Demokratik Özerklik
ziyaretci | Aralık 26, 2010
Hocam, son günlerde bir demokratik özerklik tartışmasıdır gidiyor.
1) Bu tartışma neden şu anda başlatılmıştır, kimlere fayda sağlamaktadır.
2) Bölgeye istenilen şekilde bir özerklik verilmeli midir.
3) Ülkede Kürtlerin özgürlüğü yok deniyor, peki Türk’ün özgürlüğü varmıdır.
4) Size göre konunun en makul çözümü nasıl sağlanabilir.
336 kez görüntülendi.
This post was submitted by Hüseyin.
Benzer Sorular
Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Demokratik, zerklik,
Cevabım: “Demokratik Özerklik”
Cevabım
« cariye | Anasayfa | degişkenlik »










Sorulara tek tek cevap vermeye başlamadan önce, bu günkü vahim noktaya nasıl geldiğimiz hakkında bir kaç söz etmemiz şarttır. Eğer işi temelinden ele almazsak, bu olaylara temel olan tarihi arka planı yakalayamazsak, ülkemiz için en vahim olan bu olayı da çözemeyeceğmiz kesindir.
Biz bu sitede verdiğimiz kimi cevaplarda, işin kökenini açıklamış ve özetle demiştik ki, bugün ülkemizin başına gelmekte ve ülkeyi parçalamak noktasına getirmekte olan en büyük sebeb, Türk derin devletinin almış olduğu toplumu İslamsızlaştırmak kararıdır. Bu kararı, Batı karşısıdaki ilk büyük yenilgisi olan Pasarofça savaşından sonra, mağlubiyetinin sebebini İslama fatura ederek almıştı derin devlet. Ve Derin devlet Ergenekon ırkçı yapısı altında bu fikrini hala muhafaza ediyor ve ülkeyi İslamsızlaştırma mücadelesini, büyük bir hırsla yürütüyor. Yani, kısaca, derin devlet, mağlubiyeti İslam dinine yüklüyor, dinin kendi devletlerini zayıflattığına ve mağlubiyete sebebiyet verdiğine inanarak Batı dini adına İslama savaş açıyordu. İşte bugünkü feci durumun gerçek sebebi budur. Bunu kabul etmezsek, bütün olup bitenler ve özellikle de Devletle halkın birbirinden kopması meselesini asla çözemeyeceğiz. İşte sorulara bu bakış açısıyla cevap vereceğiz.
Açıklayıcı anlamdaki ilk sözümüz, Bir büyük imparatorluk bakiyesi olan tarih ve coğrafya üzerinde, bir ulus adı merkezinde yeni devlet kurulmasının büyük bir yanlış olduğudur. Avrupa’daki ulus devlet şartlarının bulunmadığı ülkemizde, onlar gibi davranılmasının imkanı yoktu. Ama yine de bu büyük hatayı yaptık ve sayısız etniğin yaşadığı bu topraklarda Türk ulusu adı ile devlet kurduk. Bu olaydan sonra bu topraklarda yaşamakta olan hiç bir etnik, “ne mutlu Türküm diyene” ile, “ne mutlu Türk olana” arasındaki farkı anlayamazdı. Yani, yeni devletin adının, bütün etniklerin üst yapı adı olduğunu anlaması ve vatandaşlık şuuruna ulaşmasının mümkünü yoktu. Çünkü, TÜRK, bir etnik adıydı, her etniği asimile etme tuzağı görülüyordu ardında.
Hele hele, “Türküm doğruyum” diye başlayan antların bütün okullarda bangır bangır bağırtıları arasında, ülkemizdeki her etniğin bu tuzağı görmemesi ve göz ardı etmesi mümkün değildi. Etmedi de. Zorba güç karşısında, eder gibi göründü, ama, her etnik, kendi etniğinin örf ve geleneklerini kendi içinde yaşattı ve asimile olmadı. O kadar yaşattı ki kendi örflerini, neredeyse bu ülkede ne kadar etnik varsa, hepsi de Kürt etniği kadar derin devlet ve dış güçlerin desteklerini almayı başarabilselerdi, aynen Kürt etniği kadar problem olurlardı ülkede.
Bugün olanların tamamının kökeninde, derin devletin bu büyük yanlışı yatmaktadır.
İkinci sözümüz ise, birinci yanlışın üzerine, yeni Türk devletinin ilave ettiği diğer yanlışlardır. Bu yanlışlardan biri ve birincisi, Türk isminin, Anadolu etniklerinin tamamının üst kimliği olduğunu tegzib eden devlet davranışlarıydı.
Bunlardan bir kaçını zikretmek bile konuyu açıklamaya yeterlidir. Türk ırkçılığı devletin temel felsefesi haline geldi. Dağlar taşlar, “Ne mutlu Türküm diyene” yazılarıyla dolduruldu. Türkçeyi hiç bilmeyen Kürt çocukları, okullarda her sabah, “Türküm, doğruyum” diye bağırtıldı. Askere alınan Kürtlere zorla Türkçe öğretilmeye çalışıldı. Bütün bunlar, Türkiye adının, her etniğin üst kimliği olması halini ortadan kaldırdı, bütün etniklerin Türk kavmi içinde asimile edilmesi şeklindeki devlet politikasını gün gibi ortalığa döktü.
Böyle bir ırkçılık politikası, Kürt gibi, varlığı tarihe uzanan bir etniği Kürt ırkçısı yapmaması mümkün değildi ve nitekim böyle de oldu. Eğer koyu bir Türkçülük politikası uygulanmasaydı ülkemizde, belki de zamanla Kürtler, gönüllü olarak, Türkiye adını kendi üst kimliği olarak kabul edebilirdi. Elbette, bu adı üst kimlik olarak kabul edilebilmesi için, Türkiye’nin zengin bir ülke olması da şarttı.
Bütün bu sözleri niçin söyledik? Sorulan soruya konu olan sosyal ve siyasal probleminin kökeninin çok derinlerde olduğu anlaşılsın, diye. Öyle, hemencecik halledilecek bir mesele değildir içinde bulunduğumuz çıkmaz. Tarih boyu Kürt adıyla devlet kurmamış bir etnik, etnik kökenli bir ulusal devlet kurulunca kendi topraklarında, o zaman kendi etniğini Irk bazına çıkarmış ve bu noktadan sonra kendi adına devlet kurma şehvetine kapılmıştır. Kürt etniği dememin elbette bir dayanağı var. Sapına kadar Kürt olduğunu hiç saklamamış bir antik diller profösörü kardeşim, seksenli yıllarda, kendisine, “neyle meşgulsun bu günlerde?” soruma, “Kürt ırkının kökenini aryorum” cevabını vermişti. ARADAN BİR İKİ sene geçtikten sonra yeniden karşılaştığımızda, “Ne oldu, Araştırman ne durumda” diye sorduğumda, “Bıraktım hocam. Hangi yoldan gidersem gideyim, Sami ırkla karşılaştım” karşılığını aldım. İşte bir Kürt uzmanın bu sözüne dayanarak, Kürt ırkına etnik dedim. Zaten de işaret ettiğim gibi, Kürt isimli bir devlet bulunmuyor tarihte.
Ama sen bu büyük etniğin yaşadığı topraklarda Türk ırkına dayalı ırkçı bir devlet kurarsan, asırlaca var olmuş bir etniği sanki yokmuşlar gibi görürsen, büyük ama, yine de etnik kalmış bir topluluğu, devasa bir ırk haline getirirsin ve netekim de getirdin. Ulus devlet şehveti sonucunda, bir etniği ırk haline getirmiş bu düzenin sahiplerine sizce ne denir?
Evet. Artık neredeyse her Kürt’ün kalbinde bir Kürt devleti kurma duygusu vardır ve bu ülkenin erki, bu duyguyu geliştirmek için elinden geleni yapmıştır.
Bu ülke erkinin merkez gücünün bu konudaki en büyük suçu, kendi hükümdarlığını sürdürmek için, etnik halinden kurtulamayan Kürt kardeşlerimiz üzerinde planlar yapmış, böylece bir etniği dev gibi bir Franketayn haline dönüştürmüştür.
Nedir bu derin devlet planı derseniz; kendini vageçilmez bir durumda tutmak isteyen devlet, elbette ki ülkeyi kargaşa içinde tutacak, sonra da Demokrasi isteyenlere dönüp; “Bizim ülke öyle demokrasiyle yönetilebilecek ülke değildir, onun ıçindir ki, Türk ordusu iktidarını sivillere devredemez” demiştir ve demeye de devam etmektedir.
Kısaca söyleyecek olursak, işi bu noktaya getiren, kendisini vazgeçilmez noktada tutma adına, Kürt toplumunu azınlık hukuku psikolojisine sokan DERİN DEVLETTİR. Çözülmez duruma getirdiği bu problemi, bu durumdan dolayı zerre kadar suçu olmayan zenciler hükümetinin omuzlarına yüklemiştir. Bu kadar çözülmez bir problem haline gelmiş Kürt sorununu bu zenci hükümeti çözecektir ama, Türk derin devletiyle birlikte Kürt derin devleti de buna izin vermeyeceğe benziyor. Çünkü, ülkeyi İslamsızlaştırmaya yeminli Türk derin devleti,Kürt olduğundan bile kuşku duyduğumuz, Doğu ve Güneydoğu içinde yaşayan ateist ve deist kimselere PKK yı kurdurmuş ve zenci hükümetinin işini çok zorlaştırmıştır.
Şimdi, aşağıya aldığımız soru maddelerini teker teker cavaplamaya geldi sıra:
Hocam, son günlerde bir demokratik özerklik tartışmasıdır gidiyor.
1) Bu tartışma neden şu anda başlatılmıştır, kimlere fayda sağlamaktadır.
İşin en önemli yönü, daha evvelki satırlarda zikrettiğim gibi, devletin, yani askerin, kendine partner olarak, Türkiye’deki dini anlayışın kaynağı olan dindar bir halkın içinden, ateist ve deistleri seçmesi olayıdır. Çünkü, her zaman değindiğim gibi, Ulusçu bir devlet kurmak için islam dininin bertaraf edilmesi gerektiğine inanmış devlet erki, Doğu’yu ve Güneydoğu’yu islamsızlaştırmak uğruna, bu bölgelerin içinden, bu işi yüklenecek vasıfta kişileri PKK yı kurması için seçmiş ve sonunda da ortaya çıkardığı Frankeştayn, kendini yaratan devlete, karşı devlet iradesiyle dikilmiştir.
Bir bakıma, derin devletin kurup geliştirdiği PKK, bir Frankeştayn olarak, Türk devletinin ümüğünü sıkmaya başlamış ve bunalıma, çözülmez noktaya böylece gelinmiştir.
Peki, niçin şu anda PKK işi azıtmaya başlamıştır? Genel seçim yaklaşmaktadır. Türk derin devleti ile onunla iş tutan ateist ve deist Kürt derin devleti, yumuşak tedbirlerle iç savaşı bitirmekte olan AK PARTİ, ni bir biçimde muhakkak bertaraf edilmelidir. Çünkü, iki derin devletin yaşaması çatışmanın sürmesine bağlıdır. Bütün hesaplar, dünyanın kabul etmeyeceği askeri darbe yapılamadığına göre, Receb Tayyib Erdoğan kardeşimizi ve onun partisini seçimlerde bertaraf etme noktasında toplanmaktadır. Zaten, onu bertaraf etmek partiyi de yok etmek anlamına gelir. Evet. Şu anda, ateist ve deist Kürt derin devletinin, asla kabul edilemeyecek, kabul edilse de, Türkiye’nin sosyal ve siyasal yapısı itibarıyla uygulanamayacak isteklerde bulunmasının en büyük sebebi, demokratikleşmenin önündeki en büyük engelin, Ak Partisi ve onun liderinin olduğunu ispatlama gayretidir. Bu masalı ve terbiyesizliği seçimlere kadar sürdürmeli, Ak Partiyi destekleyen Kürtlerin kahir ekseriyetini teşkil eden dindar Kürt kardeşlerin aklını karıştırabilmelidir. Çünkü, Doğu ve Güneydoğuda birinci Parti, Ak Partisidir. İki derin devlet bunu kırmalı ve Türkiye’nin İslamsızlaştırılma hareketine devam etme imkanı yakalanmalıdır. İki ırkın derin devletinin müşterek planı budur. Ve bu politika gereği, Kürt derin devleti, asla ulaşamayacağını bildiği mustakil Kürt devletine gidecek dileklerde bulunmaktadır ve bu niyetini de demokratikleşme perdesi arkasına saklamaktadır. Ak Partisi gibi, Müslüman Kürtlerle bir araya gelebilen bir kuşatıcı parti devrilmeden, iki derin devletin planı yürümez.
Kısaca, Türk ve Kürt derin devletinin şu andaki tavırları seçimle ilgilidir ve başarılı olurlarsa hem Ak Partiden sonra gelecek hükümetten istediklerini alacaklardır, hem de kendilerini var eden Türk derin devleti Ergenekonunu, arkasından bir ciddi mesele çıkmayacak kovuşturmadan kurtarmış olacaklardır.
2) Bölgeye istenilen şekilde bir özerklik verilmeli midir.
Hemen belirtmeliyiz ki, yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi, Türk derin devletinin tarihi yanlışı, gelip Milletin omuzlarına yıkılmıştır. Hemen şu gerçeği de söylemeleyim ki, Derin devletin bütün İslamsızlaştırma çabalarını Müslüman Kürt kardeşlerimiz boşa çıkarmıştır bu güne kadar. O kadar ki, Müslümanlardan kurulu olduğuna inandığı bir siyasi parti olan AK Partisini kendi bölgesinde birinci parti yaptı ve bu tutmunu sürdürmektedir. Eğer, PKK ve partisi Kürt kardeşlerimizi seçimlerde tehdit etmeselerdi, Ak Partinin oylarının çok daha büyük oranda olduğu görülecekti.
Ama ne kadar yazık ki, baştan beri de söylediğimiz gibi, Kürtleri, Müslüman Kürtler değil, Türk derin devletinin (Ergenekonun) seçtiği ve PKK’nı kurdurduğu en az kendisi kadar İslam düşmanı ateist ve deist, belki de Kürt bile olmayan kimseler temsil ettiğini iddia ediyor. Silahı arkasına almış bir hain gurup, Kürt adına, ileri geri konuşarak, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin ve ülkemizdeki diğer etniklerin mezarlarını kazıyor. Bir bakıma, derin devletin İslamsızlaştırmak şehveti, Türkiye’nin başına bölünme belasını getirdi diyebiliriz.
Eğer, Müslüman kürtler seslendirseydi son Kürt taleplerini, bunu iyi niyetle karşılar, üzerinde tartışabilirdik. Ama, bunları seslendirenler, ülkeyi bölmekten menfaat uman dış güçlere ve özellikle İsraile bağlı oldukları için, tartışmaya muhatab olarak kabul etmemiz mümkün değildir Bu atest ve deist guruplar, her ne söylüyorsa yalandır ve hepsi de bölünmeye yol açacak tuzak sözlerdir. Özerklik, yarı özerklik, federasyon, her ne diyorsa bu kadro, hepsi de büyük Kürt Devleti (Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi içine alan) hülyalarını taşımaktadır. İsrail’e tampon olacak bir devlet. Dicle ve Fırata kadar uzanan arz-ı-mevut topraklarını İsrail devletinin egemenliği altına verecek tampon bir Kürt devletinin oluşmasına izin verecek her kurum büyük suç işlemiş olacaktır. Ve elbette Erdoğan hükümeti, bu ihanetin en uzağında olan hükümettir. Son söz, Kürtlerin bugünkü sözcülerini muhatap alarak, Güneydoğu ve Doğu meselelerini tartışmam bile.
Bütün iç ve dış meselelerinin açıkça tartışılmasından yanayım. Dil konusunu zaten hiçbir zaman tartışmam. ANA Dil bireye Allah tarafından verilmiş bir haktır. Ona hiçbir kurum ve kuruluş en küçük bir müdahelede bulunamaz.
3) Ülkede Kürtlerin özgürlüğü yok deniyor, peki Türk’ün özgürlüğü varmıdır.
Bu ülkede sadece Müslüman Kürd’ün değil, Müslüman Türkün de özgürlüğü yoktur. Devet için muteber olan Türk ve Kürt, PKK kadrosu gibi, Ateist ve deist olanlardır. İnşallah, Ergenekon dışında kalan devlet kurumlarının sorumluları anlattığım hakikatleri anlar da, hiç olmazsa bu sefer halkın hükümetiyle hiç komplesiz iş tutar. Birlikte Ergenekonu tasfiye etme kararı verir. Şayet Ergenekon meselesi halledilemezse, bölünmenin önüne geçilemez. Derin devletle birlikte, Dünya devletinin planladığı bölünme, ancak devlet millet barışıyla önlenebilir. Millet, ideal çevresinde oluşmuş insanlar topluluğu demektir. Kavim yerine kullanılması en büyük yanlışlardan biridir
4) Size göre konunun en makul çözümü nasıl sağlanabilir.
Tartışılamayan her konu tabu haline gelir, ve Buna zaten yukarıda cevap verdim. Ergenekon kadrosu hiç muhatap alınmadan bütün meseleler açıkça tartışılabilir. Tartışılmalıdır. Tartışılmayacak hiç bir tabu tanımam zaten. Çünkü, Her tabu insan aklının mengenesi olur. Her konu, hatta dini anlayışlarımız da açıkça tartışılmalı, ve kendi problerimizi bu ülkenin düşmalarının tatışmalarına engel olunmalıdır. Tek çare, bilimsel şeffaflıktır.
Sevgi ve selamlar.