Bir Müslümanın Sınırı

ziyaretci | Nisan 15, 2010

Saygıdeğer hocam, size sorum şu; bir müslümanın milliyetçilik ve gelenekçilik de duracağı sınır nedir?

285 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by nidal.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler:

Cevabım: “Bir Müslümanın Sınırı”

  1. ismailkazdal

    Önce milliyetçilik üzerinde duralım. Milliyetçilik, kavmiyetçilik ya da ulusalcılık yerine kullanılıyor. Halbuki ise, milliyetçilik, sosyal katman olarak, ideal, inanç, ahlak ve dolayısı ile de hukuk ilkeleri çevresnde birleşmektir. Bu çerçevede birleşenlere millet denir. Kendilerini millet yapan inanç ilkelerine candan bağlı olanlara da milliyetçi denir. İslamiyette milliyet, “DİN” yerine geçer. Mesela, Kuran’da geçmekte olan İbrahim milleti terkibi, İbrahim’e ve dolayısı ile de getirdiği dini ilkelerine bağlı insanlar topluluğu anlamındadır.
    Milliyet, yani DİN, insanın seçimine tabidir. İnsan kendisi seçer dinini. Onun içindir ki, insanın en üst yapısı, en üst kimliği DİN dir. Din, bütün kimliklerin üzerindedir. Çünkü, onu insan kendisi seçmiştir.
    Alt kimlikler, sırayla, Irk ya da ulus, kabile, soy ve ailedir. Görüldüğü gibi, bu kimliklerin tamamı kan berarberliğidir ve kişinin seçimine tabi değildir. Doğal olarak bireylere yaratıcı güç tarafından verilmiş vasıflardır bunlar.
    Her biri de duygusal bağlar oluşturarak büyük misyon yüklenirler. Her birinin, insan hayatında büyük yerleri vardır. Ama, inanç ilkelerinin emrinde oldukça çok yararlı, ama inanç ilkelerinin önüne geçtikçe de insan için en zararlı hale gelirler. Duygusal bağlardan hukuk oluşmaz. Duygular temeli üzerine, siyasal ve sosyal nizam ve düzen oluşturulamaz. Eğer oluşturulmaya çalışılırsa yeryüzünü fesat ve anarşi kaplar ve savaşlara kadar gidilir. Duygular her birey için kendine özeldir. İnsan, aynı dili kullanan kavmini, kabilesini, soyunu ve ailesini sever. Her şeye rağmen sever. Bu sevginin mantıki bir cevabı yoktur. İşte bu hissi sevginin beraberliğini, iradeyi oluşturan güzel ahlak ilkeleri emrine verebilirsen, bu birleşmeden çok büyük bir güç doğar ve bu güç de güzel ahlakın yayılmasına sebeb olur. İşte sorduğun sınır bu şekildedir.
    GELENEKLERE gelince. Zaman bir nar-ı-beyza gibi akıp gider. Her mekan, insanı etkileyen ve kişiliğini oluşturan çok çok ayrı şartlar taşır. Onun içindir ki, insan, zamanın önünde koşmak zorundadır. Bu da her insanın kendi zamanına hükmetmesi demektir. Hiç bir zaman ve zemin şartları birbirine benzemez. Her zaman ve zemin, kendi içinde yaşayan insanları kendine göre biçimlendirir. Her zaman ve zemin şartları zamanla birlikte insan eliyle değişir. Bir zamanın ve zeminin içindeki bazı örfler ve adetler istihale eder. Yerini başka zamanlara bırakır. Çünkü, insan durmadan kendi şartlarını daha ileri taşıyan yaratıktır. Hep üretir, ürettikçe de yeni şartlar gelir, yeni şartlar geldikçe de, onlara yeni bilgilerle hükmetmek gerekir. Onun içindir ki, yeni şartlarla ilga olmuş geleneklerle yaşamaya çalışmak, gerçek gericiliktir.
    Elbette ki, devam edecek, etmesi gereken temel ilkeleri bu durumun dışında tutuyoruz. İnsanların beşeriyet tarihi boyunca, deneye yanıla elde ettikleri değişmez ilkeler zaten gelenek sayılmazlar. Onlar, mütearife, yahut da kaziye-i-muhkem mesabesindedirler.
    Bu konu binlerce sayfalık kitaplarla ihata edilebilir ancak
    Onun için, biz, hala yaşama imkanı olan, yaşandığında insanlarımza zarar vermeyen, çağın akışını durdurmayan, bizi çağın dışına atmayan geleneklere evet diyelim, ama tersi duruma düşmüş gelenekleri de yok oldukları yerde bırakalım, diyerek cevabımızı bitirelim. Selam ve sevgiler.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman