mezhep farklılığı

ziyaretci | Ağustos 2, 2010

Hocam yazılarınızı beğenerek takip ediyorum. mezhepler üstü görüşlerinizle yeni bir ekol oluşturuyorsunuz. merak ettiğim konuya elince; Hanefi mezhebinin mensubu olarak uygulamakta zorlandığım bir ibadette başka bir mezhebi taklit edebilirmiyim? ayrıca dini eğitiminizi ve arapça öğrenimizi nereden aldığınızı anlatmanızı istiyorum.

242 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Hasan Basri.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: farkl, mezhep,

Cevabım: “mezhep farklılığı”

  1. ismailkazdal

    Önceliklelikle, beğenilerinize teşekkürler. Ama ben mezhebsel bir ekol oluşturma derdinde değilim. Ama, bir düşünce ekolu, mektebi kurmaya çalıştığım söylenebilir. Bütün hayatım boyu, nasıl düşünebiliriz, bir mümin nasıl düşünmelidir, dine, peygamberlik kurumlarına nasıl bakılmalıdır, sorularının cevaplarının ardından koştum durdum. Bütün nebi ve resullerin getirdiği tevhid itikadının, din kavramının tamamını içeren, içinde barındıran Kuran’a nasıl yaklaşılması gerektiğini sorguladım durmadan. Kısaca, İslami düşüncenin metodolojisini bulmaya çalıştım.
    Bu yolu neden mi tuttum? Çünkü, hakkın mağlup edilemeyeceğine, eğer edilmişse (ki edilmiş) nasıl edilebileceğine dair meraklarım oldu. Çünkü, yakın-uzak çevreme baktım, zillet içinde. Ama bu zilleti taşıyanlar kendilerini müslüman olarak niteliyor ve aynı zamanda da, İslam HAK dindir deniyor. Eh, HAK zillet getirmeyeceğine göre, içinde bulunulan zilletin sebebinin araştırılması gerekir, öyle değil mi?
    Eğer zillet bizzat dinden kaynaklanıyorsa, öyle bir dinden uzak durmak, öyle değil de, o dine bağlı olduklarını söyleyip gelenlerde ise suç, bu bağlılardan uzak durulması gerekmez mi?
    Bana sık sık, “Hocan kim, hangi din okulunda okudun?” sorusu soruldu durdu hayatım boyu. Onlara verdiğim cevap hep aynı oldu. “Benim hocam ZİLLETTİR. Okulum da, sorgulamak ve ilmi taleb etmek. Çünkü, ilim, kendisine şiddetle talib olanlara ram olur.” Evet. Hep bu cevabı verdım.
    Nerede yanlışlar yapıldığını, hak dine bağlı olunmasına rağmen niçin geri kalındığını araştırmak, hayatım boyu telin edilmeme sebep oldu. Çünkü, hangi sorunun arkasından gittiysem, neyi sorguladıysam, hep yerleşik İslam anlayışının dışına çıkmış oldum. Ulaştığım sonuçlar benim imanımı pekiştirirken, geleneklere din diyen başkalarının düşmanlığını çekiyordu. Bir gerçeği öğrendim ki, hak ve hakikat garibdir ve garip olup gidecektir. Çünkü, gerçekler, hakikatler insanlara sorumluluk yüklüyor ve maalesef beşerin çok büyük kesimi sorumluluk yüklenmek istemiyor. Başka bir acı gerçek de, insanların, kendi bildiklerinden başka bilgilere düşman olduklarıdır. Kendileri oto kontrol yapamayanlar, yapanlara düşman oluyor. Zilletlerinin sebeplerini araştırmayanlar, araştıranlara zındık olarak bakıyor. Ve, kafalarını kuma gömmeye devam ediyor.
    Peki gerçek nedir? Gerçek varlığın değişmez, değiştirilemez yasalarıdır. İnsan bu yasalar çerçevesinde yaşamak zorundadır. Öyleyse, insanın, bu değişmez yaratıcı yasalarıyla barışması, uyuşması gerekmektedir. İşte Resuller, getirdikleri kutsal kitabla bu anlaşma ve uyuşmanın şifrelerini sunmaktadır bize. İnsan kendi hayatını mutlu yaşamak istiyorsa, yaratılış kanunlarına ters düşmemelidir. Ateş yakar, su yıkar ve yarılmaz; yağmur bulutu yağmur taşır ve kendine uygun yeri bulunca yağmurunu boşaltır; insan yerde yürür ve yerçekimi ilahi yasasına göre, vasıtasız uçamaz; balık su içinde yaşar, çünkü kuruyunca ölür. Ve ilahir.
    İşte, insanoğlu bu değişmez, değiştirilemez ilahi yasalarla çevrilidir. Onlarla barışmak için önce tanımak, ne işe yaradıklarını bulmak ve isimlendirmek gerekmektedir. Çünkü yeryüzünün halifesidir insan. Öyle buyurmaktadır mubarek Kuran.
    Evet. Ben, sımsıkı bir biçimde Allah’ın değişmez hayat yasalarını düşüncemin temeline yerleştirdim, ilahi yasaları, düşünüşümün mantığı saydım ve bu günlere geldim. Kimi beni pozitivist olarak niteledi, başka birileri rasyonalist, kimileri de reformist saydı ve bunları kendi inançlarına göre suç olarak gördü ve telin etti. Ben bütün bunlara fırsat buldukça cevaplar verdim. Ama yalnızdım. Çünkü, gerçekler garipti. Reformistliğin suç olamayacağını açıkladım. Reform, deformenin zıddıdır. İnsanın elinde, dinin, ilk kaynağı Kuran, kalıbından ve ruhuundan çıkarılarak, insanın sapık örflerine uydurularak deforme edilmiş olduğunu, yeniden ilk kalıbına sokulup reforme edilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Dinde değil, dini anlamada reform istediğimi haykırdım. Benim bu anlayışıma, dini anlayışı yeniden ilk kalıbına irca etmek, yani, tecdit denmek gereklidir.
    Bozulmadan, yani deformasyondan bir iki misal vermek isterim.
    Kuran dini, yani, Kuran ahlakının hukuku, bütün yeryüzü hükümdarlarına, dayatıcı güçlerine, toplumları terbiye etmeye kalkışan güçlere; “Hayır, Allah’dan başka hiçbir ilah kabul etmiyorum”, diyerek başlar işe. Yani, “LA İLAH” dedirtir bize. Kula kulluktan çıkarıp, Allah’a kulluğa yükseltir bizi. Kimsenin kimseye kul olmamasını daha başlangıçta bildirir bize. Gücün tek ve biricik kaynağının, kainatın haliki olduğunu telkin eder Kuran bize. Allah’ın Resulu de bu hükmü bizzat uygulayarak gösterir bütün insanlığa. İnsanoğlu ne kadar yüksek ilim ve erdemlere ulaşırsa, o kadar da tevazu gömleğini geçirir sırtına.
    Sonsuz bir karizmatik güç olmasına karşın, onun başının tacı olarak gören ashabı, onunla alabildiğine tartışmaya girer. O kadar ki, yüce Allah’dan, “Resulünüzle yüksek sesle konuşmayın” ihtarı gelir. Tartışmayın değil, bağırıp çağırmayın ihtarıdır bu. Allah Resulü ile ashabı arasındaki ilişki böyleyken, halifelerin, sultanların, şeyhlerin ve bütün güçlülerin önünde iki büklüm olmayı neyle izah edebiliriz? Bir müridin şeyhine, bir talebenin, hocasına itiraz etme hakkı var mıdır?
    İşte en büyük deformasyonlardan biri bu hazin ve çarpık durumdur.
    İnsanın zihin faaliyeti, sorgulamakla başlar ve sonuçlara, sentezlere doğru gidilir. Elbette zihin faaliyetinin enerji kaynağı bilgidir, ilimdir ve malümattır. Bilgiyle beslenmeyen düşünme faaliyeti neticeye ulaşamaz. Bilgiye ulaşmanın yolu sormaktan, sorgulamaktan geçer. Yakın çevrende var olan objeleri ve subjeleri tanıyıp, neyin ne işe yaradığını bulmaktan ve isimlendirmekten gideriz gerçeklere.
    Bilginin en büyük kaynağı ise, büyük beyinlerin yazıyla bize aktardıklarıdır. Yani, çevresini sorgulayan düşünürlerin yazdıklarıdır bilginin en büyük kaynağı. Bu bilgilerden doğru sonuçlar ve hükümler çıkarmak için, temel kuramlar sahibi olmak gerekmektedir.
    Peki, nedir bu kuramlar. Bir hüküm cümlesinin sağlaması neyle yapılır? Bir düşünce sentezinin sağlamlığını hangi endazeyle anlarız? Düşüncelerimizin test ve referans kaynakları nelerdir? Bize göre, düşünce sonuçlarının doğru olup olmadığının birinci referans kaynağı varlığın değişmez yasalarıdır. Yani, yüce Rabbimizin ifadesiyle AFAK Ayetleridir. Düşünerek ulaştığımız sonuçların, hüküm cümlelerinin, varlığın yasaları içinde yeri var mıdır, sorusunu sorup, o hükme hayat içinde yer bulunmalıdır.
    İkinci test kaynağı ise, İlahi kelam olan Kuran ayetleridir. Vardığımız hükümler, Kuran ayetlerine uyuyu m, uymuyormu? Şayet uymadığını görürsek, vardığımız o hükümden hemen vazgeçmemiz gerekmektedir. İşte, benim kabul ettiğim iki hüccet bunlardır. Bir kimsenin hüccet sayılması, inana taparlık olur ve ben böyle bir tapınmadan Yüce Yaradana sığınırım.
    Sevgiler ve selamlar.
    Not: Beni daha yakından tanımak isteyenler, “SERENCAM (zamanıma tanıklığım) anı kitabımdan faydalanabilirler.
    BU KENDİMİ TANITMA CEVABI DEVAM EDECEK

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman