anayasa değişikliği

ziyaretci | Mart 4, 2010

Yeni değişikliği tartışmalarına yaklaşımınız öğrenebilir miyiz?

361 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Ali.

Benzer Sorular

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: anayasa,

Cevabım: “anayasa değişikliği”

  1. ismailkazdal

    SORUYA CEVABA GİRMEDEN ÖNCE iki kanaatimi sizinle bölüşmeliyim.
    Bunlardan biri devlet, öbürü ise Hükümet nedir sorsunun cevabıdır. Bu soruların birincisinin, yani devlet nedirin cevabı, kurum ve kuruluşlar ittfakıdır, şeklindedir. Merkezinde silahlı gücün bulunduğu ve adına brokrat ve yarı brokrat denilen kurum ve kuruluşların ittifakıdır DEVLET. Oligarkların menfaatlarını koruyup kollayan bir kurumlar bütünlüğüdür devlet. Bütün kurumlar ve kuruluşlar devlet denen gövdeyi besleyebilmek için yasalar yaparlar, devletin daha sağlam ve yıkılmaz olabilmesi için öneriler üretirler. Devleti güçlendirmek için yaptıkları yasalara uymayı Allah emrine uymak gibi halka dayarlar. Kendilerini korumak için geliştirdileri yasaları mutlak sayarlar ve o yasalara uymayan halkı ve onların kurdukları siyasi partileri istedikleri gibi cezalandırırlar. Örnek istiyorsanız, en tgaze örneği sunalım: Seçmenlerden iki kişiden birinin oyunu alıp hükümet kurmuş bir siyasi partiye kapatma davası açılmış, sonra o partiyi cezalandırmış, ama yerinde kalmasını sağlamıştır. Böylece kapatma kemendini boynuna dolamış, sıkmaktadır. Kendisini halkın partisi olarak gösteren devlet partileri bu cezalama kemendini kullanıp mevcut hükümetin boynunu koparmaya çalışmaktadır ve buna da siyaset yapmak olarak sunmaktadır. Kendi hıncını kanun haline getirip, sonra da o kanunu karşısında yer alan partiye, ya da partilere kullanmaktadır. Devletin en büyük zorbalığı, kendi egemenliğini korumak için ürettiği kanunları halka ve onun siyasi partilerine karşı kullanmasıdır. Devletin, içtimai mukavele yapmak için halkı, yani içtima etmesi gereken toplumu devreye sokmaması, zulümlerin ve zorbalıkların en şiddetlisidir. İşte bizler on yıllardır bu durumu Cumhursuz Cumhuriyet olarak adlandırmaktayız.
    İslam’da devlet eşittir mülktür. Kim ve hangi guruplar mülke sahiptir, işte onların ittıfakı devlet olur. Bir diktatör ve yakın çevresi varsa yönetimde, onun adı monark olur, çevre genişlerse, mesela 50 aile yerine 550 aile devlete, yani mülke ortak olursa, o zaman olur oligark. Evet monark ile oligark arasındaki fark bu kadarcıktır işte.
    79 yılında yazıp neşrettiğim ÇAĞDAŞ TURUVA ATI DEMOKRASİ adlı küçük çaplı bir kitabımda, “Monarklar halka, reayaya, “ben böyle istiyorum, yahut fermanımdır,” derken, bir geniş zümre olarak hakim olan oligarklar halka “sen böyle istiyorsun, ben senin istediklerini yerine getiriyorum” derler. İkisi de mülke hakim zümrenin hitabıdır. Biri erkekçe, öbürü kalleşçe yapmaktadır ya da yaptırmaktadır isteklerini. Mülk sahipleri: “Sen böyle istiyorsun” dedi mi, al sana halk yönetimi olan demokrasi rejimi.” demekteydim özetle. Nasıl bir aldatma öyle değil mi?
    Bu konuyu daha geniş bir biçimde öğrenmek isteyenler adı geçen kitabıma müracaat edebilirler.
    Peki HÜKÜMET, yani devletin işlerini gören icra heyeti nedir sözde demokratik ülkelerde? Halk yığınlarının reyleriyle destekledikleri siyasi kadrolardan doğan devlet dışı bir kurumdur hükümet. Ve oy atan ve hiçbir gücü bulunmayan halkın sessiz göz yaşlarıyla desteklediği seçilmiş hükümetin elbette ki hiçbir gücü yoktur. Daha da doğrusu, devlet gücününün verdiği kadar yetkisi vardır. Bu durumu en güzel bir biçimde anlatan bir siyasi anektot vardır rivayetlerde. Celal Bayar Başvekil olarak tayin edildiğinde Cumhur Başkanı huzuruna çıkar ve “Benim yetkilerim nedir?” diye sorar. Cumhurbaşkanından,”Dış işlerine burnunu sokma, bırak olduğu gibi kalsın. Maarife de dokunma. Adliye ve içişlerine de müdahale etme. Hele, ciheti askeriyeye yan bile bakma. Gerisinde ne yaparsan yap!” cevabını alınca, “anladım paşam” deyip ayrılmış paşanın yanından. Kendisi de bir milis subayı olmasına rağmen, askeri devletten ancak bu kadarcık bir yetki alabilmiştir. Ondan sonra gelen diğer sivil seçilmişlerin yetkisini siz düşünün artık.
    Bir bakalım demokrasi oyunuyla gelen sivil seçilmişlerin yetkileri ne kadardır? Bu konuda doğru sonuca ulaşabilmek için, geriye, Oligark Cumhuriyetin kuruluş zamanlarına gitmek gerekmektedir.
    Osmanlı’nın hasta adam olarak can çekiştiği son zamanlardaki siyasi tartışmalarda yer alan Akçora, “ÜÇ TARZI SİYASET”adlı eserinded şöyle demektedir, mealen. “Bu topraklarda siyaset yapabilmek için, İslamcılık, Türkçülük ve Osmanlıcılık kavramlarının anlattığı sosyal ve siyasal yapıyı anlamak ve bunları telif etmek, edebilmek lazımdır.”
    İştte Cumhuriyet bu üç sosyal katmanın ikisini almıış, öbürünü de geriden gelen sebeplerle reddetmiş bir kuruluşun adıdır. Osmanlı devletinin devlet anlayışını aynen almış, Türkçülüğü de onun ruhu saymıştır. Panislamizmi ise reddetmiştir.
    Bu durum kırklı yılların başlarına kadar sürmüş, ama kırklı yıllarda Türkçülük ayağı İsmet Paşa tarafından ortadan kaldırılmış ve orta yerde Panosmanizm, yani sadece devlet otoritesi kalmıştır. Mutlak otorite ve kulları şeklinde tarif edilebilir bu durum.
    Elli yılında mecburi ve yalnız seçim demokrasisi, yönetimi değiştirmiş ve böylece kaçınılmaz siyasi tartışmalar devri başlamıştır. Demokrasi seçim yoluyla idareyi sivillerin ellerine bıraktığında, elbette ki askeri devlet bu durumu kabul etmeyecek ve sivil yönetime ve bilhassa sivil yönetimin başı olmayı başarmış Adnan Menderes’i düşürüp yok etmeyi tek hedefi haline getirmişti. Hele de merhum Menderes’in, halkın bir güç olduğunu sanıp, “Bu millet isterse şeriatı geri getirebilir,” ya da,”Bu orduyu yedeklerle yönetebilirim” sözleri ise, İslam şeriatına (hukukuna) köküne kadar düşman olan asker devleti çileden çıkarmış ve Menderes’i idama kadar götürmüştü bu asker kini. Aslında Menderes’in şahsında ona oy veren millet idam edilmişti asker tarafından.
    Sivil olmaya kalkan, aslında kendisi bir beyaz Türk olduğu halde, bu beyaz Türklüğünü ancak askere itaat ederek sürdüreceğinden haberi olmayan asil mizaçlı Menderes’i büyük bir hınçla asan asker, elbette bununla yetinemezdi. Seçimden başka hiçbir yanının demokrasiyle alakası olmayan devlet rejimini, bir daha seçilmişlere iktidar hayalleri kurmaması için, güçlendirmesi gerekmekteydi. Anayasa mahkemesini kurarak, yasama meclisini devre dışı bıraktı. Bundan sonra seçilerek gelen millet vekillerinin, devlet vekili olmaktan başka sıfatı olamazdı artık. Öyle bir meclisden çıkan Hükümetler de devletin işlerini gören hademelerdir artık. Ama yine de, sözde seçilmişlerin içinden çıkan hükümetler, kendi reylerini çoğaltmak için de olsa, halktan yana görünmekten kurtulamamışlar, bu durumlarını abarttıklarında da askerden darbeyi yemişlerdir. 27 Mayıs darbesi meclisi bloke ederken, onbir yıl sonra gelen ikinci darbe de, Milli Güvenlik Kurulu adındaki devlet kurumunu oluşturuyor ve ara sıra halka yönelik tavizler veren yürütme gücünü de hadım ediyor. Bununla yetinmiyor. Bütün tay’ları yürütmenin yerine ihdas ederek, muhkemleştiriyor. Artık üç erk, kesinlikle, tek bir erk olan devlete indirgeniyor. Sivillerin erki, yani millet meclisi ve onun içinden çıkan yürütme erki, fiilde bütün yetkilerini kaybediyor. Oniki Eylül darbesi ise, sivil erke hiç bir kurum ve kuruluş bırakmıyor. Marifi YÖK’e, Halkı DGM,ye, işçileri sendikalara, işverenleri TÜSİAD a, serbest avukatları devletleşmiş Barolara veriyor ve sivil hükümetleri işlevsiz bırakıyor. Başbakan Erdoğan, “Hükümetler yargının kuşatması altındadır” derken, her halde anlattklarımı dile getirmekteydi.
    Menderes bu yapıyı bilmediği için asıldı, Turgut Özal bunu bilip kurtulmanın yolunu aradığı için, faili meçhüle kurban gitti. Tayib bey kardeşimiz de hem biliyor ve hem de bildiği bu yapıyla savaşıyor. Bakalım sonumuz ne olacak? İnşallah, Tayyib kardeşimizi de, hürriyet istemeyen bu topluluk için feda etmeden kurtarırız. Bu ceberrut, zorba ve asla ortak kabul etmeyen devlet belasından kurtulduğumuz günden itibaren bu toplumun ne büyük bir hızla büyüyüp güçlendiğini görenlere ne mutlu. Hiç olmazsa, şartlı reflekse sokup halklarını yöneten Batı dünyasının tanıdığı demokratik haklar kadar hayvansal hürriyete ulaşabilsek, bakın neler olabilir. Amin.
    Şimdi, yeni bir Anayasa hazırlama teşebbüslerine cevabın zamanı geldi.
    DEVLET GÜCÜ ANLATTIĞIM GİBİYSE, BU ORTAK KABUL ETMEZ ERK, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE İZİN VERİR Mİ?
    Evet soru budur bizce. Bu soruya biz elbette ki normal şartlarda vermez cevabını veririz. Daha önce de kerelerce söylediğimiz gibi, kuvvetler ayrığı ilkesi sadece bir masaldır. Yasama, yürütme ve yargı ayrılığı yoktur ki kuvvetler ayrığından behsedilebilsin. Çünkü bu üç kurum da devlet erki diye tanımlanan güce bağlı olarak çalışmak mecburiyeti içindedir. Devlet erkinin elinde silah vardır ve zor oyunu her zaman bozar.
    Yargı erk’i zaten devleti ayakta tutmak için vardır. Millet adına karar verdiği kabul edilen yargı erk’i, devlet menfaatinin olduğu yerde bireyin hiçbir önemi olmadığını açıkça telaffuz etmiştir, edebilmiştir. Yargı erki zaten devlet erkinin içindeki, askerden sonra ikinci büyük güçtür. Devlet erkinin kendini ayakta tutmak için oluşturturduğu yargı, birinci güç ordu emrettiğinde, nasıl brifinge koştuğunu hep birlikte gördük 28 Şubatta. Bu durum, özellikle de bizim devlet anlayışımızda gayet doğal bir görüntüdür.
    Diğer yasama ve yürütme erki de, daha önce de zikrettiğimiz gibi devletleştirilmiştir. Elbette ki devletin, yani, askerin adına hareket eden yargı erk’nin yardımıyla devletleştirilmiştir yürütme erki. O kadar ki, basit idari kararları alıp gerçekleştirme işlerini bile yapamaz hale gelmiştir Yasama ve içindn çıkan Yürütme erk’i.
    Durum yukarıda ifade edildiği gibi olmasına karşın, zencilerin hükümetini, halk lehindeki bazı kanunları çıkarmamakla itham edenlerden nefret ediyorum. Bu tutumu en büyük bir zulum olarak görüyorum.
    411 meclis üyesinin el kaldırdığı ve yasalaştırdığı bir uygulamayı anında yok hale getiren bir Anayasa mahkemesini görüp de, hala hükümeti itham etmek nasıl bir mantık ve insaftır, anlamak mümkün değildir. Ancak millet karşıtı olanların kötü niyetliliği ile izah edilebilir bir hadisedir.
    Her darbe, halka karşı, devlet kurumlarını daha sağlamlaştırmak için yapılmıştır sanki. Her darbeden sonra, bir yandan yeni devlet koruyucu kurumlar ihdas edilirken, kurulu olan kurumlar da çok daha güçlü hale getirilmiştir.Anayasa Mahkemesi, sadece, meclisin çıkardığı kanunların Anayasanın ruhuna uygun olup olmadığı konusunda araştırma yapmak için var edilmişken, kendisini yasa yapacak kurum olarak görmüş ve sayısız konuda yasama meclisinin hakkı olan yasaları kendisi çıkarmıştır. Mesela, 367 olayı böyledir. Mesela, turban meselesi böyledir. Hatta kendisi kendisine çıkarmak istediği konular hakkında dava açarak yasalar yapmıştır. Kolayca ve hiçbir delile istinad etme gereği duymadan, devletin ‘kapat dediği’ partileri hiç tereddüt etmeden kapatmıştır.
    Tay’lar ve özellikle de Danıştay, otobüs bilet fiyatlarına kadar idareye müdahale etmiştir.
    Şimdi yargı erkinin hali bu iken, yani adına karar verdiğini iddia ettiği millet aleyhine ve devlatin lehine karar verirken, bana Anayasa değişikliğini bu zenci hükümet yapabilir mi? diye soruyorsun. Sence yapabilir mi? Elbette yapamaz.
    Yargı sadece milletine karşı bağımsızdır. Kendisine sonsuz yetki veren, neredeyse vahiy yoluyla oluşmuş bu statüyü koruma yanlısı bir yargıdır. Statü de İslam düşmanlığı temeline oturduğu için İslamdan başka her izm’in tarafıdır. Kurulu düzeni bir tabu olarak görmekte ve onu korumanın müminliğini yerine getirmektedir.
    Ve bir siyasi partinin yöneticileri, İslamın tozunu bile taşısa. onunla asla anlaşmaz ve barışmaz bu içi boş düzenin kurumları. Batı dünyasına karşı kaybettiği yukarıda ahsin ettiğimiz ilk savaşlardan sonra, mağlubiyetini büyük İslam dinine fatura etmiş bir katı düzenden bahsediyoruz. Onun içindir ki, zencilerin partisi yeni bir anayasayı, hakka, hukuka, hele de halka hiç değil, bütün bunları reddeden devlete bağımlı yargıdan geçirmesi mümkün değildir.
    Peki durum buysa, bu mazlum ve tarihi boyu hürriyeti tatmamış millet zincirlerini hiç kıramayacak mı? Elbette kırabilir ve askeri vesayetten kurtulabilir. Ama çok dikatli planlar yapılmalıdır. Öncelikle bu hükümet ve onun güvenilir lideri, şu anda, devleti ayakta tutan yasalarda değişiklik yapamayacağını kabul edip yola çıkmalı. Bilmeli ki, Cumhurbaşkanı dahil, yakın çalışma arkadaşlarından birçoğu devletin yanındadır ve icap ettiğinde kendisini yanlız bırakacaklardır.
    Peki ne yapmalıdır? Kanla irfanla kurulmuş olan bu rejimi, karşı bir halk ihtilali ile yıkabileceğini kabul etmeli ve en kısa zamanda halka gitmelidir. Her geçen gün kayıptır. Hani sayın Başbakan,”Neye malolursa olsun Bundan sonra olanları açıklayacağım” demişti ya, işte bu açıklamaları seçim meydanlarında halka yapmalı, oylarını yüzde atmışlara çıkarmaya çalışmalıdır. Eğer durumu halka iyi anlatabilirse, bu rakamı elde etmesi mümkündür. Çünkü Karlofça ve Pasarofça’dan bu yana geçmiş 300 yılda, toplumun ancak yüzde yirmisini, Batıya taabbüt eden beyaz türk haline getirebilmiştir bu rejim. Yüzde yirmi kadar da Beyaz Türklere öykünenler vardır bu ülkede. Eder en çok yüzde kırk. Gerisini tek partide toplamak hedef olmalıdır. Devlet partisi olan CHP ve MHP ve ırkçı Kürt Partisi hariç, diğer zenci partileri, (Saadat, Büyük Birlik Partisi) gerçek hürriyet iklimi geldikten sonra yeniden devreye girebilirler. Bütün zenci partiler bu seçimde geri durmalıdırlar. Zencilerin hürriyeti için çalışmasalar bile, en azından nötr kalmalıdırlar. Bu tavır millet ve hak severliğin gereğidir. Bu seçimlerde siyasi ikbal peşinde koşmak millete ihanet olacaktır. Tabi kendilerini zencilerin en büyük partisi olarak görüyorlarsa, o başka tabi. Buna bizi inandırdıkları taktirde, onlar için söylediğimizi bu sefer Ak Parti’ye söyleriz.
    Evet. Anayasa değişikliği, önümüzdeki seçimde, ancak yüzde atmış ya da üstü oyla çıkıldığında yapılabilir. Çünkü, böyle bir sonuç, başta asker olmak üzere, bütün devlet kurumlarının gözleri fal taşı gib açar. Ancak o zaman bu milletin kararı karşısında son direnci de kırılmış olur. Sivil değil, hakka dayalı ilk anayasa da böylece dünyadaki yerini alır ve dünyayı kendisine hayran bırakır. Böylece de bütün insanlığın manevi lideri olur bu mazlum millet.
    SON BİRKAÇ CÜMLE: Ülkemizde üçyüz yıla yakın bir süredir cereyan eden siyasi ve sosyal çatışmaların kök sebebi, İslam dininin ta kendisidir. Karlofça yenilgisinin sebebi o zamanki derin devlet kadrosu tarafından İslam dini olarak görülmüş ve kendisini mağlup eden Batı güçlerine teslim olmayı kendi egemenliğinin bekası için gerekli saymıştır. Batının nefret ettiği ve aynı zamanda da korktuğu İslam medeniyetinden vazgeçmekle devletini sürdüreceğini sanmıştır. Evet. Bahsi geçen mağlubiyetten sonraki devlet politikası İslamdan kurtulma savaşı üzerine oturmuştur. Devletin Batılalaşma çabasının sonuca ulaşması ancak İslamdan kurtulmakla mümkündü ve Türk derin devleti de böyle yapmaya çalıştı. Yani, Türk derin devleti İslamdan uzaklaşmayı devletinin bekası için gerekli görüyor ve onunla var gücüyle savaşıyor. İslamın tozunu bile taşısa bir siyasi kadronun yöneticileri, onlara asla müsamaha edemez. Bunu kendi egemenliğini bekasına tehlike olarak görür.
    Eğer Erdoğan hükümetine yeni anayasa yapma imkanı verirse, ebediyen seçimleri kazanacığı imkanını kendi eliyle vermiş gibi görür. Bu durum da kendini inkar anlamına gelir. Devletin bu yapısını hesaba almayanlar, günümüzdeki Ergenekon bağlantılı olayları çözemezler. Nitekim yapılan bütün tartışmalar yanlış temele oturduğu için asla sonuç vermiyor ve geyik muhabbeti seviyesinde kalıyor. Devlet kararı iyi anlaşılmalıdır.
    BİR KÜÇÜCÜK NOT: Ülkemizin durumu bu iken, devlet bütün kurumlarıyla Tayyib kardeşimzin üzerine giderken sayısız süikastlara muhatab edilirken, TAY’ları aşamazken, ülkenin endazesiz liberalleri bazı demokratik açılımları yapamıyor diye üzerine gidiyor. İşte buna dehşetli kızıyorum. Bu ülkede oğlunu onun adına kurban eden insanlar varken, Menderes darağacına yapayalnız gitti. Bahsini ettiğimiz devletin zerre kadar insafı yoktur. Liberallerin bunu bilmediklerini sanmıyorum.
    Sevgiler ve azimler.
    Selam olsun gerçek hürriyet arkasında koşan ve koşacak olan şanlı milletime.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman