müslüman kadının asli görevi

ziyaretci | Mart 21, 2014

ben bir müslüman kadın olarak asli görevim nedir?toplumda müslüman bir kadın olarak bana düşen görevleri ALLAH(c.c) nasıl buyurmuştur?

This post was submitted by hacer kazdaloğlu karadağ.

Benzer Sorular

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler:

Cevabım: “müslüman kadının asli görevi”

  1. ismailkazdal

    İslam kadını veya Müslüman kadın kimdir, sorusuna cevap vermek hiç de kolay değildir. Hele de, hem İslam dünyası olarak nitelen coğrafyada, hem de dünyaya hâkim Batı medeniyet şartlarında hayatın bir yarısı olan kadın yanlış tanım içine sokulmuşken.
    Hayatı bölüşmek için yaratılmış kadın gerçek kadınlığını, erkek de gerçek erkekliğini kaybetmiş, birbirini tamamlamak için yaratılmış bu iki insan cinsi, birbirinin rakibi, rakibi ne demek düşmanı olarak çıkmıştır ortaya.
    Kadın hayatın bir yarısını yüklenmek için yaratılmışken, erkekle birlikte insan neslinin devamını sağlamak için var edilmişken, dişileştirilmiş, erkek de azılı bir cinsel aygır haline getirilmiştir materyalizmin hâkim olduğu bu dünyada.
    Erkek kadını sadece toksinlerini boşaltacak bir araç olarak görüyor artık. Kadın da erkeğin bu yanına hitap etmek için teşhirciliği ve cinsel dürtüleri azdırmak yolunda bütün dişiliğini ortaya koymayı tercih eder olmuştur. Vıcık vıcık bir seks sembolüdür artık kadın.
    Kadın da erkek de keyfiyet değildir artık, birer kemiyettir sadece. Birbirlerine seks sunan azgın kısrak ve aygırlardır artık bu iki cins.
    Seksinden başka haysiyetli bir değer sunmaktan uzaklaşmıştır kadın.
    Erkek bir kadına talip olurken, hayırlı nesiller sahibi olmak için değil, seks hayatını tatmin etmek için talip oluyor.
    Dünyaya hâkim Batı medeniyeti zinayı meşrulaştırdı. Onun yerine tacizi koydu. Bir kadın bir erkeği yatak odasına kadar getirir, fakat fiili birleşmeyi reddeder, erkek de bu redde rağmen sona gitmeye çalışırsa, bu hal fiili taciz suçuna girer ve cezalandırılır.
    Kadın-erkek cinsel çekimi şartları alabildiğine genişletilirken, zaten zinayı suç olmaktan çıkarmaktan başka çare kalmamıştır.
    Tamamen romantik ve platonik mahiyeti ifade eden AŞK (cinnet hali) kelimesi, cinsel birleşmenin adı olmuştur.
    Alabildiğine cinsellik şartları içinde yaşayan insanlık âleminde tahkir anlamında PİÇ sıfatına sahip kimse de kalmamıştır. Aslında tahkir anlamında Piç deyiminin haksızlık olduğunu da ilave etmeliyim. Çünkü zinadan doğan çocuğun hiçbir suçu yoktur. Suçlu olan zinayı işleyen kadın ve erkektir.

    KADIN, TARİHİNİN EN HAKİR, EN ZELİL VE EN SEFİL ZAMANINI YAŞIYOR ÇAĞIMIZDA.
    Çağımıza Hâkim olan Batı medeniyeti, kadını hürriyete kavuşturduğunu iddia ediyor. Kadını kavuşturduğu tek hürriyet, istediği erkek ile seks yapma hürriyetidir.
    Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar köle durumundadır kadın. Erkek kadını eş, arkadaş, yoldaş keyfiyetinden, niteliğinden çıkarmış, sadece toksinlerini dökmek aracı bir kemiyete, niceliğe mahküm etmiştir.
    Kadının tarihte ezildiği iddiası korkunç bir yalandır. Çünkü bazı istisnai toplulukları dışarıda bırakırsak, kadın, kocasının eşi, arkadaşı, sevgilisi ve yoldaşı olmuş, erkeğinin yanı başında insanlık aleminin gelişmesine birinci derecede etki yapmıştır.
    Bir erkek kadının gönlünü fethedebilmek için ülkeler fethetmiş, kahramanlıklara ulaşmıştır. Hatta tarihi değiştiren büyük olaylara, Marksın iddiasının dışında ekonomik sebepler değil, kadına olan sevgi ya da nefret sebep olmuştur.
    Boşuna, “her başarılı erkeğin ardında mutlaka bir kadın vardır” vecizesi söylenmemiştir.
    Asra hâkim olan Batı anlayışı kadını sokaklara dökerek, aileyi yok etmiş, seksi yanını kaybeden kadın kendi kaderine terk edilmektedir.
    Çağa hâkim olan Batı hayat anlayışı, kendi sakil hayatını kabul ettirmeyi kadınlar üzerinden yürütmüştür. O kadar ileri gidilmiştir ki bu konuda, aileleri özel hayat mahremiyeti yerle bir edilmiştir
    Çağa hürriyet ve bireyin ayağa kalkma çağı denmektedir. Ama öte yandan ailenin mahrem hayatını da yönetmeye kalkışmıştır. Aile hayatı mahremdir. Onun için de kutsaldır.

    KADINLAR HAKKINDAKİ Kuran ayetlerinin bir büyük kısmı aşağıdadır. Dikkatle inceleyin ve kendiniz karar verin Kuran kadını kimdir.
    Selamlar.

    “Ey hak dine uyacağına söz veren müminler! Kadınlara kendi rızaları olmadan sahip olmanız size haram edilmiştir. Apaçık bir hayâsızlık etmedikçe, aşırılıklara kaçmadıkça sırf verdiğinizden bir kısmını geri almak niyetiyle onlara baskı yapmayın. Onlarla hoşça geçinin. Şayet onlardan hoşlanmıyorsanız, bilmelisiniz ki o hoşlanmadığınız eşlerinizden size birçok hayırlar da gelebilir.Eğer eşinizden, başka biriyle evlenmek için ayrılıyorsanız, ayrıldığınız eşinize yığınla mal vermiş olsanız bile, onlardan küçücük bir parçayı bile geri almayasınız. Onlara verdiğiniz malları ne diyerek geri alacaksınız ki? Elbette ancak iftira ederek ve vebalini göze alarak almış olacaksınız.Zaten mallarınız o kadar birbirine karışmıştır ki, hangi mal kimindir? Bunu bilmek kolay olmadığı için ayrılması da mümkün değildir. Onlarsa kendilerine verdiğiniz mallar hakkında sizden daha önce güvence almışlardı.”Bir de geçmişte olanlar hariç, babalarınızın nikâhladığı kadınları nikâhlamayın. Çünkü bu, açık bir edepsizlik ve iğrenç bir ahlâksızlıktır. Tamamen kötülüklerle dolu bir yoldur.”
    “Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sütanneleriniz, sütannelerinizin kızları, kaynanalarınız, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınların kızları, yani elinizin altındaki üvey kızlarınız, (bu arada, nikâhlanıp da kendileriyle gerdeğe girmediğiniz kadınların kızlarıyla evlenmenizde bir mahzur yoktur) öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birlikte ve bir arada almanız size haram kılınmıştır Geçmişte olanlar geçmişte kalmıştır. Doğrusu o ki, Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhametlidir.” “Bir de savaş esiri olarak ellerinizin altındaki cariyeler hariç, evli kadınlarla evlenmeniz de sizin için haram kılındı. Bu Allah’ın koyduğu bir hükümdür. İşte bunların dışında kalan kadınları, iffetli yaşamak ve zina etmemek üzere, mehirlerini vererek onlardan sorumlu olanların iznini alarak kendinize eş olarak alabilirsiniz. Mehir miktarında anlaştıktan sonra birleşmenizde sizin için bir sorumluluk yoktur. Allah muhakkak ki her şeyi bilir, onun için de hüküm ve hikmet sahibidir.İçinizdeki hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyenler, ellerinizin altındaki genç mümin cariyelerden alıp evlensinler. Allah imanınızı elbette ki sizden daha iyi bilir. Hepiniz aynı cevherden yaratılmışsınız. Öyleyse, iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, o cariyelerle sahiplerinin iznini almak şartıyla ücretlerini de, mehirlerini de güzellikle vererek evlenin. Kendileriyle evlendikten sonra eğer fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Bu tür evlenme, içinizden zinaya düşme korkusu taşıyanlar içindir. Ama dengini buluncaya kadar sabredip evlenmeleri, elbette onlar için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıdır, çünkü sonsuz merhamet sahibidir.Allah size bilmediklerinizi açıklamak, sizi sizden önceki salih kulların yollarına yöneltmek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah şeyi bilendir, onun için de her şeye hükmeder.Allah tövbelerinizi kabul etmek istiyor ama şehvetlerinin arkasında koşanlar, derin bir sapıklığa dalıp kendileri gibi olmanızı arzuluyor. Allah yükünüzü hafifletmek istiyor. Çünkü insan zaafları ile birlikte yaratılmıştır.”(Nisa:19-28)

    “Allah insanların bir kısmını öbürlerinden daha güçlü ve daha avantajlı yarattığından, erkekleri de kazandıklarından eşlerinin geçimini sağladığından ötürü, kadınlarının üzerinde hâkimiyet kurması da hak olmuştur. Onun için iyi kadınlar gönülden itaatkâr olup, Allah’ın korunmasını istediği şeyleri, yalnız kaldıklarında bile koruyan kadınlardır. Dik kafalılık ve şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara önce nasihat edin, olmazsa yataklarında onlar yalnız bırakın, daha da olmazsa evinizden ayırarak onları darbe leyin. Sonunda size itaat ederlerse, onları artık serbest bırakın, aleyhlerine olacak bir tavır geliştirip onu sürdürmeyin. Doğrusu odur ki, Allah çok yücedir ve çok büyüktür.Eğer karı-koca arasında aralarını açıcı bir hal görürseniz, erkek tarafından bir, kadın tarafından bir olmak üzere, iki kişiyi, geçinemeyen eşlerin aralarını bulmaları için devreye sokun. Bunlar gerçekten barıştırmaya çalışırlarsa, Allah onların bu barış girişimlerine katkıda bulunur ve iyi bir geçim verir. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan bir kudrettir.”(Nisa:34-35)
    “Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. Bunu isteyenlere, “Size onlar hakkındaki fetvayı Allah veriyor. Kendilerine yazılmış miras haklarını vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz yetim kızlar, hakkını savunamadığı için bakıma muhtaç çocuklar ve bütün yetimlere adaletle davranmanızı size öğütleyen apaçık ayetler vardır. Allah işlediğiniz her hayırlı işi mutlaka bilir.” (127) “Eğer bir kadın, kocasının kendisine kötü davranmasından veya terk etmesinden korkarsa, anlaşarak ayrılmasında kendisine bir günah yoktur. Ama anlaşarak birlikte yaşamayı sürdürmek çok daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa yatkındır. Eğer aranızı düzeltir ve geçimsizlikleri aradan kaldırırsanız, biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (128) “Ne kadar gayret edip çırpınsanız da, eşler arasında eşit davranmanıza imkân yoktur. Onun için, hiç olmazsa bütün ilginizi birine verip öbürlerini büsbütün kocasız gibi bırakmayın. Şayet münasebetlerinizi düzenli yapar, haksızlık yapmaktan sakınırsanız, Allah’ın çok affedici ve çok merhametli olduğunu biliniz.” (129) “Eğer kendisine adil davranılmadığı kararına varmışsa bir eş, ayrılabilir. Bundan dolayı hiçbiri Allah’ın lütfüyle öbürüne muhtaç kalmaz. Allah’ın lütfu çok geniştir, çünkü merhametlidir.” (Nisa:127-30)
    “İman etmeyen müşrik kadınlarla evlenmeyin. Bir müşrik kadın sizi cezbetse de, iman etmiş bir cariye size ondan daha hayırlıdır. Mümin kadınlar da, iman etmedikçe, müşrik erkeklerle evlenmesinler. Her hangi bir müşrik erkek hoşunuza gitse bile, bir mümin kölenin o beğendiğiniz müşrik erkekten daha hayırlı olduğunu bilin. Çünkü beğendiğiniz müşrik erkeklerin veya kadınların sizi ateşe ve cehenneme çağıracakları kesindir. Allah ise sizi cennete ve kurtuluşa çağırıyor. Onun için de ayetlerini böyle apaçık bildiriyor size. Umulur ki uyarılanlar bu ayetlerin açıkladığı gerçekleri akıllarında tutarlar ve hislerini aşarlar.”(Nisa:221)
    Bir de sana hayız meselesini soruyorlar. Soranlara, “O bir eziyetli devredir. Onun için bu devre geçmeden kadınlarınıza yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman da, onlara Allah’ın emrettiği doğru yoldan yaklaşın. Doğrusu o ki, Allah, suçu işledikten hemen sonra tövbe edenleri ve suçlarından arınanları çok sever.
    Kadınlarınız dölünüzü kabul eden ve onunla ürün oluşturan bir tarla gibidir. O halde onlara dölünüzü ürün haline dönüştürecek yönden yaklaşın ve dölünüzü bırakın. Kendiniz için hayırlısını isteyin ve ileriye dönük yatırımlar yapın ve Allah’tan korkun. Ve önünde veya sonunda O’na döneceğinizi bilin. Ey Resul! Doğru yoldan ve ileriye dönük doğru amaçlarla kadınlarına yaklaşan müminleri müjdele.”(Nisa:122-223)
    “Sakın Allah adına yemin etmiş olmanız, sizi insanların arasını bulmaktan, haklara saygılı olmaktan ve iyilik yapmaktan alıkoymasın. Allah sizin niyetlerinizi işitir ve bilir.(224) Allah sizi, ağız alışkanlığı olarak yaptığınız yeminlerinizden ötürü sorumlu tutmaz. Fakat o yeminleri ederken, kalbinizde taşıdığınız niyetlerinizden dolayı sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcı ve çok yumuşak huyludur.”(Nisa:225)
    “Kadınlarına yaklaşmamaya karar verenler bu kararlarını en çok dört ay sürdürebilirler. Ama yaklaşmama yeminlerinden daha kısa zamanda geri dönerlerse, doğrusu çok acıyıcı ve çok merhametli Allah, onları yaptıkları yeminden affeder.(226)Eğer kesin boşamaya karar vermişlerse, hiç kuşkusuz bu kararlarını da Allah hem işitir, hem bilir.(Nisa:126-227)
    “Ve boşanmış kadınlar üç iddet müddetince beklesinler. Böylece hamile olup olmadıkları kesinleşsin. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, karınlarında saklı olduğunu bildikleri çocuğu saklamak onlara helâl değildir. Kocalar bu müddet içinde kendileri ile barışıp yeniden bir arada olmayı dilerse, herkesten fazla bu birleşmeye hakkı olan kimse olur. Erkeklerin kadınları üzerinde olan hakları gibi, kadınların da erkekleri üzerinde hakları vardır. Ama erkeklerin kadınları üzerinde olan hakları, kadınların erkekleri üzerinde olan haklarından daha fazladır. Allah üstün ve güçlü olan yegâne kudrettir, onun için de hüküm ve hikmet sahibi olmaya layık tek kudrettir.(Nisa:228)
    Boşama ancak iki keredir. Bundan sonrası, kadını ya tutmaya kararlı olmak, ya da güzellikle salıvermektir. Onlara verdiğiniz mallardan her hangi bir şeyi geri almanız size asla helâl değildir. Elbette, erkek veya kadından biri, Allah’ın kendileri için çizmiş olduğu sınırları aşacağından korkarsa, o zaman başka. Şayet ikisinin de Allah’ın sınırlarında duramayacağından korkuluyorsa, o zaman, kadının, ayrılmak karşılığında kendisine koca tarafından verilmiş olan mehirlerinden vazgeçmesinde her ikisi için de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Her kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerdendir.(Nisa:229)
    Eğer erkek karısını üçüncü kez boşayacak olursa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe eski kocasına helâl olmaz. Yeni kocası kadını boşadığı taktirde, eski karı-koca Allah’ın koyduğu yasaları ve sınırları koruyacaklarına inanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde bir sakınca yoktur. Bütün bunlar Allah’ını bilenler için, O’nun koyduğu apaçık sınırlar ve yasalardır.(Nisa:230)
    Kadınlarınızı boşadığınızda iddetini tamamladıklarında, onları ya razı ederek güzel bir biçimde yanınızda tutun, ya da iyilikle bırakın. Haklarına el koyabilmek için onları zorla yanınızda tutmaya kalkışmayın. Kim böyle yaparsa, andolsun ki kendisine zarar vermiş olur. Sakın Allah’ın ayetlerinin size bildirdiği cezaları hafife alıp, kendi bildiğiniz gibi hareket etmeye devam etmeyin. Allah’ın size verdiği sayısız nimetleri, size kurtuluşunuzu sağlayacak kitap ve hikmeti verişini ve size onunla öğüt verdiğini sakın bir an olsun unutmayın. Allah’tan gereği korkun ve O’nun her şeyi bildiğine inanın.(Nisa:231)
    Kendilerini boşadığınız kadınlar iddetlerini tamamladığında eski kocalarıyla güzel bir şekilde anlaşıp yeniden evlenmeye çalışırlarsa, sakın onlara engel çıkarmaya kalkışmayın. İçinizdeki, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimselere öğütlenen düsturlardır bunlar. Bu öğütlere uyarsanız sizin için büyük hayırlara vesile olacaktır. Allah bilir, fakat siz bilmezsiniz.
    Bir kimse karısını boşadığında, eğer ondan doğmuş olan süt bebeği var ise, boşadığı çocuğun annesi olan karısından iki yılı geçmemek üzere çocuğu emzirmesini isteyebilir. Annenin uygun bir standartta yedirilip giydirilmesi çocuğun babasına aittir. Bununla beraber, kişi taşıyabileceğinden fazla bir yükle mükellef tutulamaz. Çocuktan dolayı, ne ana, ne de baba zarara sokulamaz. Mirasçılara düşen görev de aynıdır. Eğer ana baba anlaşarak çocuğu sütten kesmeye karar verirlerse, bu kararda ikisi için de bir günah yoktur. Uygun şartlarda ücretlerini ödediğiniz sütanneler tutmanızda hiçbir sakınca yoktur. Allah’ın bütün yaptıklarınızı gördüğünü ve bildiğini bilin ve O’ndan hakkıyla korkun.”(Nisa:232-233)
    “Ölen müminlerin hanımları dört ay on gün hiçbir erkeğe yaklaşmadan bekleyip hamile olup olmadıklarını anlamaya çalışırlar. İddetlerini doldurduklarında ise, meşruiyet sınırlarında olmak üzere, başka bir erkekle evlenmelerinde hiçbir mahzur yoktur. Allah bütün yapılanlardan eksiksiz haberdardır.(Nisa:234)
    İddetlerini tamamlamış kadınlarla evlenmek istemenizde ve bu isteğinizi münasip yollarla ona ulaştırmanızda her hangi bir mahzur yoktur. Çünkü Allah içinizden geçirmiş olduğunuz evlenme arzunuzu bilir. Maruf olan ve bilinen aleniyet kuralı dışında kalan hiçbir yolla onlarla gizli buluşma anlaşmaları yapmayın. Farz olan bekleme süresi bitmeden evlenmek niyeti taşıdığınız dul kadınlarla nikâh akdi yapıp birleşmeye kalkışmayın. Allah’ın içinizden geçenleri bildiğini bilin ve O’ndan sakının. Ayrıca bilin ki, Allah çok bağışlayıcı ve çok yumuşak tabiatlıdır.(Nisa:235)
    Bir kadını, henüz dokunmadan bir mehir de kesmeden boşamanızda bir günah yoktur. Ancak, yine de onları, eli geniş olanlar güçleri kadar, eli dar olanlar da kendi güçleri oranında, isteyerek ve de severek desteklesinler. Bu ihsan edicilerin üzerine yüklenen bir borçtur.(Nisa:236)
    Eğer onları, el sürmemiş, ama mehirlerini belirlemiş olarak boşarsanız, o zaman kestiğiniz mehrin yarısı kadarını onlara vermek boynunuzun borcu olur. Ancak kadınlar, ya da onlar adına karar verecek olan yakınları bunu istemezlerse, o zaman kesilen mehrin yarısını vermemekte kimse için bir günah kalmaz. Ama sizin yine de bu tespit edilmiş mehrin yarısını vermeye çalışmanız elbette ki takvaya, Allah’ın rızasına ulaştırmaya daha yakın bir fiil ve davranış olur. Birbirinize lütufkâr ve fedakâr davranmanız gerektiğini hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın.”(Nisa:237)
    “Namazlara ve özellikle de orta namaza dikkat edin ve zamanı geldiğinde kalkıp Allah’ın huzurunda divan durun. Her konuda olduğu gibi, kadın-erkek münasebetlerinde de orta yolu, yani huzur yolunu tutunuz ki, muhabbetiniz devamlı hale gelsin ve Allah’ın selâmetine ulaştırsın sizi. Orta yolu tutarak ve husumete sebebiyet verecek davranışlar içine girmeyerek Allah’ın istediklerine boyun eğmiş, paralel düşmüş olun.(238)
    Eğer kendinizi bir tehlikede hissediyorsanız, yaya, ya da bir binek üzerinde kılarak Allah’tan yardım dilenin. Güvenli bir şarta girdiğinizde ise, size bilmediğiniz nice bilgileri öğreten Allah’ın neler öğrettiğini hatırlayıp, gerekeni yapın.”(Nisa:238-239)

    “Ölüp de geride eşler bırakan erkekler, geride bıraktıkları eşleri için, evlerinden çıkmamak şartıyla, en az bir yıl geçindirecek nafakayı vasiyet etsinler. Ama zevceler kendi istekleriyle evlerinden çıkıp gidecek olurlarsa, yaptıkları iş meşrudur ve kendileri veya başka kimseler için bir günah yoktur. Allah’ın üstünlüğünün daimi olması tartışılmazdır ve bütün işlerin oluş sebebini ve arka planını bilendir.(BAKARA:240)
    . Eğer alacak sahibi aklı ermez yahut aciz, ya da kendisi bizzat yazılanı okuyup anlayamayacak biriyse, kendi yakınları, ya da velisi yanında bulunarak borçlananın borçlarını tek tek yazdırsın. Hazır bulunan erkeklerden iki kişi yazılan borç-alacak senedini imzalasın yahut ezberlesin. Eğer iki erkek şahit bulunamazsa, bir erkekle, biri hataya düştüğünde öbürü düzelten iki kadın şahit borç senedini imzalasın yahut ezberlesin ki, işlem tamamlanmış olsun.(Bakara:282)
    “Müminlere ise, Firavunun karısını örnek verir. O Firavun’un karısı olan kadın, “Ey benim Rabbim! Bana katında bulunan cennetinde bir ev yap, beni firavundan ve yaptığı kötü işlerden uzak tut. Beni zalimler topluluğundan ve onların yaptığı kötülüklerden kurtar” diyerek, yalvarmıştır. Ve siz müminlere ırzını korumuş olan İmran kızı Meryem’i de örnek gösterir. Ki biz O’na ruhumuzdan üflemiştik O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etmişti. Ve o Rabbine gönülden boyun eğen ve teslim olan biriydi.” (Tahrim:11-12)

    “Allah, bütün Müslüman erkeklere ve Müslüman kadınlara, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, Allah’a gönülden itaat eden kadınlara ve erkeklere, sözünde duran sadık erkeklere ve kadınlara, sabredici erkeklere ve kadınlara, utanması, hayâsı olan erkeklere ve kadınlara, tasadduk eden, sadaka veren erkek ve kadınlara, oruç tutan erkek ve kadınlara, ırz ve namuslarını koruyan erkek kadınlara, her yaptıkları işte Allah’ın kendilerini gözlediğini hatırlayan erkek ve kadınlara sonsuz bağışlanma ve büyük mükâfatlar hazırlamıştır.”Fakat Allah ve Resulünün hüküm verdiği bir konuda, kadın olsun erkek olsun, kendi başına hareket etmesine izin verilmemiştir. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki, o, sapıklar zümresine katılmıştır.”(Ahzab:35:36)

    “Siz günahlarınızı işlerken, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin o yaptığınız günahlara şahitlik yapacağını düşünmüyor ve onlardan hiç çekinmiyordunuz. İşte Rabbinize karşı beslediğiniz yanlış zan sebebiyle helâke sürüklendiniz, büyük zararlara uğradınız.(Fussilet:22-23)

    “Kitabı sağdan verilenlere ne mutlu. Onlara dikensiz kiraz ağaçları ve üzerinde meyve dolu muz ağaçları, koyu gölgelerde sürekli akan su kenarlarında mevsimi geçmeyen ve yasaklanmayan bitmez tükenmez çeşitli meyveler arasındaki zevk verici şartlar vardır. “Onların dünyadaki çok sevdiği eşlerini kendileriyle birlikte gençleştirir, bakir ve yaşıt olarak yeniden bir araya getiririz. Onların bir kısmı öncekilerden, bir kısmı da sonraki nesillerdendir.” (Vakıa:27-40)

    “Kız çocuklarından utanıp onları Allah’a terk ediyorlar, ama erkek çocukları olduğunda, onları kendileri için faydalı bulduklarından, üzerlerine düşüp üstün bir biçimde yetiştiriyorlar. Hâşâ! Allah yücedir ve yarattığı hiçbir şey fuzuli, ya da gereksiz değildir. Onlardan birine, bir kız çocuk sahibi olduğu haber verildiğinde, içleri öfkeyle dolar, yüzü hiddetten kararır. Sanki çok kötü bir iş yapmış gibi, utanır ve toplumun içine çıkmaktan çekinir. Şimdi o kız çocuğunu bütün utançları göze alarak saklasın mı, yoksa toprağa gömerek bu utançtan kendisini kurtarsın mı? Bakın ne kötü bir durum içine giriyorlar ve ne kadar insanlık dışı düşünceler arasında bocalayıp duruyorlar.” (Nahl:57-59)
    Allah’ın selameti sizinle olsun.

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman