak, kefaret ve zekat gibi paylaşım kurumları eliyle sağlanır.
    Sekülerleşme, benim anlayışımda, dünyevileşme değil, inançları dünyada geçerli hale getirme, yani, toplumun bütününü inançlara bağlama anlayışıdır.
    Hem, dünya, mekan değil zamanı ifade eder. O zaman dünyevileşme, heva ve heves, ya da şehvetinin arkasında koşmak anlamına gelmez.
    Müslümanlar, maddi hırslarına kapılmışlardır sadece
    Selamlar.

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman