İnsanlığın Kurtuluşu Nasıl Olacaktır?

ziyaretci | Nisan 2, 2015

Sizin orijinal düşüncelerinizin daha çok ve daha iyi anlaşılması amacıyla, İnsanlığa, İslam alemine ve Türkiye’ye katkı sunacak sorular sormaya çalıştım.
Sorularımın önemli bir bölümüne açık yüreklilikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.
Son olarak İnsanlığın Kurtuluşu Nasıl Olacaktır? Bunu izah eder misiniz?

This post was submitted by Mervan Osman.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Kurtulu, nsanl, Olacakt,

Cevabım: “İnsanlığın Kurtuluşu Nasıl Olacaktır?”

  1. ismailkazdal

    Önce, benim düşüncelerimi orijin olarak görmenizden ötürü memnun olduğumu söyleyerek başlamalıyım söze.
    Sorduğun soruya cevaba başlamadan önce, sorduğun sorunun beni kehanete zorladığını söylemeliyim.
    Ama, bana, “Size göre, dinlememiz gereken akil insanların en başat meziyeti ne olmalıdır? sorusunu soran gençlere, “En az yirmi yıl sonra ne olabilir sorusunun cevabı üzerinde düşünenleri dinleyiniz” cevabını veren, ben, başta insanlığın, sonra da Müslümanların istikballerinden keşifler yapmaya mecburum.
    İlk olarak, zamanımıza hakim olan, Judeo-Grek, Roma, Anglosakson ve Latin çıkışlı, adına Batı Medeniyeti denen savaş ve zina medeniyeti, insanlığın genel helakini hızlandırmaktan başka bir misyon taşımıyor.
    Savaş endüstrisi dayanan zenginlik gücüyle müstağni, kibirli, yani korkusuz duruma gelmiş Tevrat kökenli Batı, medeniyeti, insanlığa acıdan başka bir şey vermemiştir, gelecekte de veremeyecektir. İnsanlığı aydınlatacak güneş, yine doğudan doğacaktır.
    Sadece maddeyi kutsayan Batı medeniyeti, insanı, yani ruhiyatı ihmal etmiş, ve dünyayı gaddarlık ve bencillik karakterine mahkum etmiştir. Elbette ki, bu felakete gidişi durdurmak gerek.
    Onun için, “Ey İnsan” diye hitap ederek insanı muhatap alan Allah’ın hak dini İslam medeniyetini, Kuranı çağa taşıyarak yeniden yorumlamak, ve insanlığı bu Allah’ın razı olduğu tek dine davet etmek gerekmektedir.
    Dünyada bu mukaddes misyonun öncülüğünü yapacak tek toplum da, Batıyla iç içe yaşadığı için en iyi tanıyan Türkiye yüklenmelidir. Böyle bir misyonu yüklenmek bu milleti, milletlerin en şereflisi yapacaktır ve bu misyonun öncü liderleri de insanlığın sevgilisi olacaklardır.
    Peki, bu misyonun yol işaretleri neler olmalıdır? Bu soruya da cevap bulmaya çalışalım.
    Önce söylemeliyiz ki, İnsanları mutluluğa ve refaha götürecek tek yol, hakka dayalı hukuku bütün insanlığa şamil hale getirmek lazım gelir. Onun içindir ki, önce, hakka dayalı hukukun temel nitelikleri nelerdir sorusunun cevabını bulmalıyız, sonra da, yeryüzünde bu hukuku benimseyip dünyaya örnek olmaya amade güçlü bir topum ve onun devletinin bulunması gerekmektedir.
    Ben, bu şerefe ülkemizin layık olduğuna inanıyorum. Asırlara dayalı şerefli bir tarihi, üç kıtanın ortasında olan coğrafyası, yetmiş iki milletten ve ırktan meydana gelen sosyal yapısı, özellikle asırlardır, bugünün başat medeniyetinin temsilcisi olan Batı ile iç ,içe yaşamış olmanın avantajıyla, bütün insanlığı savaş ve zina medeniyeti olmaktan çıkarmaya ve kurtarmaya en müsait vasıfları taşıyan milletimiz, bütün yeryüzünde bu şerefe en layık olan millet bizim milletimizdir.
    Bu şerefli misyonu temsil edecek olan toplumumuzda, sosyal katmanların en öndeki birimi ailedir. Elbette uzun vadede olmak üzere, toplumun bu şerefi taşıması için ailenin üzerine düşecek en büyük görev, çocuklarını evrensel bir kimlik terbiyesi kazanacak şekilde yetiştirmesidir.
    Entegre olmuş bir dünyada, hudutları belli, mahremiyet içinde yaşayan eski devlet yapılanmaları tarihe karışmış, yerini evrensel yapıya entegre olmuş, devlet denen, üniteler halinde yaşayan topluluklar ve onların yerel idarelerine bırakmıştır.
    Daha da doğrusu, çok uluslu holdingler birliği olan evrensel güç merkezine bağlı belediyeler mesabesinde devlet yapılanmaları vardır, zamanımızda. Onun için, benim evrensel mümin tipi dediğim, kişi olarak, İslam ahlakına sahip, ve bütün insanlığın ihtiyaç duyduğu marifetlere sahip bireylerin yetişmesi şarttır ve bu mümin tiplarin yetişeceği tek okul ailedir.
    Evet. Bu söylediğim uzun zamanda oluşacak bir öneridir.
    Kısa vadede ise, Erdoğan’ın van münitinden itibaren başlayan, kral çıplak süreçtir. İslam, mustazaflarla müstekbirleri bir arada yaşatacak sosyal bir denge dinidir. Bunun için, mustazafların, yani, edilgen beşer yığınlarının, hakkının neler olduğunu kavraması, ve kendisini mustazaf haline getiren müstekbirlerin, yani güçlülerin karşısına çıkacak cesareti bulması gerekmektedir. İşte van münit çıkışı, bütün dünya mustazaflarının uyuşuk hücrelerini titretmiş ve artık dünya bu gidişi kaldırmaz, fikrini gönüllerine kazımıştır.
    Kim uyandırdı bu titreşimi? Elbette Müslüman olarak tanınan bir lider. O zaman, bu van münit, islamın sesi olmaktadır ve de İslam böylece bütün dünya bireylerinin kalbinde yer etmeye başlamıştır. Ve inşallah, İslam dininin kurtarıcı ahlaki ilkeleri, bütün dünya müstazafları eliyle dünyaya yayılacak ve dünya gücünü alt edecek güce ulaşacaktır. Yeter ki, bu süreci başlatan Türk siyasi kadrosunun idaresi devam etsin. Ve, 17 Haziran seçimleri, bu toplumu, bahsini ettiğim şerefe ulaştırma ya da sekteleme arasındaki bir seçimdir. Bu millet önimizdeki seçimde, ya şerefi seçecektir, ya da zilleti.
    Bu seçim, aynı zamanda, ya edilgen olmaya devam etmeyi, ya da etmemeyi sağlayacak bir seçimdir.

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman