Karlofça Anlaşması & İslam

ziyaretci | Şubat 12, 2012

Hocam, selamlar… Sitenizde gördüğüm Karlofça anlaşmasıyla yenilginin faturasının İslam’a kesildiği konusu aklımda o tarihten bugünümüzün tarihine kadar ne kadar çok boşluktaki noktayı birbirine bağladı anlatamam. Ancak öncelikle bu konunun daha da açılmasına, açıklanmasına ihtiyacım var. Bu konunun belgesi var mıdır? Yoksa sonraki devlet politikalarından bir çıkarım mı yaptınız? Bu kabahat niçin İslam’a yüklendi? Bu sadece saltanat ve devleti koruma refleksi midir? O tarihte henüz Fransız ihtilalinin olmamış olduğunu, yani beni bildiğim kadarıyla dünyanın hakim yönetim şeklinin halen krallıklar olduğunu da düşünürsek, İslam küffarla mücadelede yeterli bir motivasyon olarak mı görülmemiştir? Aslında konu koca bir kitap konusu. Ama halihazırda sitede yazmış olduklarınız dışında kaç kelime yazarsanız, inanın çok makbule geçer.

442 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Cenkhan Uğur.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Karlof,

Cevabım: “Karlofça Anlaşması & İslam”

  1. ismailkazdal

    Şu ilkemi ve kanaatimi bir kere daha tekrarlayayım ki, tarihi olayları meydana getiren saiklerin, arka planının bildiğimiz anlamda müşahhas delillendirilmesinin mümkünü yoktur.
    Onun için, olayların sonuçları kendi delillerini üretir, varsayımını kullanmak gerekmektedir. Bir olay hangi sonuçları oluşturmuşsa, bu sonuç ya da sonuçlar üzerinde düşünülerek, nelerin niçin meydana geldiğini anlamaya çalışmak tek isabetli yoldur.
    Konumuz nedir? Son Viyana kuşatması (1683) mağlubiyetle neticelenerek, bir yenik olarak Karlofça anlaşması (1699) masasına oturmak zorunda bıraktı bizi.
    İşte bu andan itibaren, bizim Avrupa’dan geri çekilme sürecimiz başlamış oldu.
    Bu zamana kadar Avrupa’da mağlubiyet tatmamış Osmanlı İmparatorluğu ilk yenilgiye muhatap olma durumuna düşmüştü.
    Tabi bu mağlubiyette İmparatorluğun büyük hataları vardı. Ama, mağlubiyetin asıl sebebi, Avrupa’da başlayan keşiflerin zenginlikleri bu kıtaya taşımasıydı.
    Fikirde ve sanatta aydınlık anlamına gelen Rönesans, sonuçta doğmatik ve ruhbanlık dini Hiristiyanlığın reforme edilmesini getirdi ve bu hareketler de sanayi devrimini gerçekleştirdi.
    Yeni ve bakir Kıta olan Amerikanın keşfi, Avrupa ülkelerinin kasalarını doldurdu. Böylece, Rönesans ve reformların oluşturduğu sanayi devriminin finansmanı da gerçekleişmiş oldu.
    Askeri güçleri genişletmek imkanı bulan Avrupa, hep Batıya doğru doğru bakarken, Doğuya döndü ve o zamana kadar dayak yediği Osmanlı İmparatorlunu Avrupadan sürüp çıkarmaya başladı.
    Peki, Avrupa, önce Rönesans, sonra Reform ve ardından da sanayi devrimini gerçekleştirirken Osmanlı ne yapıyordu? Elbette Avrupa’ya askeri seferler yapıyordu.
    Amerika kıtası keşfedilirken Akdeniz’e hakim Osmanlı İmparatorluğunun yeni kıtayla ilgilenmemesi akıl alır bir durum değildi elbette. O zamanlar, İmparatorluğun Amerika’ya el atmasını önleyecek bir güç yoktu bu dünyada. Üstelik de vahşi Batılılar gibi 60 milyonluk bir nufusa sahip Amerikan yerli halkını (İndian) jenosit etmeye kalkışmaz ve koca kıtada atmış milyonluk tebaa edinmiş olurdu.
    Peki, gücü olmasına rağmen neden bunu yapamamıştı. Çünkü, korku ve umut birlikteliğini kabul etmemiş, yalnız ümide sarılmış ve mustağnileşmişti. Kendi askeri gücüyle kibirlenmiş, ne rönesansı, ne reformu, ne sanayi devrimini ve de kıtalar keşfini hesaba almamış ve ilk mağlubiyetin anlaşma masası olan Karlofçaya oturtulmuştu.
    Yüce Allah, “Korku ve Umut” arasında yaşamamızı tavsiye ediyor. Korku, aşırığı ve mustağniliği, ümit ise bedbinliği bertaraf eder. Bunlar, Hayatın temel kurallarıdır. Yapılan kötü işlerin cezalanacağından, iyi işlerin de mükafatlandırılacağından emin olursak, ne bedbinliğe düşeriz, ne de aşırı nikbinliğe kapılırız.
    İşte Osmanlılar, askeri güçlerinin varlığına aldanıp korkuyu terkettiler, ordu gücünün umuduna sarıldılar, onun için “bize hiçbir tehlike ulaşmaz”, kibrine düştüler, Avrupa’daki hareketleri takip etmediler ve Karlofça anlaşma masasına mağlup olarak oturdular, bu olaydan sonra adım adım Avrupa’dan çekilmek zorunda kaldılar.
    Peki, bu durumda devletliler ne düşünürler, ya da düşünmüşlerdir? Elbette, mağlubiyetlerinin sebeplerini. Düşündüler ve sebebi buldular. İslam’dı bu sebep. Avrupa niçin güçlenmişti? Çünkü Müslüman değildi. Öyleyse ne yapmalıydı? Batı medeniyetine eklemlenilmeliydi. Batı medeniyeti temelde hangi siyasal, sosyal ve ekonomik paradigmalara dayanıyordu? Elbette, Judeo-Gerek ve Hiristiyanlık üçlemesine. Onun içindir ki, Batı medeniyetine eklemlenmek demek, temelde, Tevrat’a, Yunan, daha da doğrusu Atina filozofisine ve İncile bağlanmak demekti.
    Nereden çıkardık bu üçlemeyi? İncil, sosyal ve siyasal hayata dair önermeler taşımıyordu. Neredeyse hiç yakalanamayacak ruhtu. Onun için, dünya hayatını tanzim eden Tevrat’a eklemlenmesi gerekmekteydi. Eklemlendi ve bu birlikteliğe “Kutsal Kitap” adı verildi. Elbette bu Kutsal kitap, Atina medeniyetinin pozitivist, ya da müşahhasçılık anlayışına eklemlendi ve bu eklemlenme de bügünün Batı medeniyetine vucut verdi.
    İşte bunun için, Batı medeniyetine eklenmek, bu üçlemeye dahil olmak anlamına gelmektedir.
    Mağlubiyetin acısıyla ya da Batı gücü korkusuyla, daha da ötede, kendisini yenene duyulan gizli harfanlıkla, bu yeni paradigmaya bağlanmaya karar veren Osmanlı devletinin Brokrasisi, bu karardan sonra İslam’a sırtını dönmüş, gide gide aymaz bir İslam düşmanlığı bataklığına saplanmıştır.
    Bu akıma frenkleşmek denmiştir.
    Batı medeniyetinin temel dinamiklerini anlayamadıkları için, zahirini taklide kalkıştılar. Mesela, Makedon serpuşu olan fesi giymeye başladılar. Bu fes giyme olayı ne canlar aldı bir bilseniz. Ülkenin o zamanki dindarları, fese, “Serpuş-u- Küfrani dediler ve mücadele ettiler. Ne kadar gariptir ki, asırlar sonra, fesin mennedilip şapkanın takılması baskısı sırasında, Serpuş-u-Küfrani denilen fes, dindarlar tarafından serpuş-u-İslami ilan edilmiş, uyine bir çok insanın canına malolmuştur.
    Tanzimata kadar uzayan bu frenkleşme, Osmanlı bayrağına, haç, Davit Magen ve daha bir bir çok başka millatlerin alametleri girecek kadar ileri gitmiştir. Tanzimat, Müslüman halkın ikinci plana düştüğünün kabulüdür. Artık, gayrimüslimler, neredeyse, suç işlediklerinde şeri mahkemelerde cezalandırılamıyordu.
    Karlofça anlaşma masasından sonra, frenkleşmek yoluna giren Osmanlı üst yapısı oluştu. Frenk modaları saraylarda, köşklerde ve kışlalarda açıkça taklit edilmeye başladı, Batı kılık kıyafetleri elbette ki halk tarafından transfer edilmemnişti, Avrupa’da askerlik yapan subaylar, bilhassa Paşalar tarafından taşınmıştı Frenk modaları. Elbette buna inkılapçılık (Devrimcilik) adını verdiler, uymayanları da gericilikle itham etmeye başladılar.
    Böylece ilericilik gericilik olarak toplum ikiye bölünmüş oldu. Hala bu ayrılık büyük bir şiddetle devam edip gitmektedir.
    Halbuki ise, mağlubiyetin sebebi olarak kabul edilen İslam, sınırlarını devletin çizdiği bir Kuran’sız İslamdı. Mevzu hadislere, kibar-ı-kelamlara, rüyalara, istiharelere, yani hürafelere dayalı bir İslam anlayışıydı. Bu durumda, mağlubiyetin sebebini kendinde aramalıydı devletliler. “Biz nerede yanlış yaptık?” diyerek kendilerini hesaba çekmeliydiler. Belki o zaman Kuran’a dayalı gerçek İslama ulaşırlar ve bu yeni ruhla bütün insanlığın bugünkü acı kaderini değiştirebilirlerdi.
    Zina ve savaş medeniyetinin, daha da ötesi, insan egosunun ve nefsi isteklerinin hakimimiyeti demek olan bugünkü Batı medeniyetinin doğmasına engel olabilirlerdi. Selam ve sevgiler

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman