balyoz

ziyaretci | Ocak 23, 2010

Ne diyorsunuz plan seminerine? Plan seminerine..

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

Soruyu gönderen kişi: Ömer.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Soru-Cevap | Cevabım »
Etiketler: balyoz,

Cevabım: “balyoz”

  1. ismailkazdal

    2004 yılından bu yana internet sitesi maceram var ve bu müddet içinde derin devlet, devlet, merkez güç, devletin özü gibi başlıklarla bana sorular soruldu ve ben de usanmadan cevaplar verdim. Bir kere daha çok özet olarak açıklayayım. Aslında, yukardaki tanımlamaların tamamı DEVLET olarak algılanmalıdır. Bütün Türk devletlerinin merkezinde asker sınıfı olduğunu biliyoruz. Çünkü bütün Türk devletleri muharip sınıf tarafından kuruldu ve onun için Türk muharip gücü devletin otoriter yapısı içınde kendi gücüne asla şerik kabul etmedi, etmez. Muharip gücün tek inandığı ilke kendi egemenliğidir. Onun için hiçbir başka ilke ya da inanış koordinatları onun için asla amaç olmamıştır, sadece devlet için, devletin ve dolayısı ile de tek sahibi olan asker için araç olarak kullanılan değerler olmuştur. Hiçbir Türk devletinin üst yapısı ya da merkez gücü tarih boyu hiçbir dine ya da medeniyete bağlılık duymamıştır. Ama bütün inanış ekollerini ve kurumlarını eğer ihtiyaç varsa kullanmıştır. Her sosyal ve siyasal yapılanmanın bir takım inanç temellerine oturtulması gerekmektedir. Türk muharip gücü, yani gerçek devlet de böyle yapmış, konjönktüre göre ilkeler seçerek kullanmış, şartlar değiştiğinde de kullandığı ilkelere büyük bir hızla arkasını dönmüştür. İcap ettiğinde Allah’ı, dini ve bir takım ahlaki ilkeleri kullanmış, ama kuvvet kaybettiği zamanlarda da kendini değil ilkeleri suçlamış ve şiddetli düşmalıklar geliştirmiştir. Bu tavrına da devlet ilkesi nazarıyla bakmıştır.
    Belki bütün klasik devlet yapıları da böyledir. Belki bütün güce dayalı devletlerin üst yapıları da kendi erklerinden başka hiç bir değere inanmamakta, sadece kendi erklerine hizmet ettikçe bazı ilkelere inandığı zannını vermektedir halka. Ama Türk devletlerinin üst yapısı, merkez gücü hiçbir devlet erkiyle kıyas kabul etmeyecek bir katı tutum içindedir. Kendi erkine zaaf dokundurduğuna inandığı her türlü ilkeyi hemen yok etmek ister. Çünkü Türk devleti merkez gücüne göre devlet erkinden başka bütün değerler sadece teferruattır. Önemli olan sadece devletin, yani askeri otoritenin bekasıdır. Hiçbir dini yapıya inanmaz. Belki hayali ve pasif bir Allah kavramına inandığı zamanlar da olmuştur. Ama Allah’dan geldiği iddia edilen hiçbir dine inanmamıştır. Bu mantaliteyi en güzel, Balyoz operasyonundan sonra kurulacak hükümette adı geçen emekli general olan Kemal Yavuz, 28 Şubat devlet darbesi sıralarında, ” Kim demiş Türk ordusu Allah’a inanmaz? Elbette bir Allah’a inanır ama, o Allah’ı hiçbir işine karıştırtmaz” diyerek çok güzel ifade etmiştir.
    Aslında Türk devlet erkinin, yani muharip gücün tarihi başlangıcından bu güne gelen serüvenini ERGENEKON isimli kiapta toplamaya çalışıyorum.
    Onun için Türk devletinin merkez gücünü bugünkü İslam düşmanlığına sürükleyen miladdan başlayalım.
    Dövüp durduğu Batı’ya mağlup olma başlangıcı olan on yedinci asrın sonu ve onsekezinci yüzyılın başında (Karlofça-Pasarofça), devlet mağlubiyetinin sebebini araştırdı ve kendine göre mağlubiyetin tek sebebi olarak İslamı gördü. Mağlubiyetin faturasını İslam dinine çıkardı. İşte bu zamandan itibaren geçen üç yüz yıllık devrede Türk devletinin birinci düşmanı hep İslam oldu. Halbuki ise, mağlubiyetin sebebi asla İslam olamazdı. Çünkü devletleştirilmiş bir İslam vardı orta yerde. Kurandan uzak mevzu hadis ve kibarı-kelam temelli bir devlet dini vardı orta yerde. Her zaman ve şartta sınırlarını devletin koyduğu bir dini anlayış vardı ve mağlubiyetin sebebi işte bu dindi ve devlet dini yenildiği için de aslında devlet yenilmişti.
    Devlet, mağlubiyet için kendini yargılayıp “Ben nerede yanlış yaptım?” diye soracağı yerde, kendine uydurduğu İslam dinini itham etti ve devletin layüselliğini sürdürüp bu günlere kadar geldi.
    Kesintisiz İslam düşmanlığı HAKİM Batı’nın da işine geldiği için güç buldu ve üç asırlık bir zamanda İslamdan iğrenen bir Beyaz Türk tipi oluştu.
    Türk ırkı Başbuğcu bir toplumdur. Devlet ve de güçperest bir sosyal yapısı vardır. Bin küsür sene önceki Başbuğu İslam dinini siyesetinin gereği görüp ona dahil olmuş, ona bağlı topluluklar da onu takip etmiş; ama bin küsür yıl sonra dinden çıkmış arkasıdakiler hemen arkasına takılmıştır.
    İşte Balyoz meselesi de budur. Devletine takılmayan ve onunla birlikte İslama düşman olamayan ne kadar kalabalık (Zenci Türk) varsa, hepsinin başına balyozu indirmek devletin en has hakkıdır VE DE GÖREVİDİR.
    Zaten Varşova Paktının yıkılışından sonraki Nato toplantısındaki Genel Sekreter, “Kızıl düşman yıkıldı, bundan sonraki düşmanımız yeşildir” deyip, İslamı yeni düşman olarak göstermemiş miydi; onun ardından Türk Ordusu birinci tehlike olarak irticayı ilan etmemiş ve Refah-yol hükümetini devirmemiş miydi?
    Öyleyse, ordunun açık açık bir çok general ve ilgili subaylarla bu birinci düşmanı tasfiye etme planları yapmasına niçin şaşırıyoruz.? Ben de bunu anlamıyorum.
    Televizyonlarda konu hakkında geyik muhabbeti yapılıyor. Gazetelerde kurt masalları anlatılıyor. Bir türlü işin aslına, çıkış noktasına inerek tartışmaları bitirmiyorlar. Ya bilmiyorlar, ki büyük ihtimalle böyledir, ya da korkuyorlar. Doğrusu o ki ben de gerçeği söylerken korkuyorum. Ama korkunun ecele faydası olduğu görülmemiştir.
    Sözün özü, Ülkenin zencileri durumuna düşen sözde Müslümanlara, Balyoz ve daha bir sürü irili ufaklı operasyonları yapmak askerimizin asıl görevidir.
    Zaten, dış düşmanlarla sadece izinle savaşabilir. Eh ordu da savaşmak için vardır. Dış düşmanlarla savaşma imkanı yoksa, ya da ancak izinle oluyorsa, dış güçlerin her zaman izin verdiği iç düşmanla savaşmak her halde stratejik yetkinliğini artırır. Acaba? Öyle mi Yavrukurt?
    Ama eğer merak ediyorsan, devletin bu yapısı değişmek üzeredir. Çünkü artık ülkenin zencileri uyanmış ve de hiçbir şekilde geri adım atmayacak kendi liderini bulmuştur. Sevgiler ve selamlar.

Cevabım

© 2010 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman