İNDİRİLEN

ziyaretci | Eylül 4, 2009

Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene.(Bakara:4)

De ki: “Allah’a, bize indirilen (Kur’ân)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O’na teslim olmuşlarız”. (Âl-i İmran:84)

Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirileneAllah’a boyun eğerek inanırlar. (Âl-i İmran:199)

Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. (Nisa:162)

De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? (Mâide:59)

Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. (Mâide:64)

Eğer onlar, Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. (Mâide:66)

Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! (Mâide:67)

Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. (Mâide:68)

Eğer onlar, Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’ân’a inanmış olsalardı, kâfirleri dost tutmazlardı. (Mâide:81)

Peygamber’e indirilen (Kur’ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. (Mâide:83)

(Bu,) sana indirilen bir Kitab’tır. (A’raf:2)

(Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O’ndan başka dostlara uymayın. (A’raf:3)

İşte bunlar sana o kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. (Ra’d:1)

Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? (Ra’d:19)

Bir de kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen (vahiy) le sevinç duyuyorlar. (Ra’d:36)

Dediler ki: “Ey kendisine Kur’ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun.”
(Hicr:6)

Kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyorlar ki, Rabbinden sana indirilen Kur’ân, hakkın kendisidir. (Sebe’:6)

Haberiniz olmayarak ansızın başınıza azab gelmeden önce (halis müslüman olun da) Rabbinizden size indirilenin en güzelini takib ve tatbik edin. (Zümer:55)

Yukarıda meallerini verdiğimiz âyetlerde geçen “indirilme” ne demektir? Nasıl bir oluştur? Hicr:6’da görüldüğü üzere bu kavramı inanmayanlar da kullanıyorlar. Yani, salt manevî ve Kur’ânî bir kavram değil. Bizim dilimizde ve hayatta bu kavram neye tekabül eder? Bu kavram anlaşılır kılınabilir mi?

399 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Grub Kehf.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Soru-Cevap | Cevabım »
Etiketler:

Cevabım: “İNDİRİLEN”

  1. ismailkazdal

    Bütün kevni varlık ve içindekileri var eden ve varlığını sürdüren ilahi yasaların tümü ilim ve bilgidir. Bu tüme yüce Rabbimiz “LEVH-İ-MAHFUZ” demektedir. Ve Allah’ın son Resulu Hz.Muhammed aleyhiselat-ı-vesselam’a, bu bütüncül ilim ve bilgiden çok azı verildiği buyrulmaktadır. Demek oluyor ki, Yaratıcı kudretin indindeki ilim ve bilgi sonsuzdur. Ve elbette yücedir. Kevni varlık bütünüyle bu bilgi ve ilmin üzerinde var olduğuna ve varlığını sürdürdüne göre, elbette en kutsal bir makamdadır.
    İşte onun için bilgi tenezzül makamaındadır. Değer olarak kendinden daha az değerli makamlara tenezzüle inme denir. Yani, insanı yüceleştirmek için bilginin ona yönelmesi yukarılardan gelme, yani inme anlamı taşır. Zaten de bu bilgi ve ilmin yaratıcı yüce Allah makam olarak sonsuz yüceliklerin sahibidir. Ondan olan bilgi dahil her şey yücelerin yücesi makamdan geldiği için ilahi lütuftur, o Yüce kattan geldiği için inmedir, indirilmedir.
    Peki insanoğlu bu ilahi bilgilerin kendisine inmesi için ne yapmalıdır? Oturup beklemeli midir bilgilerin kendisine gelmesini, yoksa o bilgieri hakkadacak bir şeyler mi yapmalıdır?
    O yüce, yüce olduğu için kolay ulaşılamayan kutsal bilgiler durup dururken insana gelebilir mi. Yani, vehb ( hediye) ile elde edilebilir mi bu mutlak ve kutsal bilgiler? Allah kendi katındaki bilgileri ve ilmi hiçbir çalışma yapmadığı halde, sadece sevdiği için bir insana aktarır mı? Böyle yaparsa say ve emeği bir tarafa bırakmış, insanın say ve emekten başka bir şefaatçısının olmadığı ilahi ilkesine ters düşmez mi? Allah’ın hükümlerinde tezat olamayacağına göre, bu soruya evet dememiz gerekir.
    Burada bir hikmete işaret etmeliyiz. O hikmet de, Allah’ın kendi koyduğu ilahi kanunların dışına çıkma, ya da değiştirme hakkı yok mudur, anlayışıdır. Yani dilediğini yapma, kendi kurallarını geçici olarak değiştirme hakkı ya da daha da vahimi, gücü yok mudur, tartişmasıdır. Böyle bir tartışma, haşa, yüce rabbimizin gücünü tartışmadır ki, bu tür tartışmallardan Allah’a sığınırız. Allah’ın haşa güçsülüğünü değil sonsuz gücünü kabul etmektir kendi koyduğu kanunlarını değiştirmeyeceği itikadı. Allah o yüce kudrittir ki, neyi nasıl ve hangi fonksiyolar için yaratmışsa, onlar mutlak doru ve mutlak faydalıdır ve elbette eksiksizdir. Kendi koyduğu kanunları değiştirmek zaaflı ve aciz insanların işidir, haşa yüce Allahı’n değil. Yap bozlar biz aciz ve zaaflı insanların işidir. Allah bir kanunu koydu mu, o asla değişmez. Onun için O’nun koyduğu kanunlar itaat edilesi kanunlardır. Eğer koyduğu kanunlar değişken olsaydı, varlıkta kaos hakim olurdu, kaosun hakim olduğu çevre şartlarında ise, insanoğlu hiçbir ilahi yasayı zapt edemez, terkibe sokamaz ve icatlar yapamazdı. Yani, ilahi yasaların
    değişmezliği, Yaratıcının kudretinin ispatıdır. Tersi ise, haşa zaafdır.
    Demek oluyor ki, Allah’ın indindeki bilgiler kesb ile elde edilir. Kesb ise varlığın yasalarını açmak ve isimlendirmektir. İSRA olayını, yani mutlak bilgiyle, yani vahiyle buluşma sahnesini gözünüzün önüne getirsenize. Bakalım o ilahi sahne nasıl anlatılıyor Kur’an ayetinde:
    “O kendi kontrolsüz arzularına uyarak konuşmaz. Onun insanlara açıkladığı bütün gerçekler Allah’ın kendisine indirdiği vahiydir. Bu vahyi ona çok çok güçlü bir öğretici açıklıyor. O Resûl, gerçekleri almaya, anlamaya en müsait bir idrak durumuna yükseldiği anda, yanılmaz gerçeğin haberini getiren de ona yöneldi. Yaklaştı, yaklaştı, Resûlün almaya hazır haldeki idrakinde tecelli etti. Gerçeğin habercisi olan melek ile Resûl birbirlerine o kadar yaklaştılar ki, adeta birleştiler, bir oldular. O anda vahiy olgusu, oluşu tamamlandı. İdrakin kabul ettiğini kalb de tastik etti, yalanlamadı. Onunla aynileşen, birleşen vahiylerimiz hakkında mı çekişiyorsunuz?Andolsun ki, o, bilgilerimizden kendisine bölümler nakleden emin habercimizi birden fazla idrak etti. En üstün ve gerçek bilgilere ulaşma noktası olan Sidretü’l-Müntehada oldu bu idrak. Bilgi bahçesinin en zengin ve ulaşılmaz noktasındaki Sidre’de onu ilmin en geniş bölümü bürümüştü. Bu bilginin en geniş alanı olan Sidre, cennetin en yakınındadır. Kalb gözü şaşmadı, sınırlarını aşmadı. Andolsun ki, o Resûl bu kadar yüksek bir idrak noktasına ulaştığı halde, Rabbinin büyük ilminden ancak bir bölümüne sahip oldu.” (Necm:3-18)
    Benim derlediğim Kur’an mealinden aktarılan yukarıdaki on beş ayet, İsra’ya, yani hak ve hakikat bilgilerine ulaşmanın bütün anahtarlarını veriyor bize göre. İnsanoğlu, yüce Rabbimizin Lutfederek verdiği en büyük nimet olan aklını kullandığında, ulaşabileceği en büyük hedeftir vahiy, yani mutlak bilgi. İnsan, aklın gösterdiği yolda ilerlerken, ancak ilerlediği kadar muhatap olduğu bir nimettir vahiy. Şöyle bir örnekle ifade edebiliriz savımızı: Izak Newton’nun başına inen elme bir ilahi bigidir. Bu bilgiye muhatap olma yolunda bir ömür vermiş, sonunda da aradığı bilgi gayiplerden kucağına inmiştir. Eğer bahsi geçen muhterem, maddellerin, yani, hacmi, dolayısı ile de ağırlığı olan objelerin neder aşağı doğru düştüğü sorusunun ardında bir ömür tüketmeseydi, bir elmanın başına inmesi onu bu bilgiye, yani vahye asla ulaştıramazdı. Kimbilir kaç iki ayaklı yaratığın başına düşmüştür Elma, ama hiçbirine yerçekimi gücünün gerçeğini indirmedmiştir.
    Mutlak doğru ve kesin faydalı bilgiye ulaşma cehdinin vardıracağı en son noktadır “Sidretü’l- Münteha”. Düşünen, Allah’ın vermiş olduğu en büyük nimet olan akletme melekelerini çalıştıran herkesin bir miracı ve de bir son noktası olabilir, olmalıdır. Elbette Allah Resûlünün ulaştığı son nokta, bütün bir insanlık aleminin anonim olarak ulaşması zor olan bir son noktadır. Onun için bütün doğru yol uyarıcılarının öncüsü ve de lideridir o. Yani çok büyük gerçekler yüca kattan ona inmiş ve bu mutlak bilgiler Kur’an da toplanmıştır.
    Son söz olarak, mutlak bilginin konumu da yüksektir, Onun için onlara muhatap olmaya çalışan herkes o bilgilere ulaşmak için akıl melekelerini çalıştırarak, seviye kaydedecek ulaşmak istediği mutlak bilgiler kendine inmiş olacaktır. Bu konu ciltlerce kitabı dolduracak kadar önemlidir. Şimdilik bu kadar.Selam ve sevgiler.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman