Berkin Elvan

ziyaretci | Mart 13, 2014

Gezi Parkı protestoları sırasında başına isabet eden gaz kapsülü sonucu komaya giren ve 269 gün sonra hayata gözlerini yuman 15 yaşındaki , son yolculuğuna uğurlandı. Haberlerde, yorumlarda pek çok soru gündeme geliyor. Özetle:
Berkin, Türkiye’de umudun simgesi miydi? Dünyanın ve özellikle İslam dünyasının pek çok yerinde insanların ölümüne bigane kalınırken, Berkin’e gösterilen abartılı ve gösterişli ilgi merhametle izah edilebilir mi? Bir kesim çok merhametli, diğer kesim vurdumduymaz mı? Ahlak, başkalarının acıları için de harekete geçmeyi gerektir mez mi? Olan bitende “bizim” ne gibi bir suçumuz olabilir? “O da bunu hak etti” mi? Vicdan bu gibi olaylarda nasıl ortaya çıkarılabilir? En acil ihtiyacımız empati mi? Haykıran insanlar Berkin’in acısını mı hissediyorlar yoksa onun acısını araçsallaştırıp öfke duydukları diğer kesime düşmanlık mı yapıyorlar? Acılar da bile “Biz ve onlar” şeklinde bölünen bir toplum nasıl iyileşir?

This post was submitted by Hürriyet Ömer.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Berkin, Elvan,

Cevabım: “Berkin Elvan”

  1. ismailkazdal

    Gene cevapları içinde sorular soruyorsun.
    Ben de her zaman düşündüğüm doğruları söylüyorum. Her zaman doğruyu söylemeye çalışıyorum, fakat zamanı gelmeyen doğruları içimde tutuyorum. Söylediğim doğrunun kime ve neye zarar verdiğini, kime yarar sağladığını düşünerek cevap veriyorum. Ama artık öyle bir zamana geldik ki, doğru sözle yanlış söz arasındaki farkı bilmeye imkan yok. Herkes işkembesindeki gurultuları ağzından çıkarıyor ve bütün gerçeklere küfür oluyor bu durum.
    Onun için artık can yaksa da benim için doğru olanları olduğu gibi söyleme kararındayım. Buyurun bunun bir örneğini aşağıda görelim:
    Franz Fanon adlı, zannediyorum Cezayirli bir yazarın, Sartre’nin ön söz yazdığı “Yeryüzünün Lanetlileri” adlı eserinde, Özellikle Kuzey Afrika Müslümanlarını kastediyordu.
    Evet. Yeryüzünün lanetlileri ne yazık bütün yeryüzü Müslümanları olmaktadır. Metafiziğin de ötesinde mistik bir hayal alemine dalmış tarihin içindeki Müslüman nesiller, ki biz onlara atalarımız diyoruz, hayatı şeytana bıraktılar ve geçici meydan zaferleri ile avunurlarken, sözüm ona düşman ilan ettikleri ötekiler, Allah’ın varlık üzerindeki kanunlarını yürüten melekleri önlerinde secde ettirdiler. Böylece herkesin görüp kabul ettiği maddi güçler elde ettiler. Ve İslam dünyası olarak tanıtılan dünyanın insanlarını kendi kültür ve medeniyetlerinin kölesi haline getirdiler. Artık genelde Şark, özelde İslam alemi insanları, galip medeniyetin içinde asimle olmuş durumdalar.
    Artık hiçbir özel kimlikleri kalmamıştır. O kadar ki, Hürriyet ya da egemenlik isteyecek bir değerleri kalmamış, kimliksizliğin gayyasına düşmüştür şark ve özellikle de adı Müslüman olanlar.
    Kendilerini üstelik düşman ilan ettikleri galip medeniyetin sahipleri gibi yiyor, içiyor, giyiniyor, ve bütün hayatını taklit ediyor, ama bir de kendisini hür ve egemen sayıyor.
    Yahudi yirminci asırda iki devlet kurduklarını söyleyip dururlar. Biri İsrail öteki Türkiye. Bu hükmün doğru olup olmadığını olmakta olan hadiselere bakıp anlayabiliriz.
    Şunu demek istiyorum. Öyle bir kuşatılmışız ki, kendi dinimiz seçmek hakkını bile kaybetmişiz. İslam dininin hakikatini temsil etmek galip medeniyet tarafından suç sayılıyor ve cezalandırılıyor.
    Ya galip medeniyetin istediği gibi, ılımlı ve de hoşgörülü yeni bir din anlayışına evet diyeceksiniz, ya da yok edileceksiniz.
    Bu ülkenin gerçek sahipleri kendi ülkelerine sahip çıkamıyor. Sahip çıkanlar da ya asılıyor, ya zehirlenerek öldürülüyor, ya da en sonuncu başbakana yapıldığı gibi altı oyularak ülkeyi yönetemez hale getiriliyor.
    Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde, düveli muazzama korkusuyla, adi suçlar işleyen azınlıklar yargılanamıyordu. Şu anda da Beyaz Türklerin suçları dünya gücü korkusuyla yargılanamıyor ve benim için esas mesele de budur.
    Kuvvetler ayrılığı yaftası altında seçilmiş hükumetler iğdişleştiriliyor ve hiçbir şey yapamaz hale getiriliyor. Ham BMM si duvarlarına “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” diye yazdırılıyor, hem de meclise bağlı olması geren diğer kuvvetlere meclisi paypas etme yolunu açıyor.
    Eğer ülkeyi yönetilebilseydi ülkenin gerçek sahipleri, o zaman, meydanları doldurarak terör estiren, etrafı kırıp dökerek milyarca liralık zararlar veren kışkırtılmış kalabalıkları meydana sürenler anında yakalanıp hesaba çekilmez miydi?
    Bahsini ettiğin çocuğu öldürenler ülkenin düşmanları, ama aynı zamanda bu ve buna benzer ölümleri devlete karşı bir terör aracı olarak kullananlar da onlar.
    Bakıyorum da neredeyse Müslümanların tamamı çocuğu çocuk olarak görüp, gözyaşları döküyor. Evet. Bir çocuğun ölümü herkes için trajiktir.
    Ama bu trajedinin gerçek yöneticileri yakalanıp hesap sorulamaz ise, daha çok trajik olaylara gebedir ülkemiz maalesef.
    Ülkeyi gerçekten seçilmişler yönetmiş olsaydı, mevcut kanunları uygular ve bu gibi trajedileri durdurabilirlerdi. Ama yönetemiyor ve sadece meydanlardaki teveccühe güvenerek iktidar olabileceğini sanıyor.
    İşin temelinde zaten zencilerin hükumetini iktidarsızlartırmak yatıyor. Selamlar.

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman