Hürriyet
ziyaretci | Ocak 28, 2012
Gerçek hürriyetin ne olduğunu bize açıklayabilir misiniz?
288 kez görüntülendi.
This post was submitted by Hamza Asyalı.
Benzer Sorular
Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: rriyet,
ziyaretci | Ocak 28, 2012
Gerçek hürriyetin ne olduğunu bize açıklayabilir misiniz?
288 kez görüntülendi.
This post was submitted by Hamza Asyalı.
Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: rriyet,
© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.
RSS: Yazılar/Yorumlar
Altyapı: WordPress
Hamza Asyalı yine soruyor, İsmail Kazdal 45 yıl öncesinden cevap veriyor. Bu yazı, 27/1/1967 yılında İsmail Kazdal imzasıyla yazılmış nadir yazılardan biridir.
———————————
Hürriyet.
Hüccetül İslam lakaplı imam Gazali, “Allah’ın lütfederek bana verdiği aklım olmasaydı, insan olarak iftihar edeceğim ne meziyetim olurdu?” şeklinde çok doğru bir söz söylemiştir.
Allah’ın, eşyayı ve olayları teshir etmesi için, bütün mahlukat içinden seçtiği insanın mahiyeti yukarıdaki cümle içinde mündemiçtir.
İnsanı diğer bütüm mahluklardan üstün hale getiren ve onu bu koca kainatta müstesna bir makama ulaştıran tek şey, yaratıcı tarafından lütfedilerek verilen akıl nurudur.
Ama, yüceltilen akıl, selim olan akıldır. Yani, insanı Allah’a teslim eden akıl. Mutlak hakikatlerden beslenen akıl. Tebcil edilen, başı bozuk, hiçbir kural tanımayan akıl yüceltilecek değil, belki de tam aksine insanoğlunu başına bela olan olan akıldır.
İnsan, hürriyetini, bu selim akılla elde eder. İnsan için Her şeyden önemli olan hürriyete, akılla ulaşılır. Aklını kullanmayının hürriyet isteme hakkı yoktur. Çünkü hürriyet akıl için gereklidir
Allah’a teslim olarak selim sıfatı kazanan akla, beşerin kıymet verdiği hiçbir inançla ve inançsızlıkla hudut koyulmamalıdır. Çünkü hangi vesileyle olursa olsun, aklın önüne konulan her türlü engel, insanı öldürmekle eş değerdedir.
Bu kainattaki hiçbir değer hükmü akla tahdit koyacak değerde olamaz. Tam aksine, masivada var olan bütün ünsurlar gelip akla tabi olmalıdır.
İnsanın gelişmesi, tekamül etmesi ve mümtaz bir şahsiyet geliştirmesi, akletme melekelerinin hudutsuz ve korku tanımaz bir tarzda faaliyet göstermesine bağlıdır. Kalbin, yani imanın emrindeki akletme melekelerinin faaliyetiyle, insan, hakikatlerin icabımı yerine getirebilir. İyiyi kötüyü, güzeli çirkini, doğruyu yanlışı, hasılı bütün kavramları bu melekelerle tefrik eder ve bir terkibe sokarız.
Akletme melekelerinin önünü kesmek, insanı üstün yaratık yapan müessiri ortadan kaldırmak anlamı taşır.
İnsanın hürriyeti, aklın hürriyeti demektir. Onun faaliyetlerini engelleyen faktörleri ortadan kaldırmakla, insana hürriyetini vermiş oluruz.
Denile bilir ki, namütenahi hürriyet istediğin aklı imanın emrine vermekle yine mahküm etmiş olmuyor musun? Bu suale elbette hayır cevabı veririz. Onu imanın emrine vermekle faaliyetine engel olmuyoruz. Tam aksine, faydalı ve pozitif faaliyet göstermesinin önünü açıyoruz.
Çünkü, imanın makesi olan kalp, bütün mevcudatın haliki ve mutlak hakimi olan yaratıcının oturduğu tahttır. Allah’ın, akıldan korkması muhal olduğu için, bu müstesna melekelerin faaliyetlerine engel olmaz. sadece doğruya hizmet etmesini ister. Bunu sağlar. Bu neredeyse sonsuz güçteki akıl melekelerini, insanın hayrına ve saadetine vesile kılar.
Korkmaktan bahsettik. Evet. Akletme melekelerinin faaliyetlerine engel olan başlıca saik, korkudur. Fertlertin ya da zümrelerin ve otoritelerin menfaatlerini kaybetme endişesiyle, içine yerleştirdiği korkudur bu. ve herşeyden daha önemli olanı, menfaatlardan uzaklaşma korkusudur. Onun içindir ki, dünyaya sımsıkı bağlı bir insan, asla hür olamaz.
Akletme melekelerini muattal hale getiren bütün bedeni ve ruhi maniaları ortadan kaldırmadan, insanın hürriyetinden bahsetmek, sahtekarlığın en aşağılık derekesidir. Çünkü, insan, kendini yaratan Allah’a teslim olmadıkça, insanın ve onun koyduğu düsturların, sıkıcı ve boğucu çemberini kırıp ilahi nizama bağlanmadıkça, hürriyetten bahseden her insanı tımarhaneye sefketmek, bizzat hürriyetin şerefli manasını kurtarmak için bir borçtur.
Evet. İnsan, hirriyetini, ancak akletme melekeleriyle kullanır. Aklın hürriyeti demek, yalnızca düşünebilme imkanına sahip olması değildir. Zaten, aklın kendi kendine gösterdiği doğal faaliyete hiçbir beşeri, kuvvet mani olmaya muktedir değildir.
Bu sebepten, fikir hürriyeti demek, sadece düşünebilmek değil, düşündüğümüzü söyleyebilmek hürriyetir de. Bir bakıma düşünme serbestisi değil, düşümndüğünü açıklayablime ve davet eddebilme hürriyetidir de. Düşünce hürriyeti budur ve bu hürriyet insanın en aziz hakkıdır.
Bir insan ne kadar zeki birisi olursa olsun, düşünerek ulaştığı hakikatleri ilan edemezse, gösterdiği zihin faaliyetinin bir faydası olmaz, onun içindir ki, tefekkürde derinleşilmesine lüzum olmaz.
Evet. İnsan kendi düşüncelerine taraftar toplama hakkına sahip olamadıkça, kendi düşünceleriyle başbaşa kalmak mecburiyetinde kalmaya mahküm oldukça, bu yanlızlığının moral çöküntüsüyle, daha iyi ve doğru şekilde düşünebilme imkanını bulamaz. Nasıl ki, bir tüccar ya da üretici elindeki malları pazarlayacak pazar bulamazsa, daha fazla mal üretmesine gerek kalmıyorsa, fikretme sonucu varılan kararlar da, muhataplara iletilemmiyorsa, daha fazla düşünce üretmeye çalışmanın bir mantığı kalmaz. Fikrini yayabilme hakkı olmayan, insanlara ulaştırma yolları kapalı olan birinin düşünmesi de imkansızdır.
İşte, her türlü kayıttan azade akletme melekelerinin ortaya koyduğu bütün ilkeleri açıklayamamak, insan tefekkürünü gayesine ulaştıracak yolları tıkayan engellerden başka bir şey değildir.
İnsana en aziz hakkı olan düşünebilme hürriyeti, ancak o düşünceleri yaymak hakkı varsa bir mana ifade eder. Bu gerçek hürriyeti elde etmenin tek yolu da, insanı insan sultasından kurtarıp, Allah’ın sultasına teslim etmektir. Bu ulvi amaca ulaşılamadıkça, İnsan hürriyetinden bahsetmek trajikomik bir durum yaratır. Böyle bir hürriyet, hürriyetin vehminden başka bir şey değildir.
Bütün tarih boyunca, bu hürriyete sahip topluluğu, çok kısa bir zaman ve çok dar bir mekanda, ancak bir defacık gördü insanlık.
Asr-ı-saadetin nimetlerinden istifade etmek imkanı bulabilen insanların teşkil ettiği cemaat, bu gerçek hürriyeti iliklerine kadar yaşamışlardır.
Neden sadece o zaman ve mekan diliminde bu kadar büyük bir nimete ulaşmıştı sayısı az mutlu insanlar?
Bu sualin cevabı gayet basit. Çünkü insanların küçük bir kısmı, sadece o devirde beşer hevasının dışına çıkıp, sadece Allah’ın yasalarına teslim olmuşlardı da ondan. Yalnız Allah’a teslim olan insan, O büyük kudretin önündeyken, bütün beşerin hiçliğini açıkça görür de ondan. Bunu görebilen ya da idrak edebilen insanı, hiçbir beşeri güç kendine ram edebilir mi? Elbette ki, asla…
Gerçek hürriyeti bize aksettiren, en azından, uzaktan uzağa tattıran, insan haysiyetinin ve kişiliğinin ne yüce olduğunu bildiren sayısız menkıbeleri naklede biliriz. Fakat, teferruta dalmamak için, biz menkıbe sunmaktan sarfınazar edip, konumuza dönelim.
Bazıları, bahsettiğim bu hürriyetin Batıda var olduğunu söyleyeceklerdir. Ama, biz bu kanaata değiliz. Çünkü biz gerçek hürriyet arkasındayız. İnsanın kimliğini kutsal sayan bir hürriyettir bizim aradığımız hürriyet. Bütün beşeri engellerin kaldırılması olarak görüyoruz hürriyeti.
Yani, beşeri idare eden hukuku vazetmeye yetkisi olan tek ve mutlak kudret olan Allah’ın emirlerini insan müdahalesinden kurtarmak ve hakimiyet hakkını, insanın elinden alıp Allah’ın emrine vermekle, hürriyeti kısıtlatan bütün engelleri ortadan kaldırırız.
Batı Rönesansının bu niteliği yoktur. Çünkü Batı rönesansı, Batı insanını Ruhbanların tasallutundan kurtardı ama, nefsine bağlı aklın sultasına teslim edip çıktı. Değişme, sadece sultanın şeklinde kalmıştır.
Yani, Allah’ın değil, heva-i-hevesin emrinde olan, aklın sultasına teslim edilmiştir insan. Akıl insan, insan da akıldan ibaret olunca, insanın insana köleliği sürüp gelmiştir zamanımıza kadar. Aklı büsbütün mahküm eden ruhban sınıf aradan çıkarılmış, ama onun yerine, ruhban sınıfı tasfiye eden nefse bağlı akıl ikame edilmiştir.
Halbuki biz yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, insan hürriyetini kısıtlayacak, hiçbir beşeri gücü kabul etmiyoruz. Nefse hizmet veren akıl tek sultan olunca, muhtar akla engel olacak hiçbir ahlaki ilke de kalmayınca, insanın insana kölelikten kurtulması mümkün değildir.
Nitekim, bütün ahlaki ilkelerden bağımsız aklın hakim olduğu yaşadığımız bu devirde, insanoğlu mutlak bir köleliğe sürüklenmiştir. Atom bombalarının, nüklear silahların, balistik füzelerin ve daha bilmem ne çeşit tahrip edici silahların mevcudiyetinden, insanın duyduğu dehşetli korku, en büyük kölelik değil de ya nedir? Bu bahse başka bir yazıda dokunacağız inşallah.
Görülüyor ki, hakka dayalı ahlaka teslim olmayan muhtar insan aklının, yani selim olmayan aklın ortaya koyduğu dehşet silahları, insanı insana köle olmaktan kurtaramıyor. Tam tersine, köleliğe sürüklüyor.
Demek ki, insana hürriyet hakkını kullandıran aklı başı boş bırakırsak, insanın başına hiç kurtulanamayacak bir diktatör koymuş oluruz.
İnsan aklı, sadece kendini yaratıp insana üfleyen Allah’a teslim olursa, ancak o zaman, halikin, yaratışındaki muradı keşfetmeye güç yettirir.
Ancak böyle bir vasfa sahip akılla, haysiyetli bir hürriyet iklimi oluşturula bilir. Kısaca, ilahi kudrete bağlanmayan her şey batıldır ve sadece helak getirir. Hakikatlere bağlanmayan, bağlanamayan her insan tecrubesi, inkisarla malüldür.
Kaidelerin ve ilkelerin adı ne olursa olsun, insanların diğer insanlar için tespit ettiği kurallara saygı göstermek mecburiteinde bırakılan insan, bu bağlılıktan kutulamadıkça, böyle bir kurtuluşun hikmetine ulaşamadıkça, hakiki hürriyete kavuşmak mümkün değildir.
Bunu yakalayamadığımız için, bugünün dünyasında gerçek hürriyet yoktur.
Hürriyetsizlik, şerefli olarak yaratılmış insanı büyük zilletlere itmiştir. O kadar ki, korkunç baskılar altında olmasına rağmen, bu baskıları hissedemiyor, hissedemediği için de en aziz hakkı olan gerçek hürriyetine ulaşamıyor.
İnsan haysiyetini korumak ve onu hakiki hürriyete kavuşturmak borcu, bugünün Müslümanına büyük mesuliyetler yüklemektedir. Yönetenler hariç, bütün beşeriyet böyle bir kurtuluşu beklemektedir.
Bu hürriyeti, biz Müslümanlar, bütün insanlık adına, koparıp alacağız inşallah.
Bu saadetli günler çok yakın olduğu için, hürriyet gaspçıları korkuyor ve birbirlerine kur yaptırıyor. Ama, onları bu birleşmeler de kurtaramayacaktır. İnşallah.