Kurtarıcılardan Kurtulmak

ziyaretci | Aralık 30, 2011

Ben seni kurtardım,onun için bana itaat etmeye mecbursun anlayışı hakkında ne diyorsunuz?
Şimdiden teşekkürler.

189 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Hamza Asyalı.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Kurtar, Kurtulmak, lardan,

Cevabım: “Kurtarıcılardan Kurtulmak”

  1. ismailkazdal

    Müstear soruyor, aslı 43 yıl öncesinden cevap veriyor. Bugünkü tartışma zeminin oluşturmanın o kadar kolay olmadığını göstermek için.
    —————————————-
    Kurtarıcılardan Kurtulmak.
    Uzun asırların hatalı tutumu sebebiyle, her sahada geri kalmış ve bütün gücünü kaybetmiş olan İslam aleminin başına yirminci asrın başlangıcından bu yana, şimdiye kadar gelen belaların hepsinden daha şiddetli ve kurtulunması hepsinden daha zor bir bela dolanmıştır ki, Müslümanlar gerçek Müslüman olup da ondan kurtulduğu gün, bütün insanlık rarihi boyunca kimseye nasip olmamış bir muvaffakiyeti elde etmiş olacaklardır.
    Bu kadar büyüttüğümüz bu tehlike nedir denirse, İslam alemini kurtardığını iddia eden türedi ve münafık kimselerin varlığıdır.
    Dikkat ederseniz, Müslümanlardan müteşekkil bir çok ülkenin başında birer kurtarıcı (!) vardır. Ve bu kurtarıcılar öyle bir makama laik görülürler ki, o insan bütün milletin ırzına tasallut etse, yine de haklıdır. Yine de her türlü saygıyı hakkeder.
    Zaten olar da bunu yapmakta, bütün İslam toplumlarının, şerefini, haysiyetini ve şerfefini ayaklar altına alıp yabancılara peşkeş çekmekten bir an bile geri kalmamaktadırlar. Zaten galip Batı dünyası onlara kurtarıcı sıfatı verilip, halkların başına musallat edilmişlerdir.
    ve bu kurtarıcılar dış güçler tarafından ortaya çıkarılmışlar, geri kalmış toplululara kurtarıcı olarak kabul ettirdikleri bu insanlardan,kendi menfaatlarını sağlamışlardırlar.
    Akıl ve mantık yolu takip edilirse, bu kurtarıcıların ortaya çıkarılış sebebi kolayca bulunabilir ve kimledrin, hangi güçlerin hesabına çalıştıkları ortaya çıkabilir.
    Akıl ve mantık kurarsak, İslam ülkelerininin başında kurtarıcı sıfatıyla oturanların, bu vasfa sahip olduğu da söylenemez.
    Fakat, mukadderat son asır içinde öyle vesileler meydana getirmiştir ki, bu vesileler bir acizi bile kahramanlık makamına taşıyabilir.
    Bu vesilelerin hepsini birden sayıp dökmek mümkün değildir. Fakat bir umumi tahlil yapmak işi anlamak adına mümkündür.
    Uzun asırların uykusu, Müslüman alemi zaaf içine düşürünce, bu insanların arz üzerinde yaşadıkları toprakları ele geçirmeyi planlayan Batı sömürgecileri, dört bir yandan İslam coğrafyasını kuşatıp Müslümanları kendilerine ram ettiler.
    Bu onlar için çok kolay oldu.Çünkü Şark dünyası o kadar zayıf duruma düşmüştü ki, onu ganimet metaı yapmak basitleşmişti. Kendi kendini zaafa düşürmüş Şark dünyasının insanlarını, yıkılmalarını sağlamak için şöyle bir itelemek bile kafiydi.
    Bir zamanların güçlü Şark dünyası, kolay bir şekilde, bütünüyle, insaf bilmez Batı dünyasının elin geçivermişti.
    Garplı öyle bir kuvvet iktisab etmişti ki, o kuvveti yıkabilmesi yıkabilmesi ve kendisini saran kolların cenderesinden çıkması, Şark dünyası için hiç mümkün değildi.
    Her tarafı Batı gücü sarmış, bu güç, özellikle de İslam dünyasın insanını umutsuzluğa sokmuştu.
    İşte bu umutsuzluğa düştükten sonra, başımıza gelmeyen hiçbir bela kalmadı. Gelen bir kötülük öbür kötülüğü doğurmuş, her felaket bir başka felaketin davetçisi ve habercisi olmuş, ve bu hal günümüze kadar sürüp gelmiştir.
    Bu umutsuzluğun yanında, Şark dünyasının insanlarında, kendisini zayıflatıp uçuruma iten Garplıya karşı kin ve garez gelişmişti. İşte bu durum Garplı müstevlileri tedirgin etmeye başlamıştı. Gittikçe şiddetleneceği ortada olan Garp düşmanlığını önlemek için yeni dominyon şartlarının bulunması gerekmekteydi.
    Ve bu yeni dominyon aracı bulundu. Öyle kurnazca bir yol bulunmuştu ki, bu ince planı bütün idrakini kaybetmiş Şark insanının anlayabailmesi neredeyse mümkün değildi.
    Bu plan şuydı: Şark dünyasını mümkün oldğu kadar küçük küçük parçalara bölmek ve her bir parçayı ötekinin düşmanı haline getirmek. bu planlarında o kadar başaraılı oldular ki, asırlar boyu bir arada kardeşçe yaşamış, adetlerini birleştirmiş topluluklar bile birbirinin amansız düğşmanı haline gelmiştir.
    Bugün, asırlarca, aynı dinin salikleri olarak yaşamaış Müslüman topluluklar, birbirlerinin dertlerine sırt çevirmiş, sağda solda birbirlerini tutacak yerde, tam aksine bir yola sapılmış ve birbirlerine çelme takmak vakayı adiyeden olmuştur.
    Bu parçalama ve her parçayı birbirinin düşmanı haline getirme işinden sonra ve belki bundan da zararlı ve bizi heptgen helak eden ikinci dalga plan devreye girmiştir ki, o plan da şudur:
    Muhtelif parçalara bölünmüş olan Şark insanlarının her parçasının başına, yerli halkın içinden seçilmiş bazı Garp ajanlarını geçirmek olmuştur. Tamamen kendi eğitim tezgahlarında yetişmiş bu ajanları, ulus devlet haline getirdikleri ülkelerin başına getirmek ve böylece onların eliyle zayıf toplulukları yönetmek planıydı Batı dünyasının yeni dominyon planı. Öyle bir plandı ki bu, savaşmadan, para sarfetmeden sömürmeyi temin ediyordu. Bu plan büyük bir başarıyla uygulama alanına sokuldu. Artık, kendi adamları haline getirmiş oldukları yerli kahramanların aracılığı ile, küçültülmüş toplulukları kendine esir ediyor. Ne güzel değil mi? Kendi adamını milli kahrfaman haline getir, sonra o kahraman eliyle topluluğu kendine esir et.
    Yerli kahramanlar üretmek için vesileler icat ediyor, hiç luzum yokken zaten kendi hakimiyeti altında bulunan toplulukları daha da zor hayat şartlarına itiyor ve kendilerine isyan ettirecek duruma getiriyor. Fiili isyan hareketi başladı mı, iş tamamlanıyor. Hemen Batı ajanı yerli bir kahraman olacak kişiyi bu isyan hareketinin başına geçiriyor, İsyan hareketi sureta başarıya ulaştığında da, hareketin başındaki kişi milli kahraman haline gelmiş oluyor.
    Artık, herşeye hükmeden Batı, her istediğini bu milli kahraman haline gelmiş diktatör eliyle elde ediyor.
    Başka bir ifadeyle, Batı, kurtarıcı türetmek için vesileler oluşturuyor, hiç bir gerekçe olmadığı halde, zatem dominyonu haline getirmiş olduğu toplululukların hayatlarını daha da zorlaştırıyor, kendilerine isyan edecek hale getiriyor. Fiili isyan başlayınca da işi tamamlıyor. Derhal bir Garp ajanını isyancıların önderi yapıyor ve netice malüm. Zaferler! Ve milli zafere sahip çıkan Garp ajanı ve adamları mutlak diktatör olarak Batı adına görev alıyor.
    Artık bir Batı ajanı kurtarıcı mevkiine çıktı mı, o memleketin bütün şanı, şerefi, haysiuyeti, hürriyeti, hepsinden de daha kötü olan, iktisadi gücü, milli kahramanı üretenlerin eline geçiyor.
    Hem de öyle geçiyor ki, bir ülke yabancı orduların fiilen işglinde olsa, yapılamayan zülüm ve baskılar, yerli kujrtarcının eliyle yapılabilir hale geliyor. Çünkü, millet, kurtarıcısına şükran(!) borcunu ödemeye mecbur tutuluyor.
    Hiçbir müstevli, bir kurtarıcı ve şürekası kadar, milletine şiddet metotodu kullanamaz. Hatta fiilen işgal etmiş müstevliler, istila ettikleri tolumlara musamahalaı davranmak zorunda olurlar.Çünkü, işgalcileri sevmeyen bir topluluk eninde sonunda ayaklanır ve işgal kuvvetlerini ülkesinden atar. Bir ülkeyi zulümle uzun müddet elinin altında tutamaz işgalciler.
    İşgalciler ne kadar güçlü ollurlarsa olsunlar, yabanciların işgali altında olduklarını bilen toplumları kurtluş gayretine sokar ve müstevlilelri, en azından rahatsız eder.
    Durumun böyle olduğunu ispatlayan birçok hadise omuştur bu dünyada.
    Batı, aleni işgalciliğini sürdürdüğü taktirde, böyle bir zor duruma düşeceğini bildiği için, sömürü metodunu değiştirdi, Şark alemini küçük parçalara böldü, her bir parçanın başına kendi adamını kurtarıcı olarak dikti ve her toplumun üzerinde kurtarcılık vasfını kullanarak, mutlak hakimiyetini sürdürmüştür.
    Doğrusu bu ya, netieceye ulaşmak için kullanılan taktikler, sarfedilen sömürü sistemleri bakımından, Garplı iftihar edebilir. Neticeye ulaşmak için kendi insanlarını bile ülkelerinden uzakta öldürtmüş, en azından tehlikelere atmıştır.
    Garplının hegomonyasından kurtulup, mustakil bir devlet kurduğunu hangi geri ülke kendi kuvvetiyle başardığını söyleyebilir ki. Yani, müstevlileri, kendi gücüyle sürüp çıkardığını hangi Şafk ülkesi söyleyebilir ki?
    Mısır mı, Cezayir mi, Endonezya mı, Pakistan mı, İran mı, Fas mı, Tunus mu,, Libya mı, Nijerya mı, Irak mı, Suriye mi, Kuveyt mi, Suudi Arabistan mı, kendi gücüyle kendi ülkelerini işgal etmiş mustevlileri kovabilmiş ve kendi mustakil devletini kurmuş, kurabilmiştir? Elbette yok böyle birşey. Tam aksine, parçalanmış Şark ülkeleri birbirine düşürülmüş, birlikte olabilecek güçleri de yok edilmiştir. Aralarında oluşan kavgalar, hep kurtarıcı üretmiş ve mutlak köleliğe sürüklenmiştir Şark dünyası.
    Yani, kısaca, ne dün, ne de bugün, Garbın sömürgesi olan topluluklar, kendilerini müstevlilerden kurtaracak gücü bulamamışlardır. Böyle bir gücün nadsıl elde edilebileceğini bile bilmeden, bir kuvvet kazanmak zaten mümkün değildir.
    Öyleyse, koparılan bütün gürültülerin manası nedir? Her kavga, sömürülenlerin her birbirine düşüşü yeni kurtarıcılar üretiyor ve ve o kurtarıcıların mutlak sultasından kurtulunmak imkanı bile kalmıyor.
    Bilinen düşmana karşı milletin birleşerek bir isyan hareketi geliştirmesi, mümkündür. Ama kendi içinden bir kurtarıcının kendine düşmanlığını ve ihanetini keşfedip, onunla müadele edebilmesi neredeyse mümkün değildir. Kendi kurtacısıyla mücadele etmesi, vatgan ihaneti olur.
    İşte, Nasır, Burgiba, kral Hasan, Ebu Medyen, Sukarno, Eyüp han ve daha niceleri, kendilerinden dolayı, diğer bazıları da babalarından tevarüs eden kurtarıcılardır.
    Ve bu kurtarılardan kurtulmadan, İslam aleminin kurtuluşu mümkün değildir. Kendi kurtarıcılarından kurtulmadıkça, esir milletlerin müstevlilerden kurtulmasına ve insanlık içindeki şan ve şeref dolu müstesna mevkiini ele geçirmesine imkan ve ihtimal yoktur.
    Evet. Ey yeryüzünün esir milletleri! Kendinizi önce kendi kurtarıcılarınızdan kurtarınız! İnanınız ki, yabancı boyunduruğundan kurtulmak, kendi kurtacılarınızdan kurtulduktan sonra, çok kolay olacaktır.
    Eğer bu gerçeği anlayamazsanız, nasıl olup ta, iki buçuk Yahudiye mağlup olduğunuzu hiç anlayamayacaksınız. Gelenin gidenin ayağının altında ezilip gitmeye devam edeceksiniz.
    Yahudilere mağlup olmanız, başınızdaki kurtarıcılarn yüzündendir.
    Bunu böyle olduğunu bilin ve gereğini yapın. İmza HİLAL. 27/91967

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman