Hak olan

ziyaretci | Kasım 29, 2011

İnsan için HAK OLAN nedir. Birincil derecedeki sorumluluklarımız nelerdir? Şimdiden teşekkürler.

This post was submitted by Hamza Asyalı.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler:

Cevabım: “Hak olan”

  1. ismailkazdal

    HAK OLAN
    ALLAH’IN İNDİRDİĞİ KİTAPLA HÜKMETMEYENLER VAR YA, İşte onlar kâfirlerin ta kendileridir. (Ankebut suresi).

    Yukarıda gördüğünüz cümle Kuran’daki bir ayetin mealidir. Bu ilahi emrin ışığı altında bazı ana meselelerimizi açıkça, her türlü kayıttan azade olarak muhasebe tabi tutacağız.
    Bu şekilde davranışımızın sebebi ise, günün hadiselerinin değerlendirilmesinde ve davaların ele alınış şeklinde bir sathi kalışlık ve meseleyi bütün detaylarıyla ele alamayış tavrının hâkim olduğunu görmüş olmamızdır. Böyle olmasının sadece bir sebebi olabilir ki o da korkudur. Sadece bu sebepten dolayı hakikatleri temelinden yakalayarak muhasebeye tabi tutmaktan kaçınmaktayız. Bu kaçışımız da doğrudan doğruya dine, dolayısı ile de millete çok büyük zararlar vermektedir.
    Günümüzde, sosyalizm maskesi altında, alenen, mülkiyette, sermayede ve kadında iştirakçilik savunulurken, bu çirkinliğe ses çıkarılmamaktadır.
    Misal verelim: Halkının yüzde doksanının sureta Müslüman olduğu bu ülkede, milletin parasıyla yaşayan devlet radyosunda, açık oturumlar adı altında, şahsiyetlerinin ne olduğu herkes tarafından bilinen, sözüm ona aydın, fakat esasında düzenbaz olan bir takım nevzuhurlar, Müslüman Türk kızlarını açıkça fuhşa teşvik etmektedirler. Garpçılık sloganının gölgesinde, Garbın bize hiçbir şekilde uymayacak olan nevi-i şahsına münhasır ahlaksızlıklarını bize kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.
    Bakın, adam, bir açık oturumda neler diyor: “Bizde seks problemi çözülmedikçe, bu meseleyi garplı gibi halledemedikçe, medeni dünyada yerimizi alamayız.”
    Peki batılı nasıl çözmüş bu meseleyi? Avrupa’da, bir anne kızını mektebe gönderirken, kızım hapını aldın mı, diyerek ikaz edermiş. İşte, seks meselesinin çözümü bu küçücük pozisyonda yatmaktadır. Adam bize bunu tavsiye ediyor. Peki, buradaki maksat nedir? Bunu açıklaya bilir mi bu herifi la şerif?
    Bu sakil inancın tavsiyesini yapan bu zatı gösterdiği samimimiyetten dolayı kutlarız. Hiç olmazsa kıvırmıyor. Ama bir de ne maksatla böyle bir şeyi yaptığını açıklarsa. Aksi takdirde, her şeyin sahtesinin çok çirkin bir fiil olduğunu söylemek isteriz. Bu tavsiye, açıkça, ailede iştirakçilik değil de ya nedir?
    Bu sakil olaya dokunmamızdaki sebep, hadisenin bizatihi kendisi değil, delalet ettiği manadır.
    Bu memleketteki sosyalistlerin, aile düzeni hakkında ne düşündüklerini, idrakleri körelmiş, iyi niyetli olarak sosyalistleri destekleyen bazı kimseleri uyarmak elbette bizim görevimizdir.
    Çünkü, komünistler sosyal adalet diyerek, bazı sakil görüşlerini adalete inanan saf kimselere zerk etmektedir. Samimi olarak tanıdığımız memleket evlatlarını adalet yanlısı görünerek kandırmaya çalıştıkları gözlemek bizi fefkalede müteessir etmektedir. Ama sadece üzüntü duymak kendi başına bir şey ifade etmemektedir.
    Durumun bu kadar vahim oluşunda bir takım sebepler aramak da boynumuzun borcudur. Bu iğrenç mahlûkları sadece teşhir ve tekfir etmekle vazifemizi tam yapmış olmayız. Hatta onları meşhur etmek gibi menfi bir duruma vesile oluruz.
    Bu sahtekârların maskelerini yırtıp gerçek yüzlerini gösteriyorsun, fakat görecek muhatap bulamıyorsun. Muhatap olarak kabul ettiğin vasıfsız kimselerin, gözleri kör, kulakları sağır. Bu mülevves tipleri teşhir ettiğin zaman, görebilecek göz, duyabilecek kulak sahibi ve hepsinden mühimi de bu vahameti idrak edecek keyfiyet kadrosunu yetiştireceksin ki, yapmaya çalıştığın iş yerini bulsun.
    Aksi taktirde yaptığımız işin, bir dağın eteğinde duran insanın, tepeden kopup gelen çığ önündeki ümitsiz çırpınışından ve faydasız feryadından başka bir manası olamaz.
    Böyle bir keyfiyet kadrosunun yetiştirilmesinin de tek bir yolu vardır. O yol da, İslam terbiyesini ve dinin fevkalade nizamını, fertlerinin çoğu Müslüman olan güzelim memleketimizde tekrar bütün hakikatiyle ortaya koymak ve bütün sapıklıkların panzehiri olan İslam nizamının açıkça müdafaa etmektir. Ancak böylece Müslüman Türk olarak, dünya haritasında kalabilmenin yollarını bulabiliriz.
    Kökü dışarıda bir ideoloji olmasına rağmen, sosyalizmin en katı halini savunulabilmesine bakılırsa, bu memlekette fikir hürriyeti var intibaı uyanmaktadır. Eğer böyleyse, gerçekten de fikir hürriyeti varsa, o zaman İslam nizamını savunmak da suç olmamalı. Hele de İslam nizamını savunanlara “Dini istismar ediyorsun” ithamında bulunmak abesle iştigal olur. Bu itham karşısında biz de deriz ki, Müslümanlar değil, bütün Müslümanların reddine rağmen, Türkiye’nin bugünkü mecalsizliğini olabildiğince kendi sapık inançlarını cemiyete telkin etmeye çalışan, sosyalist maskeli komünistlerdir asıl istismarcı. Çünkü neredeyse hiçbiri kendilerine has bir inancı savunmuyor. Kendi inançları dışarıdan gelmektedir, bizim inançlarımızdan da çok uzaktadırlar. Biz Müslüman’ız ve memleketin hakiki sahipleriyiz. Çünkü bu memleketi Müslüman olan cetlerimiz fethederek bize bıraktı. Bu memleket Garp aşıklarının değildir. Hangi isimle olursa olsun, garp mukallitlerini, bu ülkenin insanlarının, yabancı ideolojileri istemediği herkesin bildiği bir gerçektir. Karşı olduğunu söyleyemiyorsa korktuğu içindir. Zaten söylese de kimseye duyuramamaktadır.
    Demokrasiyle yönetilen ülkelerde, demokrasi şu şekilde tarif edilmektedir: “Milletin, halkın kendi kendini idare etmesine demokrasi denir.” Bizde demokrasiyle yönetiliyoruz. En azından böyle denmektedir.
    Demokrasinin yukarıdaki tarifine göre, bu vatanın hakiki sahibi olan Müslüman Türk halkının düşünceleri ve istekleri nelerdir, evvela bunu bilmek ve bu arzuya göre bir içtimai nizam kurmak, bu ülke Müslümanlarının hakkı olmalı değil midir? Müslüman halka böyle bir hak verilmedikçe, demokrasi bu halkın fertlerini, cahiliyet ve saffetini istismar etmekten başka ne anlama gelebilir ki? Demokrasi varsa, en azından seçimli bir demokrasi vardır bize göre. Ama gerçek demokrasi, bu memlekette yaşayan çoğunluğun inançlarına yol veren bir sistemin var olması ile kaimdir. Bu memleket insanlarının inanç bünyesi bu sonucu gerektirmektedir.
    Bugünkü acıklı ve aldatıcı duruma düşmemizin vebalini tamamıyla karşı tarafa yüklemek de hakşinaslık olmaz. Kabahati ortaklaşa bölüşmeliyiz. Çünkü karşımızdakiler bizim zaaflarımızda istifade etmektedirler. Bu hakikati idrak etmeliyiz. Dün ve bugün kendine Müslüman diyen, fakat maalesef İslam’ın hakikatini hiçbir zaman kavrayamamış ve yahut kavranılması bir takım zevat için tehlikeli ola gelmiş ve böylece İslam’ın hakikatleri zamanla azala azala neredeyse tükenmiştir.
    Bugün biz Müslümanlara düşen borç, İslam’ın prensiplerini kendi nefislerimize tatbik etmektir. Eğer bunu yapmıyor ya da yapamıyorsan, üzerine düşen ilahi borcu ödemiyorsun demektir. Böyle bir durumda vicdan huzuru içinde oturma hakkımız yoktur. Durumumuzu böyle tespit etmeliyiz ki, istemediğimiz fikir akımlarına karşı koyabilelim, şer fikir akımlarının içimize sızmasına karşı koyabilelim.
    Bugün boynumuzda iktisadi güçsüzlük halkası vardır. Ve bizi bu halkayla istedikleri istikametlere sürükleyip götürüyorlar Bu dertten kurtulmak için yapacağımız fiillerin bir kaçını, inanmak mecburiyetinde olduğumuz ilahi emirlerin kitabından, yani Kuran’dan mealen alalım. Bu ayetleri okuduktan sonra kendi vicdanımızı bir muhasebeye çekelim Zannederim ki içine düştüğümüz acıklı durumun sebeplerini idrak edebiliriz. Gelin hep birlikte ilahi emirleri takip edelim:
    “Bizim rızamızı kazanmak için mücahede edenlere gelince: Biz onlara yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah, her halde, ihsan edicilerle beraberdir.” (Ankebut: 69)
    Bu ayette geçen mücahadeden kasıt, sadece, kılıç, top, tüfek gibi silahlarla sıcak savaş yapmak değildir. Hayatın her sahasında, bilhassa malla, mülkle yapılan mücadele kast ediliyor, ayette.
    “Mallarını, gece ya da gündüz, gizli ya da aşikâr hak yolunda harcayanlar var ya, işte onların, Rableri indinde büyük ecirleri vardır. Onlar için korkacak hiçbir şey de yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara:274)
    Daha açık bir iktisadi düsturuna işaret eden bir başka ayet meali daha: “Eğer borçlu darlık içinde bulunuyorsa, ona geniş bir zamana kadar mühlet verin. Sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.” (Bakara:280)
    Günümüzün Müslümanlarına ne oldu ki, paradan başka hiçbir şeye değer vermez oldular. Bu açık ilahi emirlere rağmen ve her Müslüman’ın da tatbik etmeye mecbur olduğu Allah kelamı olmasına rağmen, bu durum nasıl mümkün olmuştur?
    Bugün, komünistler, fakir halkı zenginlere karşı kışkırtıyor. Bunda da nispeten de başarılı oluyorlarsa, bu durum, zenginlerimizin İslami yapmayışından neşet ediyor. Hiçbir zenginin (İstisnalarını tenzih ederim) bir Müslüman fakirin elinden tutup, onu fakirlikte kurtardığını göremiyoruz.
    Bir Müslüman çok hayati bir ihtiyacı için, kendisinden birkaç kuruş borç almış, farzı mahal zamanında ödeyememişse, o borçlunu bütün insanlık haysiyeti zelil edilir ve hatta İslam’ın dışına atılır. Halbuki Allah mealen buyuruyor ki; “Yle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra, herkesin kazandığı tastamam verilecek, onlara zerre kadar haksızlık edilmeyecektir.” (Bakara:281)
    Ey Müslümanlar! Biliniz ki hiçbir kimse içi boş amellerle cennete girmeyecektir. Hepimiz biliriz ki, dinin direği namazdır. Her farzın bir başka kefareti vardır. Ama sadece namazın kefareti yine namazdır. Allahın kitabını okuduğumuz zaman görürüz ki, her selat kelimesinin bitişiğinde mutlaka hayatla ilgili bir fiil vardır. Özellikle de zekâtla birlikte yer almaktadır selat kelimesi Kuran’da.
    Farz olan orucun kazasını parayla karşılaya bilirsiniz. Ama zekâtınızın kefaretini neyle karşılayacaksınız? Bunu hiç düşündün mü ey Müslüman! Onun, kendinden başka kefareti yoktur. O da tıpkı namaz gibi, ancak kendisiyle telafi edilir.
    İşte bir ilahi hüküm daha: “Müminlere yardım etmek üzerinize farzdır.” (Rum:67)
    Bir daha: “Dünya nimetleri bir zümrenin arasında dolaşarak, onları devletlu haline getirmesin.” (Haşr:7)
    Görülüyor ki İslam’ın sadece birkaç umdesini yerine germek bile, istismarcı Komünistlerin işini bitirmeye yeterlidir. Ve en büyük cıhaddan biri de budur.
    Allah müminlere taşıyabileceği yükleri yüklemiştir Ve bu ölçüler fıkıh kitaplarında mevcuttur. Hiçbir Müslüman’ın mali mesuliyetten kaçmaya hakkı yoktur. Kuran, Müminlerin yardımlaşmasına ve paylaşmasına o kadar çok önem veriyor ki, hatta mirasa kadar uzanıyor: “Miras taksiminde, yetimler, akrabalar ve orada bulunuyorsa, miskinler bulunuyorsa, onları da mirastan rızıklandırınız
    İşte Kuran ayetlerinden. Ve, onlara güzel sözler söyleyiniz.” (Nisa:8)
    İşte Kuran ayetlerinden bir kaçı. Bu paylaşma konusunda daha bir çok ayet vardır. Komünistleri yegane tutanakları olan, iktisadi, yahut da sosyal adalet dedikleri sözüm ona tezlerine cevap verme sadedinde bu kadar satır yeterlidir.
    Biz, kendi hakikatlerimizi haykırmaya her zaman hazırız. Bütün hakikatler sadece İslam’da mevcuttur. Dünyada Saadet sadece İslam da’dır. Her zaman kadük kalmaya mahkum iktisadi ve içtimai düzenlerde saadet aramak nafiledir.
    Yeter ki biz Müslümanlar gerçek Müslümanlar olalım Allah’ın bizden istediklerini yerine getirelim.
    Bu yazıdan özellikle de Müslümanlar kendi payına düşen hisseyi almalıdır.
    Sözün sonunu Rabbimiz söylesin: “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, küfredenler de Şeytan yolunda. Öyleyse o Şeytanın dostlarıyla mücadele edin. Şüphesiz Şeytanın hilekârlığı çok zayıftır” (Nisa:76)
    İnanıyorsan biiznillah böyledir. Başka bir ihtimalin yeri yoktur. HİLAL (İ.Kazdal) 25.4.1965

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman