Bakara Sûresi (50). ayet hakkında

ziyaretci | Şubat 16, 2010

Efendim hazırlamış olduğunuz Meâli Memduh kardeşimiz takdim etti ve okuyup öğrenmeye ve faydalanmaya çalışıyorum.
Sorum şöyledir: Sûresi 50. ayette İsrail oğulları hakkında;” Daha sonra, denizi geçmenizi kolaylaştırmış ve sizi karşı yakaya geçirmiştik. fakat sizi takib eden Firavun ve adamlarını, gözlerinizin önünde suda boğarak yok etmiştik.”

Merak ettiğim bu olayın detayı nasıldır. Yani İsrail oğullarının gemileri var mıydı onlarla mı karşı yakaya geçtiler. Firavun ve adamları, güç kuvvet içinde olanlar nasıl oldu da suda boğuldular..

Selam ve hürmet ederim.

1.068 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Nurettin Durman.

Benzer Sorular

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Bakara,

Cevabım: “Bakara Sûresi (50). ayet hakkında”

  1. ismailkazdal

    Esselam, sevgili kardeşim!… Hz.Musa’nın hayat hikayesi kısaca şöyledir ve onun kıssası bütün nebi ve resullerden daha fazla yer alır Kuran’da: En büyük sebebi ise, Yahudilerin, din konusunda bütün kavimlerden çok çok daha fazla bilgi sahibi olmalarıdır. Çünkü Hz. İbrahim’den hemen sonra başlayan Ben-i-İsrail’lin neredeyse bütün kralları nebi ve Resuldur. Nebilik babadan oğula geçen bir haslettir İsrail oğullarında. Onun içindir ki bu kavim dinde uzmanlaşmış bir kavimdir. Hz. Musa da bu kavmin en son ve en büyük Resuludür. (Hz. İsa da bu kavimdendir ama, onu kendi nebileri olarak görmemektedirler. Eğer görselerdi, Hz. Musa’dan sonra gelen Hz. İsa’ya itaat eylerlerdi. Demek ki Yahudi olan Hz. İsa Yahudilerin peygamberi sayılmamıştır.)
    İşte böyle bir tarihin sahibi olan Yahudiler din konusunda herkesten çok uzmandırlar. O kadar ki, Resülden sonra bile, Kaab’ül-Ahbar gibi Yahudi Rabbinleri, Müslüman bilginlerine hocalık bile yapmışlardır. (Not:Bu konu Müslümanlar tarafından ciddiyetle ele alınmalıdır. Çünkü Müslümanlar için hayati bir meseledir.)
    Demek oluyor ki, bu hasletlere sahip olan Yahudileri İslama davet etmek ve bu konuda ikna etmek İslam dininin gelişip yerleşmesi için hayati bir öneme sahipti. Eğer Yahudiler ikna edilebilirse, onlardan gayrilerini ikna edebilmek kolaylaşırdı. İşte bu önemli sebepten ötürü, Hz. Musa ile ilgili kıssalar her Resul ve nebiden kat kat fazladır.
    Bu kıssaları şöyle özetleyebiliriz:
    Yahudiler Mısırda köledirler. Ama her halde mizaçları itibariyle rahat durmamış olacaklar ki, Firavun, bunların nesillerini bitirmeye karar vermiş ve Yahudi ailelerden doğacak her erkek çocuğun öldürülmesi için emir vermiştir. Ve Hz. Musa doğmuştur. Elbette Ailesi onu kurtarmanın yollarını aramışlar ve bu arama sırasında yüce Rabbimiz anasına, oğlunu kurtarmanın yolunu vahyetmiştir. Bir, suda batmayan ve bir bebeği taşıyacak kadar geniş kabın içine koyup muhtemelen Nil’in sularına bırakılacak, Ablası da onu takib edecek, kimin eline geçtiğini öğrenecek ve geri gelip anasına babasına bebeğin yerini söyleyecektir. Allah;ın büyük hikmeti gereği bebek o kıyıdan bu kıyıya çarparak kendisini öldürme emri veren Firavun’un havuzuna girecek ve orada muhtemelen yüzmekte olan Firavun’un hanımı tarafından görülecek ve şefkatli kollarının arasına girecektir. Yanındaki hizmetçileri ile bebeği nasıl besleyeceklerini tartışmaya başlamışlar ve bunu gören ablası, onlara yaklaşıp bir süt anne bulabileceğini söylemiş, Firavun eşinin bu öneriyi kabul etmesiyle birlikte koşup evine gelmiş ve anasını alarak Firavun eşine götürmüştür. Böylece Musa’yı sarayda annesi emzirmiştir. Yüce Rabbimiz öldürme emri verdiği bir çocuğa böylece Firavunu baba yapmıştır. Bu hikmeti bir yana bırakarak biz Musa’nın büyümüş haline gelelim. Elbette bir şehzade gibi büyümüş olduğu için güçlüdür. Ve kendisinin bir Yahudi olduğunu da öğrenmiştir. İşte bunu öğrendikten sonra, bütün hayatını esir olan kavmini Arz-ı-Mevud’a (Filistin toprakları) götürme işine hasretmiştir. Her Yahudi gibi çok kavmiyetçi biridir. Okadar ki, bir Yahudi kişiye sataşan birini bir yumrukta öldürmüştür. Neyse, bu konu bahsi diğer.
    Kavmini Arz-ı-Mevud’a götürmenin yollarını aramaya başlamış ve maksatla Kızıl deniz kıyılarına kerelerce sefer etmiş, kavmini sudan geçirebileceği şartları araştırmış ve nihayet karararını vermiş ve Kavmini arkasına alarak denizin daha önce tespit ettiği bölgesine getirmiş, belki de daha önce hazırlayıp saklamış olduğu sallara bindirip sakin suda karşıya geçirmiştir. Onu takip eden Firavun da aynı şekilde karşıya geçmeye çalışmış, ama, büyük bir fırtınanın kabarttığı dalgalara gömülmüştür. Bu dalgalar deyimi Kuran’ın deyimidir. Hz.Musa’nın suyu geçmek macerasını anlatan ayetlerin birincisinde geçmektedir bu deyim. Daha sonra, büyük ihtimalle, Yahudilerin Allahın Resulüne; “Sen Tevrat’ı kabul ettiğini söylüyorsun ama, Musa’nın geçişi hakkındaki Tevrat ifadelerini de değiştiriyorsun” şeklindeki itirirazlarından sonra, Kuran, Musa’nın suyla olan macerasının hikeyesini muğlaklaştırmıştır.
    İnsan oğlunun, hele de İsrail oğullaraının değişmez bir tabiatı vardır ve de şudur: Nebiler gerçekleri, hayatın içinde var olan ilahi fıtrat kanunlarına uygun ayetleri getirirler, fakat Süleyman tahtını yiyip bitiren kurtlar gibi, Resul ve Nebiden sonra oluşan kudretliler, o gelen gerçek ayetleri devreden çıkarmak için, efsaneler uydururlar, ve böylece ayetlerin gerçekliğini örtmüş olurlar. Hiçbir işe yaramayan efsaneler din haline getirilir, gerçek din kurumu ise egemenlerin işi olarak kalır. Bu dünya ahiretimizin tarlası iken, egemenlerin egemenliğini besleyen bir tarla haline dönüşür.
    Her gelen nebi kendinden önceki nebilerin getirdiği efsaneleşmiş dini gerçeklere döndürmeye çalışmıştır. Bu hikmeti anlatan sayısız kıssa vardır farkları ortaya koyan Kuran’da.
    Bu cevabı okuyanlara tavsiyem, biraz zahmet edip, Kuran’da geçmekte olan Hz. Musa’nın suyla olan maceralarını anlatan ayetleri arayıp bulmaları ve bir bütünlük içinde üzerlerinde tefekkür etmeleridir. Biliniz ki, hiçbir maksat için Allah’ın ayetlerinde, yani varlığın yasalarında bir değişiklik olmaz. Su yarılmaz ve boğar, ateş de yakar. Allah neyi nasıl ve ne için yaratmış, hangi misyonu yüklemişse onlar mutlaktır. Eğer sünnettulah ve adetullah değişseydi, o zaman biz insanlar onları zapt edip icatlar yapabilirmiydik? Selam ve sevgiler.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman