MUHTEŞEM YÜZ YIL

ziyaretci | Ocak 14, 2011

MUHTEŞEM YÜZYIL DİZİSİ HAKKIDAKİ TARTİŞMALARA NE DİYORSUNUZ ?

This post was submitted by MEMDUH.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: muhte,

Cevabım: “MUHTEŞEM YÜZ YIL”

  1. ismailkazdal

    Bu soru, bana, devlet hakkındaki kanaatlerimi açıklama imkanı vermesi bakımından çok önemlidir. Benim, devlet yapılanması hakkındaki düşüncelerim, mevcut anlayışlar çerçevesinden bakıldığında, çok sıra dışı, hatta fantastik ve hatta utopyanın şahikası olarak algılanabilir düşüncelerdir. Ve ben, bu düşüncelerimi her platformda seslendirmiş ve adımın, “DEVLET DÜŞMANI” veya devlet varlığını reddeden biri olarak anılmasına yol açmış bir hayalciyim.
    Çünkü ben, insanlığın tanıdığı, içinde yaşadığı devlet yapılanmasının karşısında olan biriyim, bu maruf ve bilinen devlet anlayışının dışında, başka bir anlayışın var olduğunu söyleyen kişiyim. Bilinen bugünkü ve dünkü devlet yapılanmasını redettiğim ve başka bir devlet sistemi aradığım için, adım devlet varlığını reddeden birine çıktı. Halbuki ben, devlet varlığını reddetmiyor, bir Müslüman olarak, sadece despot devlet yapılanmasına itiraz ediyorum.
    Mevcut sistemlerin İSLAM DİNİNİN istediği bir devlet yapılanması olmadığını iddia ediyorum.
    Çünkü, islam dininin, insana dayalı mutlak bir iktidara izin vermediğine inanıyorum. İslam dinine göre, ortaksız iktidar olma hakkının, mutlak yaratıcı ALLAH olduğuna inanıyorum. Kuran İslamı, Allahın hükümlerine uymayan insan iktidarını meşru saymıyor, aksine haddini aşmış zorba muktedirler olarak görüyor.
    Evet, kendisini kontrol eden bir mutlak otoriteye bağlı olmayan, kendinden çok çok güçlü bir kudrete inanmayan, yaptıklarını ettiklerini kaydedip hesaba çekecek bir mutlak hesaba çekicinin varlığını kabul etmeyen dünya otoritelerinin, kendilerini zorbalıktan kurtarabileceklerine inanmıyorum.
    Kuran’ın önerdiği devlet yapısının, bireyin özel hayatını tanzim edemeyeceğine inananlardanım. Elbette burada İslam’ın önerdiği devlet yapılanmasını anlatacak değilim. Bütün bu söylediklerimin sebebi, Muhteşem Yüzyıl sorusuna vereceğim cevabın alt yapısını oluşturmaktır.
    Muhteşem yüzyıl dizi filminin kusurlarını İslama maletmek bana göre cinayettir. Bir Padişahı, Şahı, Meliki, Hakanı, Hanı, İslam ölçülerine göre yargılamak batıl bir anlayıştır. Onları, İslam otoritesi olarak görmek, yaptıklarını ettiklerini İslama maletmek, dine yapılacak en büyük ihanet olur.
    Onun içindir ki, merak edilen dizi hakkında vereceğim cevapta, İslami ölçülere yer vermeyeceğim. Konuyu saltanat bağlamında görmeye çalışacağım. Sadece insani duygularla yaklaşacağım.
    Muhteşem Süleyman’ın şahsını, oturduğu makamdan ayrı tutacak, nesebe dayalı saltanat kurumunu reddettiğim halde, bizzat padişahın şahsına bağlı kalarak inceliyeceğim konuyu.
    Tıpkı, İslam’ın haram saydığı faiz temelli bir bankanın, Müslüman ve mütedeyyin yöneticilerine baktığım gibi bakacak, öyle değerlendireceğim soruyu. Nasıl ki, bir mütedeyyin insanın yöneteciliği, faize dayalı bir banka kurumunu meşrulaştıramıyorsa, Sultan Süleyman da, üstün yeteneklerine rağmen, İslamın reddettiği nesebe dayalı iktidarını meşru hale getiremez. Onun büyüklüğü devlet otoritesi bağlamındaki büyüklüktür. Ve bu anlamda, gerçek manada büyük biridir ve aile hayatı en azından, her ferdinki kadar kutsaldır ve onun için de, dizi bir kutsala saldırı yapmakta ve suç işlemektedir. Harem, kişinin kutsalıdır. Elbette padişahın da kutsalıdır. Harem ismi bile konuyu açıklamaktadır. Haremi, yani, bir ev reisinin özel hayatını yaşadığı mekanın sırlarını kim açıklayabilir ki? Adı üstünde, bir evin mahremine girmeye kimin hakkı vardır ki, kim girebilir ki, haremi açıklayabilsin? Devletleri yönetecek insanların kendine has hareminin olması, özel hayatının devlet yönetimine karışmasına engel olan stepnesidir. Yani harem, sultanı dinlendiren bir özelliğe sahiptir.
    Bunları söyledikten sonra, hasbel kader, uzun yıllar boyu, Osmanlı Hanedanının son üyeleriyle bir arada yaşamıış olmanın (Serencam isimli anı kitabımda bunları yeteri kadar anlattım) bilgilerine dayanarak, HAREM dairesinin ne olduğunu tasfir edeyim.
    Harem dairesi, Padişahın ve hatta prenslerin kendi evleridir. Padişah, günlük işlerini yapar, yatmak için evine çekilir. İşte bu evin adı, HAREM dir. Elbette o haremde, saraya kapağı atmış, atabilmiş bir çok genç kadın vardır. Onlar, bir padişah evine yakışır biçimde, harem dairesinde bulunan hanım eğiticiler tarafından eğitilir ve en ehveni, valide sultan, yani padişahın annesi tarafından padişaha takdim edilir. Harem dairesindeki o hatunlar, kendilerinin padişaha taktim edilmelerini sağlamak için adeta yırtınırlar. Çünkü, kadınefendi olma ihtimalleri büyüktür. Eğer hamile kalabilir ve erkek doğurabilirlerse, bir kadın olarak, ülkenin en büyük kadını (şimdilerde först leydi diyorlar) olma ihtimalleri vardır. Onun için padişah yatağına girebilmek için adeta birbirleriyle yarışırlar bu kadınlar. Hiçbiri zorlanmaz. Saray çevresinden hiç bir zaman bunu işitmedim. Nasıl ki, zamanımızın yöneticilerini tavlamak için yarışan profesyonel kadınlar vardır, işte aynen öyle. Saray hareminin şimdiki devletlilerin hareminden farkı, şimdikiler dışarıda profesyonelleşiyor, saray hareminde yaşayanlar ise, evin içinde yetiştirilerek profesyonel kadınlar haline geliyordu.
    Şimdilerde, seks konusunda hiçbir hudut tanımayanlar “özel hayat” paravanı arkasına saklanıyor. Ama aynı ahlak yapısına sahip olduklarına inandığım dizi yapımcıları, kendileri için istedikleri özel hayat mahremiyetini, tarihe malolmuş muazzam bir kişiliğe tanımıyor ve sadece bu bağlamda büyük bir suç işliyorlar.
    Ayrıca, herkes istediği gibi, sırf reyting sağlamak için filim çevirebilir. Ama, bunu tarihe malolmuş bir kişilik üzerinde yapamazlar. Yaşamış bir insanın kişiliği üzerinde istedikleri gibi oynayamazlar.
    Gerçekten de, bireyin haremleri kutsaldır, kimsenin ağzının sakızı olamazlar. Bu ilkeye inanmayanların, kendi haremlerine bakmalarını tavsiye ederim. Kendi sapıklıkarını gözden geçirmelerini salık veririm. Onların ifşa edilmesinden hoşlanıyorlarsa, başkalarının mahremini ortaya dökmeye devam etsinler.
    Benim tanıdığım son kadınefendi, Gönen’li bir hanımdı ve çocuklar gibi saf saf biriydi. Ama buna rağmen, sarayın kalfa kadınlarından biri, o saf kadınefendi, şehzade Ertuğrul’un ölümünden sonra, Mıısır’dan Türkiyeye’ye döndüğünde ve Vahdettinin köşkünün dış kapısında arabadan indiğinde, ayak bastığı yere bir ipek yastık koymuş ve başını bu yastığa koyarak, başına ayak basmasını arzu etmişti. İşte harem terbiyesi buydu. Üstelik, başına basılmasını isteyen kadın da, Kadın efendinin köyünden bir Çerkez’di. Ama biri kadınefendi, öbürü ise, sadece bir görevli kalfa kadındı. İşte mutlak saltanatın terbiyesi. Bu terbiyenin İslami olduğunu kim iddia edebilir ki?
    Süleyman’ın aşkı, adı verilseydi diziye, biraz su kaldırırdı. Ama defalarca sefere çıkmış bir padişahı harem tutsağı olarak göstermek, ancak kafası Batı görüşlerine mahküm mukallitlerin işi olabilir.
    Son olarak şunu da söyleyelim ki, biz boş tenkitler yapanlardan değiliz. Bundan kırk beş yıl kadar önce, Müslümanlar tiyatroya el atmalı, nitelikli piyesleri sahneye koymalıdır, diyorduk, herkesin kolaylıkla kafir ilan edildiği o zamanlarda. Şimdi de diyoruz ki, Muhteşem Süleyman dizisini sevmediniz mi? Haklısınız. O zaman gerçek muhteşem Süleyman senaryosunu siz yazın, hem dizisini çekin ve hem de sahnelere taşıyın. Ama, sakın ha… Melek insan tipi haline sokmayın tarihinizin gerçekten de büyük adamlarını. Öyle anlatın ki, en sade insan bile onlardan örnek alıp hayatlarına sokabilsin. Malüm. İnsan obje bir varlıktır ve kendisi gibi obje büyükleri kendisine önder edinir. Günahsız Melekleri algılayamaz sade insanlar.
    Selam ve sevgiler.
    —————————————————————————————————
    NOT: Her gün, ortalama 30-40 takipçinin siteme girdiğini, ama hepsinin de pasif okuyucu olarak kaldığını görüyorum ve sebebini anlayamıyorum. Soru sormak hayatın gelişmesini sağlayan en önemli bir eylemdir.

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman