Neden Namaz Değil de “Âbitlik ve Selamet Kazandıran Davet Azmi, Kararı” ?
ziyaretci | Eylül 7, 2009
Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü? (Alak:9-10) (Elmalılı Hamdi Yazır’ın meali)
“Gördün mü âbitlik ve selâmet kazandıran davet azmini, kararını menedeni? (Alak:9-10) (İsmail Kazdal’ın meâli)
Bu iki âyetle ilgili şöyle de bir rivayet var: Ebu Cehil, “Andolsun, eğer Muhammed’in namaz kıldığını görürsem onun boynunu ezeceğim” demiş ve bir gün bu dediğini yapmaya kalkışmıştı. Fakat Hz. Peygamberin yanına geldiğinde düşündüğünü gerçekleştiremeden titreyerek korkuyla kaçmıştı. Âyetler, bu olaya ve Hz. Peygamber’in ilâhî koruma altında olduğuna işaret etmektedir.”
Bütün meallerde namaz olarak geçen salâ kelimesi sizin mealinizde “Âbitlik ve selamet kazandıran davet azmi, kararı” olarak geçiyor. Ulaşabildiğimiz bütün meallerin ve yukardaki rivayetin aksine, siz, salâ kelimesini neden bu şekilde meallendirdiniz? İkna edici sağlam bir sağlam bir gerekçeniz var mı?
726 kez görüntülendi.
This post was submitted by Hatice .
Benzer Sorular
Bölüm: Soru-Cevap | 2 Cevaplar »
Etiketler: DAVET, KARARI, KAZANDIRAN, NAMAZ, NEDEN,










Hazırladığım ve “tercümelerden meale” adını verdiğim kitap neşredildiği andan itibaren saldırılara muhatap oldu. Tenkitlere uğrayacağım kesindi. Ben de zaten selefi geleneğin Türkçe çevirilerine benzemez gerçek meali, tartışılsın diye hazırladım. Tercümeler belli bir selefi geleneğin çerçevesinde yapılmış ve bu tutum birbirinden hiç farkı olmayan bir tercüme külliyatı çıkarmıştır ortaya. İşte benim mealim bu ezberi bozmak için hazırlanmıştır. Bu sebeple de eleştiriler gayet normaldir. Ama kendine tapar yobazlara ne söylesen dinleri rencide olur ve hemen saldırıya geçer. Çünkü dini inançları ürkek bir kuş gibidir, en küçük bir esintide uçar gider. Onun için eleştiri kültürü yoktur yobazlarda. Kendilerini tanrı yerine oturtup oradan fetvalar haykırır. Sanki dinin sahibi kendisidir yobazın. Halbuki ise dinin sahipleri, ona talip olan herkesindir. Kura’nda var olan din, yani hukuk onu şiddetle benimseyenlerindir. İlim, talep edenin malıdır. Sadece aşkla ilmin arkasında koşmakla elde edilir. Resmi makamların tedrisinden geçerek elde edilen bir nimet değildir ilim.
İLİM SAHİPLİĞİ İNSANIN KALBİNİ (idrakini, kavrayışını, düşünme kapasitesini) GENİŞLETİR. O kadar genişler ki kalp, en ters iddiaları bile içine alabilir, analiz edebilir. “Cennete talip olanlar cehennemi göze almalıdır”, demişimdir kitabımın başında. Demek istediğim, gerçek, bir mümin her ne yapar ve ne söylerse kendisini hesaba çekecek yegane kudretin Allah olduğuna inanarak yapar ve onun için başka kimseden korkmaz. Zaten gerçek anlamda Allah’tan korkan bir mümin başka hiçbir ilahtan korkmaz. Onun içindir ki, iman sözünün daha başlangıcında LA İLAH diyerek bunu haykırmaktadır müminler.
Saldırılara uğrayan meal böyle bir inancın eseridir. Onun içindir ki, adice saldırıları değil, adam gibi eleştirileri hak ediyor. Tabii düşünen Müslümanlar varsa.
Senin sorun en önemli saldırı sebebini içeriyor. Kimilerine göre NAMAZ sız meal olarak nitelenen benim hazırladığım meal eser, SELA kelimelerini içeren ayetlerin büyük bir kısmını bu cevabın devamında göreceksiniz! Kendi mealimle birlikte Hamdi Yazır ve Muhammed Esed’in konuyla ilgili meallerini de alt alta göreceksiniz. Namaz gibi olmazsa olmaz saydığım bir ferdi ibadet konusunda ne büyük iftiraya uğradığıma şahit olacaksınız. Ama, SELA nın en önemli anlamının davet ve tebliğ olduğunu da görecek ve belki de şaşıracaksınız. Dışarıya yönelik daveti ve tebliği sadece şahsi ritüele hapsedenler büyük günah işlemektedirler. Müminin hakka ve adalete davet sorumluluğunu ortadan kaldıran bir anlayıştır bütün Sela kelimelerini Fars’ça kelime olan NAMAZ’ a çevirmek. Şunu da belirtmeliyim ki, bir farzı meydana getiren onu anlatan en önemli unsur, kelimelerin fazlalığı değil, emir kipidir. Ne söylediğimi anlamak isteyenler İslamın beş şartından biri olan HACCIN ya da Ramazan orucunun (Savm) Kur’an ı kerimde kaç kere geçtiğine baksınlar. Kur’an da Az geçiyor diye Hac ve Ramazan orucunu hafife mi Alacağız. Haşa. Kuran’da az sayıda zikredildi diye, önemli ibadetler önemsizleşiyor mu yani?
Bu noktada SELA kelimesinin benim için ne anlama geldiğini kısaca açıklamak istiyorum. Bu kelime, bir mümin için en önemli sorumluluk olan, tebliği, doğru yola daveti, hakka ve hidayete çağırıyı içeriyor. Ve hakka, adalete çağırının çeşitli unsurları ve araçları vardır. İşte Namaz en büyük görev olan hakka davetin en önemli unsurudur. Bu iddiamın delili ise Alak suresinin ilk on ayeti içinde geçmektedir.SELA kelimesinin İnsan idrakine indirilen ilk yirmi ayetin içinde yer alması savımızın en çarpıcı delilidir ve bu durumu mealleri incelerken açacağız inşallah.
Hakka davet için kullanılan usullerin ve unsurların, yani SELA nın önemli bir diğer kelimesi de ZEKAT dır. “Zekatlarınızı vererek hakkı ikame edin”, cümlesi, Kur’an da sık sık geçer. Çünkü insanları hakka davetin en önemli araçlarından biri, mali yardımlardır. İnsanlar mali rahatlığı sağlayan sistemlere itibar ederek, o sisteme girer ve böylece HAK dini hayata yerleşmiş olur.
Belki de hakkı tebliğ etmenin en önemli araçlarından biri kelamdır, yani, sözlü davettir. Bunları Sela’nın geçtiği ayetlerde sıkça göreceğiz.
Nebi ve Resullerin getirdiği din, yani hukuk tebliğe dayanır. Onun içindir ki, tebliğ İslam dininin en önemli farzıdır. Tebliğin bütün metotlarını burada döküm edersek, bir site sayfasına sığdıramayız. Onun için, biraz da dil tekniğinden bahsedip, SELA geçen meallerin yorumuna geçelim.
Neden bütün SELA kelimesini NAMAZ olarak çevirmediğimin sebepleri zaten Kur’an ayetlerinin içinde mündemiç. Ne demek istediğimizi biraz olsun açalım.
Ayetlerin içeriği, muradı, hikmeti, SELA’(m) yı açıklar, bu bir. Ayetleri, yani cümleleri oluşturan kelimelerin her biri, içinde yer aldığı cümlenin anlamının, manasının, kendine düşen payını yüklenir. Böylece, lügat ve etimolojik genel vasfının, anlamının dışına çıkar. Bir kelime değişik manalar içinde yer aldığında, içeriği de değişir, değişebilir. Hepimiz biliriz ki, Kur’an Arapça kelimelerle meydana gelmiştir. Arap’ın kelimeleriyle dedim, diliyle değil. Bu ne demektir? Arap, kullandığı kelimelere kendi kültürünü, kendi dünya algılayışını, geleneksel hayat şartlarının kimliğini yükleyerek kendi dilini, yani semantiğini oluşturmuştur. Bu, bir belli ırkın, harsın, geleneğin, örfün dilidir. Toplumun dili ise ister istemez enternasyonal değil lokal bir dildir. Kendi dilini oluşturan kültür vasatında, kapasitesindedir. Yeni tek başına, bir evrensel medeniyeti taşıyacak kapasitesi olmaz olamaz. Bir topluluğun ve bütün insanlığın dilini, yani semantiğini, yani hayat anlayışını, harsını, kültürünü değiştirmek için gelen İslam, elbette Arap dilini meydana getiren kelimelerin semantiğini değiştirecek ve toplumu dönüştürecekti. Çünkü bir toplumu olduğu halden başka bir hale dönüştürmenin olmazsa olmaz şartıdır bu.
Kelime zarftır ve elbette önemlidir. Ama bu önemi, içinde taşıdığı mazruftan, yani, mektuptan gelir. Ayetleri oluşturan kelimeler, yani zarf Arapça, ama içindeki mazruf yani mektup Allah’çadır. Allah kendi muradını Arapça kelimelere yüklemiş, bir bakıma Arap dilini değiştirmiş ve kendi ilahi dilini oluşturmuştur. Artık Arap’ça Arap insanının gündelik dili olmaktan çıkmış, adeta bir Allah dili oluşmuştur. Böylece, Arap dilinin lokalliği, ulusallığı, evrenselleşmiştir. Kur’an bütün insanlığın dilidir artık. Bir toplumun kendi örfünden doğan lokal dil, bir büyük medeniyetle zenginlemiş evrenin dili olmuştur.
Mesela, devri cahiliye Arap’ının ağzından çıkan postacı anlamındaki NEBİ kelimesi, Kur’an içinde semantiğini değiştirmiş ve Alemlerin Rabbinin postacısı haline gelmiştir. Ve yine, MEVLA Arap insanının yanı başındaki efendisi iken, bütün insanların ve alemlerin efendisi haline gelmiştir. Sanıyorum bu örnekler tezimizi açıklamaya yeterlidir.
Bir oluşu, oluşumu, fikri, düşünceyi anlatan cümlenin içinden bir kelimeyi çekip dışarı alır ve etimolojini ya da lügat anlamını temel kabul edersek, içinden çıktığı cümledeki fonksiyonunu kaybetmiş oluruz
Herkes Kur’an ayetlerinin büyük bir yekününün sembolik yapıda olduğunu kabul eder. Çünkü büyük şiirler sembolizmin şaheserleridir. Arap insanı şiir peresttir ve ona ancak çok çok büyük şiirlerle yaklaşılabilir. İşte onun için Kur’an dili şiirseldir. Büyük şiirler de en sembolik vasfı taşıyan şiirler olduğuna göre, Kur’an müminlerinin görevi bu sembolleri açıp, herkesin anlayacağı bir ifadeyle insanlara sunmasıdır. Bence tefsirin birinci kuralı budur.
Şimdi içinde SALA geçen Ayetleri üç çeşit mealde izleyelim. Benimki hariç, ülkemizde en çok satan meallerdir, diğer iki meal. Biri Hamdi Yazır’ın, diğeri Muhammet Esed’in.
“Gördün mü abitlik ve selamet kazandıran davet azmini, kararını men edeni.
“Hiç düşündünüz mü? Ya Resûlüm hidayet üzereyse ve sizi Allah’ın azabından korunmaya çağırıyorsa. Böyle bir çağrıyı reddetmek, sizin de aleyhinize olmaz mı? Allah’ın her şeyi
görüp durduğunu bilmiyorlar mı?”(Alak:9-14) İsmail Kazdal
“Baksana nehyedene bir kulu namaz kıldığında! Baksana o hidayet üzere giderse, Yahut takva ile emrederse (fena mı? Baksana, yalan sayar, aksine giderse(iyi mi) Allah’ın muhakkak görüyor olduğunu bilmiyor mu?” (Alak:9-14) E.Hamdi Yazır.
“Hiç düşündün mü şu engellemeye kalkışanı (Allah’ın) bir kulu(nu) namazdan? Hiç düşündün mü o doğru yolda mıdır,Ya da Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yüklü mü? Hiç düşündün mü onun hakikati yalanlayamayabileceğini ve sırtını(ona) dönmeyebileceğini? O bilmez mi ki Allah(her şeyi) görür.” (Alak:9-14) Muhammed Esed.
Yukarıda SELA nın en gerçek delililerinden biri olarak sunacağımı söylediğim ayetlerin mealini görüyoruz. Ve görüldüğü gibi, insan idrakine indirilen ilk sur’e nin ayet mealleridir bunlar.
Ne diyor Resulüne yüce Rabbimiz? “OKU”. Ortada okunacak Kuran ayeti bulunmuyor henüz. Öyle değil mi? Her halde bu emr-i-ilahinin ne anlama geldiğini sormuştur kendine. Ne anlama geldiğini idrak ettikten, yani hayatın ayetlerini okuması gerektiği hakikatine ulaştıktan sonra, uzlete çekilmiş ve “afak ve enfüs” ayetlerini okumaya başlamıştır. Rivayetlere göre bu süreç sekiz ila on altı ay sürmüştür. Bu süre içinde ayet inmemiştir. İşte bu müddet içinde ulaştığı vahiyleri (Mutlak doğru ve faydalı bilgileri) açıklamaya davet edilmiştir Rabbimiz tarafından.
Alak suresinin ilk beş ayetinin inişinden 8-16 ay sonra inen Müdessir suresinin ilk yedi ayeti nasıl başlıyor? “Eyyühel müdessir, kum fe enzir.” Yani artık uzletten çık ve insanlara, okuduklarını, kendine açıkladıklarını onlara da açıkla, göster.
Şimdi kendine açıkladığın gerçek kurtuluş bilgilerini başkalarına da açıkla, şeklinde başlayan Müddessir sûresinin ilk yedi âyeti indikten sonra, ulaştığı doğru bilgileri, yani hidayeti, başkalarına açıklama emrini yerine getirmeye başlayan Resûlün açıklamalarını engelleme hareketi başlamıştır tabii ki. Doğruya daveti kimler engeller? Elbette kendi erklerini sarsacağını düşünen güçlüler. “Men edecek” güçte olanlar. Çünkü, ilk doğru onları hedef almaktadır. Nedir o ilk doğru? Allah’tan başka ilah, yani güden, terbiye eden, yöneten, dayatan hiçbir güç tanımıyorum, doğrusudur bu. Evet. Men edilen, edilmeye çalışılan hidayet daveti, yani SELA dır. Henüz davetin namaz bölümü yoktur. Sözlü davettir yapılan.
Delil durumunu daha da anlaşılır hale getirmeye çalışırsak; İnsan idrakine Resul aracılığı ile inen ilk beş ayet, Resule OKU diyor. Allah Resulü aylarca uzlete çekilerek OKU emrinin gereğini yapıp düşünüyor. Düşünüşü kemale erdiğinde ise, Müdessir Suresinin ilk yedi ayeti gelerek, Allah Resulüne şimdi ulaştığı gerçekleri açıklaması emrediliyor. O da bu emri yerine getiriyor, oku emrinden sonra geçen aylarda okuyarak ulaştığı gerçekleri (vahiyleri) açıklamaya başlıyor. İşte menedilen bu açıklamalarıdır. Yalnız Resul değil, doğruları söyleyenlerin tamamı da otoriteler tarafından menedilmiştir. Çünkü açıklanan gerçekler doğrudan otoritelerin otoritesini ilgilendiriyor. LAİLAH, otorite gücünün kısıtlanmasıdır çünkü.
Şimdi, yukarıdaki üç meal arasında, bu gerçeği en açık biçimde hangisi daha anlaşılır şekilde açıklıyor sizce.
“Onlar, kendilerini Allah’ın gazabından korumak için gerekli olan her şeyi bilmediklerini bilirler, bildiklerinin bilmediklerine oranla bir hiç mesabesinde olduğuna inanırlar, kendilerine verdiğimiz nimetlerden fakirlerin nafakalarına katkıda bulunarak Allah’ın selâmet ve sulhunu getirici İslâm dinini ikame etmeye çalışırlar.(Bakara:3) İsmail Kazdal
“Onlar ki; gaybe iman edip, salatı ikame eylerler ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.” (Bakara:3) Hamdi Yazır.:
“Onlar ki, insan idrakini aşan olguların varlığına inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar….” Bakara:3.)Muhammed Esed.
Bize göre, bu ayette de namazla tebliğ yoktur.
Hakkı bâtılla karıştırmayın ve hakkı bile bile gizlemeyin. Zekâtla Allah’ın yardımını hak edin; Allah’ın âyetlerle bildirdiği emirlerine boyun eğenlerle birlikte, siz de aynı biçimde boyun eğin ve o kurtuluşlunuza vesile olacak ilâhî emirlere aynen itaat edin. İnsanlara iyiliği emreder, kendinizi, emrettiğiniz iyi işleri yapmaktan azade mi sayarsınız. Halbuki elinizde okuyup durduğunuz Kitap Allah’ın isteklerinden hepinizi sorumlu olduğunu bildiriyor. Hala akıl edemeyecek misiniz? (Bakara:42-43) İsmail Kazdal
“Hakkı batılla bulayıp da, bile bile hakkı gizlemeyin! Hem Salatı ikame edin ve zekatı verin, rükü edenlerle birlikte siz de rükü edin! İnsanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap okuyorsunuz;artık kabul etmez misiniz?” (Bakara;42-44) E.Hamdi Yazır.
“Hakkı batılla örtüp bile bile gizlemeyin Namazda dikkatli ve devamlı olun., karşılıksız yardımda bulunun ve namazda rükü edenlerle rükü edin. Siz kedinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz-hem de ilahi kitabı okuyup durduğunuz halde!Siz aklınızı kullanmaz mısınız?” (Bakara:42-44) Muhammed Esed.
Bu ayetlerde de namazla davet yoktur.
“İsrail oğullarından, Allah’tan başkasına kulluk yapmama, anaya-babaya, akrabaya, yetimlere ve düşkünlere iyilik etme, zekâtlarını vererek Allah’ın istediği huzurlu bir hayata ulaşmaya yardım etmek hususunda söz almıştık. Ama çok azı müstesna, bu sözünde durmadı. Sözünden dönen sahtekarlardan oldu.(Bakara:83) İsmail Kazdal
“Ve bir vakit İsrailoğulları’nın şöyle misakını aldık: ‘Allah’dan başkasına tapmayacaksınız., anaya-babaya, ihsan yakınlığı olanlara da, öksüzlere de, biçarelere de… Nasa(insanlara) güzellik söyleyin; namazı kılın; zekatı verin’. Sonra pek azınız müstesna sözünüzden döndünüz, hala da dönüyorsunuz.” Bakara:83.Hamdi Yazır.
“VE BİR ZAMAN, (ey) İsrailoğulları (sizden) şu (konularda) kesin taahhüt almıştık. Allah’dan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, akraba ve ebeveynlerinize, yetimlere ve fakirlara iyilik yapacaksınız; bütün insanlarla güzellikle konuşacaksınız; namazlarınızda dikkatli ve devamlı olacaksınız ve karşılıksız yardımda bulunacaksınız.
Ama bir kaçınız dışında bu sözünüzden döndünüz; zaten siz, inatçı, isyankar bir toplumsunuz.” Bakara:83. Muhammed Esed.
Burada da sala davetinin Zekat unsuru vardır.
“Zekâtı doğru bir oranda tespit edip gerekli yerlere vererek İslâm ahlâkının toplumda yerleşmesine ve selâmetin gelmesine yardımcı olun. Ne hayır işlerseniz onu kendi faydanız için işlersiniz ve kendiniz için işlediğiniz her hayrın karşılığını Allah katında bulursunuz. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızı görüyor.”(Bakara:110) İsmail Kazdal
“Hem namazı doğru kılın; zekatı verin. Nefisleriniz (kendiniz) için her ne hayır da takdim ederseniz Allah yanında onu bulursunuz. Her halde Allah bütün yaptıklarınızı görüyor.” Bakara:110 Hamdi Yazır
“Namazınızda dikkatli ve devamlı olun, arındırıcı (mali) yükümlülüğünüzü yerine getirin, çünkü kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız: Unutmayın, Allah bütün yaptıklarınızı görür. Bakara:110 Muhammed Esed
Bu ayette de zekat ile davet vardır.
“Namazlara ve özellikle de orta namaza dikkat edin ve zamanı geldiğinde kalkıp Allah’ın huzurunda divan durun. Her konuda olduğu gibi, kadın-erkek münasebetlerinde de orta yolu, yani huzur yolunu tutunuz ki, muhabbetiniz devamlı hale gelsin ve Allah’ın selâmetine ulaştırsın sizi. Orta yolu tutarak ve husumete sebebiyet verecek davranışlar içine girmeyerek Allah’ın istediklerine boyun eğmiş, paralel düşmüş olun.(Bakara:238) İsmail Kazdal
“Namazlara dikkat edin. Hele orta namaza. Ve kalkın, Allah için divan durun! Eğer bir korku halinde iseniz yaya veya süvari giderken kılın; emniyeti bulduğunuz vakit de böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi hemen Allah’ı zikredin” Bakara: 238 Hamdi Yazır
“Namazlarınıza ve namazı en uygun şekilde ifa etmeye dikkat edin; ve Allah’ın huzurunda içten bir bağlılıkla durun.” Bakara 238 Muhammed Esed
Bu ayet namaz davetini içeriyor.
“O korkulu savaş zamanında namazı kıldıktan sonra, ayaktayken, yahut otururken, yahut da yanlarınızın üzerinde yatmış vaziyetteyken, içinde bulunduğunuz hal hakkında Allah’ın âyetlerinin hangi çözümü önerdiğini tezekkür edin Tehlike bittiğinde tespit edilmiş zamanlar içinde talim edilmiş adap çerçevesinde namazlarınızı kılınız. Çünkü namaz, müminler için zamanı belirlenmiş farz ibadetlerdendir.” (Nisa: 103) İsmail Kazdal
“O korkulu zamanda namazı kıldınız mı? Gerek ayakta ve gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah’ı zikredin; derken korkudan itminan buldunuz mu, o vakit namazı tam erkanıyla eda edin. Çünki namaz müminler üzerine muayyen (belirli) vakitlerle yazılı bir farz bulunuyor.” Nisa: 103 Hamdi Yazır
“Namazınızı bitirdiğinizde Allah’ı anın. Ayakta iken, otururken ve uzanmış halde ve yeniden güvenliğinizi sağladığınızda namazlarınızı (eksiksiz) eda edin. Namaz bütün müminler için (günün) belli zamanları ile kayıtlı kutsal bir yükümlülüktür” Nisa: 103 Muhammed Esed
Yine, namaz daveti içeren bir ayet.
“Münafıklar Allah’ı aldatmaya kalkışırlar. Allah bu teşebbüslerinin karşılığı olan cezayı verecektir onlara. Onlar kurtuluşa erdirici ve selâmet getirici mücadele ve eyleme başlamada fevkalade tembel davranırlar. Yapacakları eylemlere yön gösterecek Allah’ın âyetlerini çok seyrek olarak akıllarına getirirler.” (Nisa:142) İsmail Kazdal
“Herhalde münafıklar Allah’a hud’a (hile) yapmaya çalışırlar, Allah da hûd’alarını başlarına geçirir; namaza kalktıkları vakit de üşene üşene kalkarlar, halka gösteriş yaparlar, yoksa Allah’ı pek az hatıra getirirler.” Nisa: 142 Hamdi yazır
“Bakın, bu ikiyüzlüler, Allah’ı kandırmaya çalışıyorlar; halbuki Allah onların (kendi kendilerine) kandırılmalarını sağlıyor. Onlar namaz için kalktıklarında, gönülsüzce, sadece insanlar görüp taktir etsinler diye kalkarla; Allah’ı da nadiren anarlar.” Nisa 142: Muhammed Esed
Burada, tebliğdeki üşenme dile getiriliyor. Tebliğ ve hidayete davette gevşeklik olamaz.
“Namaz kılacağınızda, yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin ve topuklarınızı içine alacak şekilde ayaklarınızı yıkayın. Cunub iseniz bütün vücudunuzu yıkayarak temizlenin. Tuvaletten çıkmış, ya da kadınlara yaklaştıktan ve cunub olduktan sonra su bulamamışsanız, ya da suyla temizlenmenize mani bir hastalığınız varsa, temiz bir toprakla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah elbette sizi zora koşmak istemez. İstediği, sizi tertemiz etmek ve şükretmeniz için üzerinizdeki nimetini tamamlamaktır.” (Maide:6) İsmail Kazdal
“Ey bütün iman edenler! Namaza kalktığınız vakit, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedip her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın; cünübseniz tastamam yıkanın; eğer hasta veya seferde olursanız veya biriniz hacet yerinden (heladan) gelir veya kadınlara dokunursanız da suya gücünüz yetmez ise o vakitte temiz bir toprağa teyemmüm edin; niyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize mehy eyleyin! Allah’ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değil; lakin o sizi pam-pak etmek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki şükredesiniz!” Maide: 6 Hamdi Yazır
“Siz ey imana ermiş olanlar! Namaz kılacağınız zaman yüzünüzü, ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın ve (ıslak) ellerinizi başınızın üzerine hafifçe sürün ve bileklere kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer boy abdestini gerektiren bir halde iseniz kendinizi temizleyin. Ama eğer hasta iseniz yahut seyahatte iseniz yahut tabii ihtiyacınızı gidermişseniz yahut bir kadınla birlikte olmuşsanız ve su bulamıyorsanız, o zaman, temiz toprağa elinizi sürün ve onunla yüzünüzü ve kollarınızı hafifçe ovun. Allah sizi zora koşmak istemez; ama sizi ter temiz kılmak ve nimetlerinin tamamını size bahşetmek ister ki şükredenlerden olasınız” Maide: 6 Muhammed Esed
Bu ayet kesinlikle namazla daveti içeriyor. O kadar ki, namazın rükünlerini bile açıklıyor. Özellikle namaz abdestinin rükünleri apaçık bildiriliyor. Namaz abdesti, temizliğe davetdir. Temizliğin öğretisidir ve Allah’ın Resulü Hz. Muhammed aleyh-i-selat tarafından uygulamalı olarak gösterilmiştir. Yani, fiili sünnettir.
“Andolsun ki, Allah İsrail oğullarından söz almıştı. Aralarından on iki kişi seçip lider tayin etmişti. Ve onlara,”Biliniz ki, selâtı ikame eder, zekâtı verir, Resûllere iman eder, onları bütün gücünüzle destekler, malınızı Allah yolunda sarf edip O’na ödünç vermiş olursanız Ben sizinle beraber olurum. Ve işlediğiniz günahları affedip örter, şüpheniz olmasın ki, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra da kim nimetlerimi inkâr ederek küfre saparsa, o doğru yoldan çıkmış ve kendine zarar vermiş olur. Verdikleri sözden döndükleri için onları lânetledik ve kalplerini imana karşı katılaştırdık. Kendilerine verilmiş kitabın kelimelerine yer değiştirip aslının dışına attılar, verilen öğütleri böylece saf dışı ettiler. Az bir kısmı hariç, onların devamlı ihanet içinde olduklarını görürsünüz. Onları bırakıp ayrılın aralarından. Şüphe yok ki Allah ihsan edenleri sever.” (Maide:12-13) İsmail Kazdal
“Celali Hakkı için ki Allah, Beni İsrail’den misak almıştı. Ve içlerinden 12 nakip göndermiştik. Ve Allah (şöyle) buyurmuştu; haberiniz olsun ben sizinle beraberim. Celalim hakkı için, eğer siz namazı kılar, zekatı verir ve resullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allah’a karz-ı hasen ile ikraz muamelesi yaparsanız, elbette tarafınızdan kabahatlerinizi kefaretlerim (örterim) ve mutlak sizi altından nehirler akar cennetlere koyarım; bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder ve küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi etmiş olur. Sonra bu misaklarının naksettikleri içindir ki biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik; kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler, ihtar edildikleri hakikatlerden hazz almayı (istifade etmeyi) unuttular. İçlerinden pek azı müstesna olmak üzere onlardan daima bir hainliğe muttali olur durursun! Yine onlardan affet ve aldırma. Çünki Allah ihsan edenleri sever.” Maide 12-13 Hamdi Yazır
“Ve gerçek şu ki, liderlerinden 12’sini (casus olarak Kenan’a) gönderdiğimiz zaman, Allah İsrailoğullarından (benzer) bir kesin taahhüd almıştı. Ve Allah demişti: “Bilin ki sizinle beraber olacağım! Eğer namazlarınızda dikkatli ve daim olur ve karşılıksız yardımda bulunursanız; benim peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allah’a büyük bir borç verirseniz kötü fiillerinizi mutlaka silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı haz bahçelerine koyarım. Ama bundan sonra içinizden kim hakikati inkar ederse doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır! Daha sonra kesin taahhüdlerinden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık; (Öyle ki onlar), (vahyedilmiş) sözleri, asıl bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar; ve onlar akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlar. Birkaçı dışında onların hepsinden daime ihanet göreceksin ama onları bağışla ve yaptıklarına katlan. Şüphe yok ki Allah iyilik yapanları sever” Maide: 12-13 Muhammed Esed
Bu ayetlerde de Sala, yani, mali yardım bölümü geçerli. Yani, bu ayet, Zekat vererek Allah’ın doğru dinini ikame adin, yerleştirin manasını içermektedir.
Namaz çağırısı olan ezanı duyduklarında alay ederler. Bunu yapmalarının sebebi, akıllarını kullanamayışlarıdır. (Maide:58) İsmail Kazdal
“Namaza ezan okuduğunuz zaman, onu bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar. Bu, işte onların akılları ermez bir güruh olmalarından!” Maide 58 Hamdi Yazır
“Onları namaza çağırdığınızda onu küçümserler ve ayağa alırlar; çünki onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.” Maide 58 Muhammed Esed
Burada Namaz daveti (Sala) yerini alıyor.
Şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, birlikte Allah’ın selâmet dini olan islâmı temsil edip, insanları kurtuluşa çağırmanızı menetmek ister. Artık o şeytanın işlerinden uzak durmaya söz veriyorsunuz, öyle değil mi?(Maide:91) İsmail Kazdal
“Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alı koymaya çalışır. O halde (artık) vazgeçmeyecek misiniz?” Maide: 91 Muhammed Esed
“İçki ile kumarda şeytan sırf aranıza adavet (düşmanlık, nefret) ve kin düşürmeyi ve sizi Allah’ı anlaktan ve namaz kılmaktan alı koymayı ister. Artık vazgeçiyorsunuz, değil mi?” Maide: 91 Hamdi Yazır
Sarhoş insan kimseyi İslam dinine davet edemez. Etse de, içinde içki yasağı olan dini davete kimse itibar etmez.
Sizin dostunuz sadece Allah, O’nun Resûlü, zekât vererek insanları selâmet dini olan İslâma davet edenler ve hak ölçülerle karşılaştıklarında kendi yanlışlarında ısrar etmeyip onlara boyun eğenlerdir.(Maide:55) İsmail Kazdal
“Sizin veliniz; evvel Allah, sonra Resulü, sonra o iman etmiş olanlardır ki namaza devam ederler ve rüku halinde zekat verirler.” Maide: 55 Hamdi Yazır
“Unutmayın ki sizin yardımcılarınız yalnızca Allah ve Elçi’si ve imana erenler olacaktır. (Yani) namazlarında devamlı ve dikkatli olanlar, arındırıcı (mali) yükümlülüklerini yerine getirenler ve (Allah’ın karşısında) boyun eğenler.” Maide: 55 Muhammed Esed
Burada da zekatla davet, yani, SELA var.
“Yine onlara, “Biz Allah’ı bırakıp da, bize ne bir yarar, ne de bir zarar ulaştıramayacak olan ilâhlara mı yalvarıp dileneceğiz? Allah bizi doğru yola soktuktan sonra, asla eski karanlık yollara geri dönmeyiz. Din kardeşlerimiz bizi doğru yola davet ederken, şeytanların yeryüzünde şaşırttığı kimseler gibi, topuklarımız üzerinde geri mi dönelim yani?” de ve devam et: “Doğru yol ancak Allah’ın selamet yolu olarak gösterdiği yoldur. Bize âlemlerin Rabb’ine teslim olmamız, O’nun azabından korunmak için istediği sulh ve selâmet hayatını kurmamız, böylece yardımını kazanmamız emredildi.” Ama bunları yapsanız da yapmasanız da, önünde sonunda Allah’ın huzurunda toplanmaktan kurtulamayacak olduğunuzu bilmelisiniz.” (En’am 71-72) İsmail Kazdal
“De ki: ‘Hiç biz Allah’ı bırakır da bize ne menfaat ne zarar yapamayacak nesnelere yalvarır mıyız? Ve Allah bizi hidayetine kavuşturmuş iken, ardımıza döner miyiz? O avanak gibi arz’da şaşkın şaşkın dolaşırken kendini şeytanlar ayırtıp uçuruma çekmekte, beride ise arkadaşları var ‘Bize gel’ diye onu doğru yola çağırıp duruyorlar!’. De ki: ‘Her halde hidayet Allah hidayeti ve biz şöyle emredildik: ‘halis Müslim olalım Rabbul Alemin’e. Hem namazı kılın ve O’ndan korkun, haşrolunup varacağınız En’am: 71-72 Hamdi Yazır
“De ki: Biz, Allah’ın yerine bize ne faydası dokunan ne de zarar veren şeylere mi yalvaralım? Ve Allah bizi doğru yola ilettikten sonra topuklarımızın üzerine gerisin geri mi dönelim? Tıpkı kendisini doğru yola çağıran arkadaşları (uzaktan bizimle gel) diye seslendikleri halde şeytanların ayartmasına kapılıp dünyevi zevkler peşinde körü körüne koşturan kimseler gibi mi olalım? De ki: Şüphe yok ki Allah’ın rehberliği yegane rehberliktir; ve biz, kendimizi bütün alemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunduk, namazlarımızda dikkatli ve devamlı olmakla ve kendimizi O’na karşı sorumluluk bilinci içinde tutmakla: Çünki hepimiz O’nun huzurunda toplanacağız” En’am: 71-72 Muhammed Esed
Bu ayetlerde sözlü Sala ifade edilmektedir. Güzel ve makul konuşmalarla tebliğ içermektedir yukarıdaki ayetler.
“İşte bu Kur’an da, tıpkı yukarıda sayılan nebilere indirildiği yoldan sana indirilmiş olan bir kitaptır. Onun içinde sadece hayır, bereket, bolluk, ilim ve daha nice yüceltici açıklamalar vardır. Daha insanlara gönderilmiş kitapların doğrularını tasdik edicidir. Bu kitaptaki gerçeklerle Mekke ve çevre kentlerini uyaracaksın. Âhiretlerini, yaşadıkları zamandan sonraki hayatlarını düşünenler bu kitabın önerilerine kulak verip inanırlar ve inandıkları doğru prensipleri hayatlarına uygularlar ve bu hallerini hiç kesintiye uğratmadan sürdürürler, böylece âhiretlerinin, yani ileriki hayatlarının iyi ve hayırlı gelmesine hak kazanırlar.(Enam:92) İsmail Kazdal
“İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitap! Feyz u bereketi dünyayı tutacak evvelki kitaplar bu tasdik etmedikçe muteber olmayacak, bir de ummül-kurâ’yı (Mekke’yi ve Mekke halkını) ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin (uyarasın) diye ki ayeti ayeti temin edecekler. Buna iman ederle ve onlar namazlarının üzerine muhafız olurlar.” En’am: 92 Hamdi Yazır
“[Ve] bu da, bütün kentlerin atasını ve çevresinde oturan herkesi uyarman için yücelerden indirdiğimiz bir ilahi kelamdır, kutlu, (geçmiş vahiylerden) bugüne kalmış (doğru adına) ne varsa tümünü doğrulayan öteki dünyanın varlığına inananlar bu (uyarıya) da inanırlar. Namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar işte bunlardır.” En’am 92: Muhammed Esed
Bu ayet de sözlü daveti içeriyor. Unutmayalım ki, Kur’an ın bir sıfatı da Kelamullah’tır. Salanın sözlü bölümü çok önemlidir. Düşünsenize, bir itikada göre, önce kelam yaratılmıştır. Sözle davet o kadar önemlidir.
Yine, Alışverişin bittiği, dostluğun hiçbir işe yaramadığı o gün gelmeden önce, kendilerine vermiş olduğumuz rızıklardan gizli açık vererek, Allah’ın yardımını ve mağfiretini hakkettirecek selâ daveti yapmalarını tavsiye et onlara.” (İbrahim:31) İsmail Kazdal
“Söyle o iman etmiş olan kullarıma; namazı kılsınlar ve kendilerini merzuk kıldığımız şeylerden gizli ve açık infak etsinler, öyle bir gün gelmeden evvel ki onda ne alım-satım var, ne dostluk.” İbrahim: 31 Hamdi Yazır
“Ve imana erişen kullarıma da söyle, hiçbir pazarlığın, dostluğun-arkadaşlığın olmayacağı o gün gelip çatmadan önce salatda devamlı ve duyarlı olsunlar; kendilerine rızk olarak verdiğimiz şeylerden (bizim yolumuzda) gizli açık harcasınlar” İbrahim: 31 Muhammed Esed
Bu ayet de selanın zekat argümanı işlemektedir. Zekat, Selanın, yani davetin en güçlü araçlarından biridir. Gerçekten de Zekat, İslam dininin insanlar arasında yayılıp gelişmesini gerçekleştiren en önemli farz dır.
“Allah’ın insanın önünü aydınlatan ve idrakini geliştiren bilgi ışığı en çok miktarda içlerinde Allah’ın âyetleri anılmaya ve düşünülmeye müsait evlerde sürekli yapılmakta olan müzakerelerde bulunmaktadır. Böyle yapanları, ne bir ticaret faaliyeti, ne de alıveriş eylemi, Allah’ın gerçeklerine ulaşma gayretlerinden, zekâtlarını vererek Allah’ın selamet getirici dinine davet etmekten alıkoyamaz. Çünkü onlar, yüreklerin görülen dehşetten dolayı zangır zangır titreyeceği, gözlerin korkudan fal taşı gibi olacağı o günden hakkıyla korkarlar. Allah onlara işledikleri hayırlı işlerin karşılığını hiç eksiksiz ve en güzel olarak verecek, hatta lütfuyla yaptıklarının karşılığını gerçek değerinden çok daha fazlasıyla mükâfatlandıracaktır. Çünkü, Allah hakkedeni hesapsızca rızıklandırır.” (Nur:36-38) İsmail Kazdal
“O evlerde ki Allah onların rif’atlandırılmasına (yükseltilmesine) ve içlerinde isminin zikredilmesine izin vermiştir; onlar da sabah ve akşam üstleri O’na tesbih ederler. Nice erler ki; ne ticaret, ne bey (alım-satım) kendilerini zikrullahtan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alı koymaz. Kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar; çünki Allah kendilerine işledikleri amellerin en güzeliyle ecir (mükafat) verecek, fazlından da ziyadesini bahşedecektir. Ve Allah dilediğine hesapsız rızık verir” Nur: 36-38 Hamdi Yazır
“İçlerinde (yalnız) kendi ismi anılsın diye Allah’ın yükseltilmelerine izin verdiği evlerde O’nun kudret ve yüceliğini sabah akşam dile getiren (öyle) kimseler (vardır ki,) bunları ne ticaret ne de kazanma hırsı Allah’ı anmaktan, salatta devamlı ve duyarlı olmaktan, arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; böyleleri kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği Gün’den korkarlar; (Ve ancak böyleleri) Allah(‘ın kendilerini) yapıp ettiklerinin en iyisi, en güzeliyle ödüllendireceğini ve onlara, lütuf ve cömertliğinden, (hak ettiklerinden de) fazlasını vereceğini (umabilirler); çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden (yalnızca) Allah’tır.” Nur: 36-38 Muhammed Esed
Davet metotlarını müzakere etmekten bahsediliyor yukarıdaki ayetler. İslam dini hakkında doğru bilgiler alıverişi yapılan en değerli zamanlar gece sessizliğidir. Bilgi alışverişi demek olan zikir meclisleri geceleri toplanır. Yani, yukarıdaki ayet mealleri, Selanın Zikir aracını
“Allah, içinizden iman edip de, iman ettiği ilkeleri hayatlarına uygulayanları, daha önceki zamanlar ve nesillerde de olduğu gibi, şimdi de yeryüzünün egemen halifeleri yapar. Onların vasıtalarıyla Allah’ın razı olduğu İslâm dinini yeryüzünde güçlendirir ve insanların korkularını güvene ve huzura çevirir. Onlar kulluğu sadece Allah’a ait kılarlar ve O’na hiçbir şeyi ortak etmezler. Bu açıklamalardan sonra her kim hakkı örterek küfrederse, işte onlardır yeryüzünü fesada ve karışıklığa itenler.” (Nur:55) İsmail Kazdal
“Sizden iyman edip salih ameller işliyenlere Allah şöyle va’d buyurdu: kasem olsun ki onlardan evvelkileri istıhlâf ettiği gibi kendilerini Arzda mutlak ve muhakkak istıhlâf edecek ve behemehal onlara kendileri için marzıysi olan dinlerini kuvvetle icra kudreti verecek ve behemehal onları korkularının arkasından emne erdirecek, hakkımda hiç bir şeyi şerik koşmıyarak hep bana ıbadet edecekler, kim de bundan sonra küfranda bulunursa artık onlar hep fasıklardır.” Nur: 55 Hamdi Yazır
“Allah, imana erişip dürüst ve erdemli davranışlarda bulunanlara, tıpkı kendilerinden önce gelip geçen (bazı toplumları) egemen kıldığı gibi, onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına; onları üzerinde görmekten hoşnut olduğu dini onlar için kuvvetle kökleştireceğine ve çektikleri korkulardan, kaygılardan sonra onları mutlaka güvenli bir duruma kavuşturacağına dair söz vermiştir; çünkü (böyleleri yalnız) Bana kulluk eder, Benden başkasına tanrısal güçler ve nitelikler yakıştırmazlar. Artık (bütün) bu (açıklamalardan) sonra da hakkı inkar yolunu seçenler, günaha gömülüp gitmiş olanların ta kendileridir!” Nur: 55 Muhammed Esed
Yukarıdaki ayette, Selanın ahlak unsuru devreye sokuluyor. Güzel ahlak örnekleriyle daveti dile getiriyor. Bir bakıma davet edilen ilkelerin sahibi olmalıdır davet eden. “Niçin söylüyorsunuz yapmadığınız işler” buyuruyor yüce Rabbimiz.
“Zekât vererek insanların selâmete ve kurtuluşa gelmesine vesile olun ki, Resul e uymuş ve Allah’ın merhametine hak kazanmış olasınız.” (Nur:56) İsmail Kazdal
“Hem namazı kılın, zekâtı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmete irdirilesiniz” Nur: 56 Hamdi Yazır
“Öyleyse, (ey inananlar,) salatta devamlı ve duyarlı olun; arınmak için verilmesi gerekeni verin ve Rasul’e itaat edin ki esirgenip korunasınız.” Nur: 56 Muhammed Esed
Mali yardımla davet vurgulanıyor yukarıdaki ayette.
“Ey dini yalnız Allah’a ait kılan müminler! Ellerinizi altında bulunan kadın erkek köleler ve henüz buluğa ulaşmamış çocuklarınız şu üç vakitte odanıza girecekleri zaman sizden izin alarak girsinler. Sabah namazından önce, öğlen sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra. Çünkü bu üç vakit çıplak olabileceğiniz zamanlardır. Bunların dışında bir arada olmanızdan ötürü, ne onlara ne de size bir günah yoktur. Birbirinizin yanına serbestçe girip çıkabilirsiniz. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor. Çünkü Allah O’dur ki, her şeyi bilir, onun için de yegane hakîmdir.(Nur:58) İsmail Kazdal
“Ey o bütün iyman edenler! ellerinizdeki memlûkleriniz ve sizden henüz bülûğa irmiyenler üç vakıt size istiyzan etsinler: sabah namazından evvel ve öğle sıcağından elbisenizi çıkardığınız sırada, bir de yatsu namazından sonra ki sizin üç eksikli vaktınızdır, bunların maadasında ne size ne onlara günah yoktur, üzerinize dolaşırlar, birbirinize bakarsınız, işte böyle size Allah âyetleri beyan ediyor, ve Allah alîmdir, hakîmdir” Nur: 58 Hamdi Yazır
“Siz ey imana erişenler! Meşru şekilde sahip olduğunuz kimseler, içinizden henüz ergenlik çağına varmamış olanlar, günün şu üç vaktinde, sabah namazından önce, gün ortasında soyunup dinlenmeye çekildiğiniz zaman ve yatsı namazından sonra yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler; bu üç vakit mahremiyetinizin korunmasız olabileceği vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda sizin için de, onlar için de bir sakınca yoktur. Allah mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır: Çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle buyuran mutlak ve sınırsız bilgi Sahibidir!” Nur: 58 Muhammed Esed
Her detay oldukça açık.
Başkalarına yönelmeyi tamamen terkedin ve yalnız O’na yönelin. Yalnız O’na yöneldiğiniz için de bütün taleplerinizi sadece O’na yapın. Dinlerinde ayrılığa düşüp de parça parça olan ve her bir parçası da kendi anlayışlarını ve yorumlarını tabulaştırarak, başkalarına düşmanlık vesilesi yapan müşriklerden olmayın.(Rum:31-32) İsmail Kazdal
“Başkasından geçerek hep ona gönül verin ve ona korunun ve namaza devam edin de müşriklerden olmayın. Onlardan ki dinlerini ayırıb öbek öbek olmuşlardır, her hizib kendilerindekine güvenmektedir.” Rum: 31-32 Hamdi Yazır
“(O halde batıl olan her şeyden yüz çevirerek yalnızca) O’na yönel; ve O’na karşı sorumluluğunun bilincinde ol; namazını devamlı ve dikkatli şekilde ifa et ve O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlar arasına girme; (yahut) inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun yalnız kendi sahip olduğu (ilkelerle) övündüğü kimselerden olma!” Rum: 31-32 Muhammed Esed
Ne diyebilirim ki Allah demekten başka.
Haram aydan çıktığınızda, o müşriklerden anlaşmalarını bozanları nerede bulursanız öldürün, yahut yakalayıp hapsedin, bütün dikkatinizle ne yaptıkların izleyip gözleyin. Eğer tövbe eder, doğru yola davet için zekât verip insanları selâmet dini islâma davet edeceğine söz verenleri, rahat bırakın. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çünkü merhametlidir.” (Tevbe:5) İsmail Kazdal
“O haram olan aylar çıktımı artık o bir müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, habsedin ve bütün geçid başlarını tutun, eğer tevbe ederler ve namaz kılıb zekâtı verirlerse sebillerini tahliye edin, çünkü Allah gafur, rahîmdir.” Tevbe: 5 Hamdi Yazır
“Ve (bu ölçülere uyarak geçirilen) haram aylar sona erince artık nerede kıstırırsanız öldürün müşrikleri; tutsak edin; çevirip kuşatın; gözetlenebilecek her yerde bekleyip gözetleyin onları. Ama eğer dönüp tevbe ederler, salata katılırlar ve arındırıcı yükümlülükleri yerine getirirlerse, artık bırakın yollarına gitsinler: Çünkü, her halükarda Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.” Tevbe: 5 Muhammed Esed
Söylenecek çok söz yok.
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar da birbirlerinin dostudurlar. İyiliği emrederler, kötülükten ise mennederler, zekâtı vererek islâma ve selâmete davet etmeyi sürdürürler, Allah’a ve Resûlüne itirazsız itaat ederler. İşte Allah’ın rahmetine muhatap olacaklar bunlardırlar. Allah her zaman üstündür. Her olayın ve oluşun sebebini bilen ve onun için de olanlara hükmedendir.(Tevbe:71) İsmail Kazdal
“Erkek, dişi bütün Mü’minler ise birbirlerinin velileridirler: ma’rufu emir, münkerden nehyederler, namazı dürüst kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat eylerler, işte bunları Allah yarın rahmetiyle yarlıgayacak, çünkü Allah azîz, hakîmdir” Tevbe: 71 Hamdi yazır
“Erkek ve kadın müminlere gelince, onlar birbirlerinin yakınlarıdırlar: (hep) iyi ve doğru olanın yapılmasını özendirir, kötü ve zararlı olanın yapılmasına engel olurlar; ve onlar namazlarında kararlı ve devamlıdırlar, arındırıcı yükümlülüklerini yerine getirir, Allaha ve Onun elçisine yürekten bağlılık gösterirler. İşte bunlardır, Allahın rahmetiyle kuşatacağı kimseler: muhakkak ki, doğru hüküm ve hikmetle yargılayan en yüce iktidar sahibidir Allah!” Tevbe: 71 Muhammed Esed
Söylenecek ne var? Yine mali yardım silahı ile HAK ka davet vat yukarıdaki ayette.
“Onlar, o kurtuluş yolu arayanlar, boş sözlerden uzak durarak, zekâtlarını vererek, ırzlarını koruyarak Allah’ın razı olduğu doğru yola davet etme görevini ciddiye almış olurlar ve böylece kurtuluşa ererler.
Eşleriyle, yahut sahibi oldukları cariyelerle olan ilişkileri onları kınamak için sebep teşkil etmez.(Müminun:1-6) İsmail Kazdal
“Hakikat felâh buldu o mü’minler. Ki onlar namazlarında huşu’ludurlar. Onlar ki bîyhude işe, boş lâfa bakmazlar. Onlar ki zekât vermek için çalışırlar. Ve onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak zevcelerine ve kendilerinin milki olan cariyelerine karşı müstesnâ, çünkü bunlar levm olunmazlar.” Mü’minin: 1-6 Hamdi Yazır
“Kesin olan şudur ki, inananlar kurtuluşa erişeceklerdir: onlar ki, salatlarında alçak gönüllü bir duyarlık içindedirler; onlar ki, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler; arınmak için yapılması gerekeni yaparlar; Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; eşleri -yani, (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında (kimsede arzularına doyum aramazlar): çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar;” Mü’minin: 1-6 Muhammed Esed
Yine mali ve de hakkı bizzat göstererek davet var yukarıdaki ayette. Mesela ırzlarını koruyarak ırzı korumaya davet gibi.
“Elif, lâm, mim… Bunlar, içinde Allah’ın hükümleri olan Kuran’ın âyetleridir. Bu Kur’an, ihsan edici cömertler için doğru yol ve rahmet kaynağıdır. Onlar zekâtlarını vererek Allah’ın dinini yerleştirirler ve böylelikle Allah’ın yardımını hak ederler. Ayrıca âhiretteki sonuçlara da kesin kes inanırlar. İşte Rab’lerinin doğru yoluna girip kurtuluşa erenler onlardır.(Lokman:1-5) İsmail Kazdal
“Elif lam mîm. Bunlar sana o hikmetli kitabın âyetleri. Hidayet ve rahmet için o (güzellik yapan) muhsinlere. Ki namazı kılarlar ve zekâtı verirler, Âhırete de onlar yakîn edinirler. İşte bunlar rablarından bir hidayet üzeredir ve işte bunlardır o felâh bulanlar.” Lokman: 1-5 Hamdi Yazır
“Elif, Lâm, Mîm. Bunlar, ilahi fermanın hikmet dolu mesajlarıdır, güzel işler yapanlar için rahmet ve hidayet kaynağı (olan mesajlar); onlar ki namazlarında kararlılık gösterir ve karşılıksız yardımda bulunurlar: çünkü onlar içlerinde öteki dünyaya kesin bir inanç besleyenlerdir. İşte Rablerinin gösterdiği doğru yol üzerinde olan ve dolayısıyla nihai mutluluğa erişecek olanlar bunlardır.” Lokman: 1-5 Muhammed Esed
Yine apaçık mali yardımla doğruyola davet var yukarıdaki ayetlerde.
“Doğrusu o ki, insan çok dayanıksız, tahammülsüz ve huysuz tabiatlı olarak yaratılmıştır.(19) Başına bir sıkıntı geldiğinde hemen şikayete başlar.(20) Bir nimete ulaştığında o sıkıntısını unutur ve cimrilik eder.(21) Ancak her an selamet aramakta olan, bu selâmete ulaşmak için ne gerekiyorsa yapıp Allah’ın yardımını arkasına alan mümin kimseler böyle olmazlar.(Mearic:22-23) İsmail Kazdal
“Hâkikat o insan helu’ yaradılmıştır. Şer dokundumu mızıkcı; Hayır dokundumu kıskanç. Müstesna ancak o musallîler. Onlar ki namazlarına müdavimdirler.” Meâric: 19-23
“Gerçek şu ki, insan tatminsiz bir tabiata sahiptir. (Kural olarak,) başına bir kötülük geldiği zaman sızlanmaya başlar, bir iyilik ile karşılaşınca da onu bencilce (sahiplenip başka insanlardan) uzak tutar. Ancak namazda bilinçli olarak Allah’a yönelenler böyle değildir, (ve) namazlarında devamlı ve kararlı olanlar…” Meâric: 19-23 Muhammed Esed
Yine mali destekle yapılan davet ayetleri.
“Kendini içinde yaşadığı hayatın pisliklerinden kurtaran ve başkalarını da kurtuluşa davet eden kişi kurtulmuştur.(14-15)Hayır, siz yalnız şu anda içinde yaşadığınız dünya hayatını tercih ediyorsunuz.(16)Halbuki bundan sonraki hayatınız daha sürekli ve dolayısı ile de daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.(17)Doğrusu bu haberler daha önce indirdiğimiz kitaplarda da vardır.(18)Meselâ, İbrahim ve Musa’ya indirdiğimiz kitaplarda.”(A’la:19) İsmail Kazdal
“Doğrusu felâh buldu tezekkî eden ve rabbının ismini anıp da namaz kılan. Fakat siz Dünya hayatı tercih ediyorsunuz. Halbuki âhıret daha hayırlı ve daha bakâlıdır. Haberiniz olsun ki vardır bu evvelki suhuflarda, İbrahim ve Musânın suhuflarında…” A’la: 14-19 Hamdi Yazır
“(Bu dünyada) arınmayı başaran ise, (öteki dünyada) mutluluğa ulaşır, ki böylesi, Rabbinin ismini hatırlayan ve (O’na) ibadet edendir. Ama hayır, (ey insanlar,) siz bu dünya hayatını tercih edersiniz, oysa gelecek hayat daha iyi ve daha kalıcıdır. Gerçek şu ki, (bütün) bunlar, geçmiş vahiylerde (bildirilmiş)tir. İbrahim ve Musa’ya indirilen vahiylerde.” A’la: 14-19 Muhammed Esed
Her şey açık değil mi?
O müminler, kendilerine lütfedip verdiklerimizden, nafaka kıtlığı çekenlerin nafakalarına katkıda bulunup, o insanların kalplerini Allah’ın selâmet getiren dinine ısındırır ve Müslüman olmasına sebep olurlar.”(3)”İşte bunlardır gerçek müminler. Bu müminlere Allah katında yüksek dereceler, çok büyük rahmetler ve yüksek kıymette mükâfatlar ve en hoşa giden bol rızıklar vardır.(Enfal:4) İsmail Kazdal
“O kimseler ki nemazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infak eylerler, işte hakka mü’minler onlar, onlara rablarının yanında dereceler var, bir mağfiret ve bir rizkı kerîm var.” Enfal: 3-4 Hamdi Yazır
“Onlar ki, namazlarında devamlı ve kararlıdırlar; kendilerine rızık olarak bahşettiğimiz şeylerden başkalarının yararına harcarlar: İşte böyleleridir, gerçekten inanmış olanlar! Rablerinin katında büyük onur, bağışlanma ve çok değerli bir rızık olacaktır onların payı.” Enfal: 3-4 Muhammed Esed
Mali davetle birlikte, insanın kendini davetini de içeriyor yukarıdaki ayetler.
Kim de, Allah’a ve Resulüne itaat edip salih amel işlerse, ona Allah katında iki kat mükâfat vardır. Onlara güzel rızıklar hazırlanmıştır. Ey nebi hanımları! Siz sıradan bir kadın gibi değilsiniz. Allah’ın azabından sakınmak istiyorsanız, ağırbaşlı olun ve cilveli cilveli konuşmayın ki, kalbinde hastalık olan kimseler sizden bir şeyler ummasın. Evlerinizde oturun! Cahiliye döneminde olduğu gibi açık saçık kıyafetlerle sokaklarda dolaşmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Allah Resûlünün evinin halkı! Doğrusu o ki, Allah sizi günah işlemekten uzak tutup temiz kalmanızı sağlıyor. Evlerinizde okunan Allah’ın Kuran’daki âyetlerini ve içerdiği hikmetleri düşünün ve gereken öğüdü alarak öylece hareket edin. Doğrusu ki, Allah lütfedicidir ve her şeyden haberdardır.”(Ahzab:30-34) İsmail Kazdal
“Ey Peygamberin kadınları! Sizden her kim açık bir terbiyesizlik ederse ona azâb iki kat katlanır ve Allaha o kolay bulunuyor. Yine sizden her kim Allaha ve Resulüne divan durub salih bir amel işlerse ona da ecrini iki kerre veririz, hem onun için kerîm bir rızık hazırlamışızdır. Ey Peygamberin kadınları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz, eğer korunur takvalı olursanız, onun için söylerken kırıtmayın da kalbinde bir maraz bulunan tamaa düşmesin, güpgüzel, dosdoğru söz söyleyin. Hem vekarınızla evlerinizde durun da evvelki cahiliyyet çıkışı gibi süslenib çıkmayın, namaz kılın, zekât verin, Allah ve Resulüne itaat edin, Allah sâde şunu istiyor: sizden kiri uzaklaştırsın da ey ehli beyt sizi tertemiz, pampâk etsin! Oturun da evlerinizde okunan âyâtullahı ve hikmeti anın, şübhe yok ki Allah, lâtif, habîr bulunuyor.” Ahzâb: 30-34 Hamdi Yazır
“Ey Peygamber eşleri! Sizden kim açık bir hayasızlıkta bulunmuş olursa, onun (öteki dünyadaki) azabı, (başka günahkarların azabının) iki katı olur, bu Allah için kolaydır. Öte yandan, hanginiz Allah’a ve Elçisi’ne samimiyetle itaat eder ve doğru, yararlı işler yaparsa onu iki kat ödüllendiririz, onun için (öteki dünyada) en muhteşem rızıkları hazırlayacağız. Ey Peygamber eşleri! Siz (öteki) kadınlar gibi değilsiniz, eğer Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine (hakkıyla) sahip olursanız. O halde, edalı bir şekilde konuşmayın ki kalplerinde maraz olanlar (size karşı) bir arzuya kapılmasın, daima yerinde ve uygun şekilde konuşun. Evlerinizde sessizce oturun, eski cahiliye günlerindeki gibi cazibenizi sergilemeyin; namazlarınızda dikkatli ve devamlı olun, arındırıcı yükümlülüklerinizi ifa edin, Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin. Ey (Peygamber’in) ev halkı, Allah sizden yalnızca çirkinlikleri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. Evlerinizde okunan Allah’ın mesajlarını ve (O’nun) hikmetini hatırlayın: şüphesiz Allah (hikmetinde) akıl sır ermez bir derinlik sahibidir, her şeyden haberdardır.” Ahzâb: 30-34 Muhammed Esed
Yukarıdaki ayetlerde davetin bir çok unsuru var. Elbette bizzat namaz ile çağırı unsuru da var.
“Yavrucuğum! Marufu, herkesin doğrudur dediği hayat kurallarını hayatına uygula, herkesin nefret ettiği münker işlerden de uzak dur ki, Allah’ın selâmetine, hak dediği yola ulaşmaya hak kazanasın. Marufu emretmeyi, münkerden men etmeyi sabırla sürdür ki, mutlu bir dünya kurulduğunda, o mutlu dünyanın nimetlerini hak etmiş olasın. Doğrusu o ki, marufu emretme, münkeri men etme eylemi, her zaman yapılması gereken bir eylemdir.” (Lokman:17) İsmail Kazdal
“Yavrum! namazı kıl, ma’rufu emir ve münkerden nehiy ve başına gelene sabr et, çünkü bunlar azmolunacak işlerdendir.” Lokman: 17 Hamdi Yazır
“Ey yavrucuğum! Namazında kararlılık göster, doğru ve yararlı olanı emret, kötü ve eğriden vazgeçir, başına gelebilecek her (belaya) sabırla katlan: bu, azim ve kararlılık gösterilmeye değer bir şeydir!” Lokman: 17 Muhammed Esed
Bu ayette gerçekleri kelamla açıklamak ve onlara davet etmek var. Maruf herkesin doğru, münker herkesin eğri olduğunu kabul ettiği unsurlardır.
“Allahın kitabını okuyanlar, okuduklarını hayatlarının kanunları haline getirerek Allah’ın yardımını hakkedenler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli açık insanların yaşamalarına yardım olsun için infak edenler, asla batmayacakları bir ticaret hayatına girmiş tüccarlar gibidirler. Çünkü Allah, onlara, infak için verdiklerinin karşılığını aynen vermekle kalmayacak, hayal edemeyecekleri kadar bol nimetlerle nimetlendirecektir. Çünkü o Allah çok bağışlayandır, verdiği nimetleri, olmayanlarla paylaşarak şükredenlerin, şükranlarını kabul edendir.” (Fâtır: 29-30) İsmail Kazdal
“O Allahın kitabını okur, ardınca gider olanlar ve namazı kılıp kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden gizli ve açık infak etmekte bulunanlar her halde öyle bir ticaret umarlar ki hiç batmak ihtimali yoktur. Çünkü Allah ecirlerini kendilerine temamen ödedikten başka fadlından onlara ziyadesini verecektir, çünkü o hem gafûr hem şekûrdur.” Fatır: 29-30 Hamdi Yazır
“Allah’ın vahyine (şeksiz şüphesiz) uyanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli / açık başkaları için harcayanlar; işte ancak bunlar hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler. Allah, onların hak ettiği karşılığı eksiksiz verir ve onu lütfuyla daha da arttırır. Allah, şüphesiz çok bağışlayıcıdır ve şükrün karşılığını anında verendir.” Fatır: 29-30 Muhammed Esed
Yine, mali yardımla davet.
“Rab’lerinin davet ettiği yola gelirler, selâmete ulaşmak için Allah’ın isteklerini yerine getirerek iyilik istemeye hak kazanırlar. Yine o Allah’ın doğru yolunun yolcusu olanlar, işlerini birbirlerine danışarak yaparlar. Kendilerine sunduğumuz nimetlerden, o nimetlere sahip olmayanlara vererek infak ederler.”(Şûrâ:38) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki rabları için da’vete icâbet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyurukları da aralarında şurâdır (danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar masraf da verirler.” Şûrâ: 38 Hamdi Yazır
“Rablerinin (çağrısına) karşılık verenler ve namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar (için); ve (bütün ortak meselelerini) aralarında danışma ile karara bağlayanlar (için); ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden başkalarına harcayanlar (için);” Şûrâ: 38 Muhammed Esed
Rablerinin çağırısına karşılık vermek demek, onların da başkalarını çağırma yükümlülüğüdür. Bu davet usullerinde dikkatli olmak gerekmektedir. Hangi davet usulünü seçmek gerektiğini iyi ve tutarlı usulleri bulmak zorundadır davetçiler. Seçecekleri usul sözle mü, mali mi, iyi ahlak örneğiyle mi yoksa iki taraflı davet olan namaz ile mi, olmalıdır konusunda isabetli karar vermelidir hakkın misyonerleri. Yukarıdaki ayet bize göre bu içeriktedir..
“Tâ sîn. Bunlar Kuran’ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir. İnananlara yol gösterici ve müjdeleyici olarak gönderilmiştir. Ki o inananlar zekâtla Allah’ın dinini yeryüzünde ikame etmeye, yerleştirmeye ve böylece de O’nun yardımını almaya çalışırlar. Çünkü ahretin varlığına kesin olarak inanmışlardır.(Neml:1-3) İsmail Kazdal
“…Ki namazı dürüst kılarlar ve zekâtı verirler, Âhırette de onlar yakîn edinirler.” Neml: 3 Hamdi Yazır
“o inananlar ki, salatta devamlı ve duyarlıdırlar, arınmak için verirler ve ahirete de yürekten inanırlar!” Neml: 3 Muhammed Esed
Bu ayet de zekat davetini dile getiriyor.
“Sana varlık kitabından vahyolunan bilgileri oku ve hayatına uygula ki, Allah’ın yardımına nail olup münkerden uzak kalasın. Çünkü Allah’ın yardımına ulaşman için, dediklerini yapmak gerek. Bütün işlerinde Allah’ın âyetlerini kendine kılavuz (Zikir) edinmen elbette ki en hayırlı neticeyi getirir sana. Çünkü Allah, yaptıklarınızı hiç eksiksiz bilmektedir.”(Ankebut:45) İsmail Kazdal
“Sana vahyolunan kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl, sahih namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder ve her halde Allahın zikri en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz bilir.” Ankebut: 45 Hamdi Yazır
“Sana vahyedilen bu ilahi kelamı (başka insanlara) ilet ve namazında dikkatli ve devamlı ol; çünkü namaz (insanı) çirkin fiillerden ve akla ve sağduyuya aykırı olan her türlü şeyden alıkoyar; Allah’ı anmak gerçekten en büyük (erdem ve iyilik)tir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.” Ankebut: 45 Muhammed Esed
İlim zenginliğinin kullanılmasına işaret ediyor yukarıdaki ayet.
“Gizli görüşmeden önce sadaka vermek size zor mu geliyor? Size ağır geldiği için yapmadığınız bu iş hususunda Allah sizi affediyor ve gizli konuşmanızda bir mahzur görmüyor. Artık Allah’a ve Resûlüne itaat ederek, zekâtla selâtı ikame eden selâmet davetçilerinden olun. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”(Mucadele:13) İsmail Kazdal
“Ya!.. Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Mâdemki yapmadınız Allah da size tevbe lûtfetti artık namaza devam edin ve zekâtı verin ve Allah ve Resulüne itaat edin ki Allah habîrdir her ne yaparsanız” Mucadele: 13 Hamdi Yazır
“(Elçi’ye) danışmanız vesilesiyle kimseye bir yardımda bulunmamaktan dolayı (günah işlemiş olabileceğinizden) korkuyor musunuz? Eğer (imkanlarınızın olmamasından dolayı) bunu yapamazsanız ve Allah size affediciliğini gösterirse, siz de namazlarınızda devamlı ve dikkatli olun ve (sadece) arındırıcı yükümlülüklerinizi yerine getirin ve (böylece) Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin! Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” Mucadele: 13 Muhammed Esed
Mali aracı davetin temeli yapmanın gerektiğine işaret ediyor yukarıdaki ayet.
“Allah’ın dediklerini hiç kesintisiz biçimde yaparak, O’nun yardımına, selâ tına muhatap olurlar.”(Meâric:34) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler” Meâric: 34 Hamdi Yazır
“ve namazlarını (bütün dünyevi endişelerden) uzak tutanlar.” Meâric: 34 Muhammed Esed
Söyleyecek fazla bir söz yok.
“Rab bin, senin ve yakın arkadaşlarının gecenin üçte ikisinde, yahut yarısında, yahut da üçte birinde kalkarak, Allah’ın dinine davet çalışmaları ve planları yaptığınızı biliyor. Gecenin de gündüzün de sahibi olan Allah bunları dengeli kullanamayacağınızı ve kullanmadığınızı biliyor ve nasıl kullanacağınızı öğretiyor. Gecelerin iyi değerlendirilemediğini fark edip tövbe edenlerin tövbelerini kabul ediyor. Artık belirtilen vakitlerin uygun bölümünü Kuran’ın âyetleri üzerinde düşünerek ve müzakere ederek geçirin. Allah, içinizde hastaların, rızkını kazanmak için erkenden kalkmaya mecbur olanların ve Allah yolunda mücadele edeceklerin var olduğunu biliyor. Onun içindir ki gece çalışmaları yapma yükünüzü hafifletti. Zekât ve infakla davet etme gücü elde etmek için, kararlarınızı pekiştirin. Bütün bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapın. Böyle yaparsanız, yaptığınız her hayra karşılık olarak Allah size kat kat fazlasını verecektir. Allah’tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”(Muzzemmil:20) İsmail Kazdal
“Filhakıka rabbın biliyor ki sen muhakkak gece üçte ikisine yakın ve yarısı ve üçte biri kalkıyorsun beraberindekilerden de bir tâife, halbuki geceyi gündüzü Allah takdir eder, bildi ki siz onu bundan öte başaramazsınız, onun için size lutf ile irca-ı nazar buyurdu, bundan böyle Kur’andan ne kolay gelirse okuyun, bildi ki içinizden hastalar olacak, diğer bir takımları Allahın fazlından bir kâr aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir takımları da Allah yolunda çarpışacaklar, o halde ondan ne kolay gelirse okuyun ve namazı kılın ve zekâtı verin ve Allaha karz-ı hasen takdim edin, kendilerinizin hisabına hayr olarak her ne de takdim ederseniz onu Allah yanında daha hayırlı ve ecirce daha büyük bulacaksınız, hem de Allaha istiğfar edin, şübhesiz ki Allah gafurdur, rahîmdir.” Muzzemmil: 20 Hamdi Yazır
“(Ey Peygamber!) Rabbin, senin ve beraberindekilerin gecenin üçte ikisini, yahut yarısını, yahut üçte birini (namaz için) uyanık geçirdiğini bilir. Gecenin ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah, sizin onu küçümsemeyeceğinizi bilir ve bu sebeple O rahmetiyle size yaklaşır. O halde Kur’an’ın kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun. Allah, zaman zaman içinizde hastalar, Allah’ın lütfunu aramak için yola koyulanlar ve Allah yolunda savaşa çıkanlar olacağını bilir. Öyleyse ondan (yalnızca) kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun, namazınızda devamlı ve dikkatli olun ve karşılıksız harcamada bulunun ve (böylece) Allah’a güzel bir borç verin çünkü kendi adınıza güzel ne iş yaparsanız karşılığını aynen Allah katında görürsünüz; evet, daha iyi ve daha zengin bir ödül olarak. Ve (daima) Allah’ın bağışlayıcılığını arayın. Kuşkusuz Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.” Muzzemmil: 20 Muhammed Esed
Davet için gerekli ilim toplantılarından, birlikte ilmi çalışma yapmaktan bahsediyor yukarıdaki ayet. Gece içinde toplanan ilim meclisleri, güne çıkınca hangi çağırı metotlarını uygulayacaklarını talim ediyorlar. Doğru bilgilere ulaşmak için yapılan mubahese (zikir) zamanıdır geceler. Ayet bu hikmeti vurguluyor.
“Rablerinin rızasına ulaşmak için sabırla hareket ettiler, namazlarını kıldılar, kendilerine Allah’ın verdiği rızktan gizli açık Allah yolunda sarf ettiler, çirkin olanın yerine güzeli ikame ettiler, kötülüğe iyilikle karşılık verdiler… İşte bunlardır dünya hayatlarını kendi lehlerine çevirecek olanlar.”(Ra’d:22) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki Mevlâlarının rızasına ermek için sabretmekte, namazı dürüst kılmakda, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli açık infak eylemektedirler, ve seyyieyi hasene ile defederler, işte bunlar, Dünya yurdunun ukbası onlara…” Ra’d: 22 Hamdi Yazır
“ve onlar ki, Rablerinin teveccühünü umarak güçlüklere göğüs gerip, namazda kararlılık gösterirler; kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli açık başkaları için harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar. İşte, ahirette erişilecek olan nihai huzur böylelerine özgüdür;” Ra’d: 22 Muhammed Esed
Burada, selanın hem namaz hem de mali yardım ayağının kullanılması var.
“Rab’lerinin davet ettiği yola gelirler, selâmete ulaşmak için Allah’ın isteklerini yerine getirerek iyilik istemeye hak kazanırlar. Yine o Allah’ın doğru yolunun yolcusu olanlar, işlerini birbirlerine danışarak yaparlar. Kendilerine sunduğumuz nimetlerden, o nimetlere sahip olmayanlara vererek infak ederler.”(Şûrâ:38) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki rabları için da’vete icâbet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyurukları da aralarında şurâdır (danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar masraf da verirler.” Şûrâ: 38 Hamdi Yazır
“Rablerinin (çağrısına) karşılık verenler ve namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar (için); ve (bütün ortak meselelerini) aralarında danışma ile karara bağlayanlar (için); ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden başkalarına harcayanlar (için);” Şûrâ: 38 Muhammed Esed
Yine mali paylaşım davetin temeli oluyor.
“Sana emredildiği gibi dosdoğru ol! Yanındaki tövbe edenler de öyle olsun! Sakın Allah’ın yolundan sapıp azmayın! Çünkü sizi cezalandıracak olan Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir. Sakın zalimlere zerre miktarı kadar da olsa, asla meyletmeyin! Onlara az bir şeydir deyip meylederseniz, o az şey sizi cehenneme kadar götürür. Allah’tan başka yol göstericiniz de o
“Rab’lerinin davet ettiği yola gelirler, selâmete ulaşmak için Allah’ın isteklerini yerine getirerek iyilik istemeye hak kazanırlar. Yine o Allah’ın doğru yolunun yolcusu olanlar, işlerini birbirlerine danışarak yaparlar. Kendilerine sunduğumuz nimetlerden, o nimetlere sahip olmayanlara vererek infak ederler.”(Şûrâ:38) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki rabları için da’vete icâbet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyurukları da aralarında şurâdır (danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar masraf da verirler.” Şûrâ: 38 Hamdi Yazır
“Rablerinin (çağrısına) karşılık verenler ve namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar (için); ve (bütün ortak meselelerini) aralarında danışma ile karara bağlayanlar (için); ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden başkalarına harcayanlar (için);” Şûrâ: 38 Muhammed Esed
Rablerinin çağırısına karşılık vermek demek, onların da başkalarını çağırma yükümlülüğüdür. Bu davet usullerinde dikkatli olmak gerekmektedir. Hangi davet usulünü seçmek gerektiğini iyi ve tutarlı usulleri bulmak zorundadır davetçiler. Seçecekleri usul sözle mü, mali mi, iyi ahlak örneğiyle mi yoksa iki taraflı davet olan namaz ile mi, olmalıdır konusunda isabetli karar vermelidir hakkın misyonerleri. Yukarıdaki ayet bize göre bu içeriktedir..
“Tâ sîn. Bunlar Kuran’ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir. İnananlara yol gösterici ve müjdeleyici olarak gönderilmiştir. Ki o inananlar zekâtla Allah’ın dinini yeryüzünde ikame etmeye, yerleştirmeye ve böylece de O’nun yardımını almaya çalışırlar. Çünkü ahretin varlığına kesin olarak inanmışlardır.(Neml:1-3) İsmail Kazdal
“…Ki namazı dürüst kılarlar ve zekâtı verirler, Âhırette de onlar yakîn edinirler.” Neml: 3 Hamdi Yazır
“o inananlar ki, salatta devamlı ve duyarlıdırlar, arınmak için verirler ve ahirete de yürekten inanırlar!” Neml: 3 Muhammed Esed
Bu ayet de zekat davetini dile getiriyor.
“Sana varlık kitabından vahyolunan bilgileri oku ve hayatına uygula ki, Allah’ın yardımına nail olup münkerden uzak kalasın. Çünkü Allah’ın yardımına ulaşman için, dediklerini yapmak gerek. Bütün işlerinde Allah’ın âyetlerini kendine kılavuz (Zikir) edinmen elbette ki en hayırlı neticeyi getirir sana. Çünkü Allah, yaptıklarınızı hiç eksiksiz bilmektedir.”(Ankebut:45) İsmail Kazdal
“Sana vahyolunan kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl, sahih namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder ve her halde Allahın zikri en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz bilir.” Ankebut: 45 Hamdi Yazır
“Sana vahyedilen bu ilahi kelamı (başka insanlara) ilet ve namazında dikkatli ve devamlı ol; çünkü namaz (insanı) çirkin fiillerden ve akla ve sağduyuya aykırı olan her türlü şeyden alıkoyar; Allah’ı anmak gerçekten en büyük (erdem ve iyilik)tir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.” Ankebut: 45 Muhammed Esed
İlim zenginliğinin kullanılmasına işaret ediyor yukarıdaki ayet.
“Gizli görüşmeden önce sadaka vermek size zor mu geliyor? Size ağır geldiği için yapmadığınız bu iş hususunda Allah sizi affediyor ve gizli konuşmanızda bir mahzur görmüyor. Artık Allah’a ve Resûlüne itaat ederek, zekâtla selâtı ikame eden selâmet davetçilerinden olun. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”(Mucadele:13) İsmail Kazdal
“Ya!.. Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Mâdemki yapmadınız Allah da size tevbe lûtfetti artık namaza devam edin ve zekâtı verin ve Allah ve Resulüne itaat edin ki Allah habîrdir her ne yaparsanız” Mucadele: 13 Hamdi Yazır
“(Elçi’ye) danışmanız vesilesiyle kimseye bir yardımda bulunmamaktan dolayı (günah işlemiş olabileceğinizden) korkuyor musunuz? Eğer (imkanlarınızın olmamasından dolayı) bunu yapamazsanız ve Allah size affediciliğini gösterirse, siz de namazlarınızda devamlı ve dikkatli olun ve (sadece) arındırıcı yükümlülüklerinizi yerine getirin ve (böylece) Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin! Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” Mucadele: 13 Muhammed Esed
Mali aracı davetin temeli yapmanın gerektiğine işaret ediyor yukarıdaki ayet.
“Allah’ın dediklerini hiç kesintisiz biçimde yaparak, O’nun yardımına, selâ tına muhatap olurlar.”(Meâric:34) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler” Meâric: 34 Hamdi Yazır
“ve namazlarını (bütün dünyevi endişelerden) uzak tutanlar.” Meâric: 34 Muhammed Esed
Söyleyecek fazla bir söz yok.
“Rab bin, senin ve yakın arkadaşlarının gecenin üçte ikisinde, yahut yarısında, yahut da üçte birinde kalkarak, Allah’ın dinine davet çalışmaları ve planları yaptığınızı biliyor. Gecenin de gündüzün de sahibi olan Allah bunları dengeli kullanamayacağınızı ve kullanmadığınızı biliyor ve nasıl kullanacağınızı öğretiyor. Gecelerin iyi değerlendirilemediğini fark edip tövbe edenlerin tövbelerini kabul ediyor. Artık belirtilen vakitlerin uygun bölümünü Kuran’ın âyetleri üzerinde düşünerek ve müzakere ederek geçirin. Allah, içinizde hastaların, rızkını kazanmak için erkenden kalkmaya mecbur olanların ve Allah yolunda mücadele edeceklerin var olduğunu biliyor. Onun içindir ki gece çalışmaları yapma yükünüzü hafifletti. Zekât ve infakla davet etme gücü elde etmek için, kararlarınızı pekiştirin. Bütün bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapın. Böyle yaparsanız, yaptığınız her hayra karşılık olarak Allah size kat kat fazlasını verecektir. Allah’tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”(Muzzemmil:20) İsmail Kazdal
“Filhakıka rabbın biliyor ki sen muhakkak gece üçte ikisine yakın ve yarısı ve üçte biri kalkıyorsun beraberindekilerden de bir tâife, halbuki geceyi gündüzü Allah takdir eder, bildi ki siz onu bundan öte başaramazsınız, onun için size lutf ile irca-ı nazar buyurdu, bundan böyle Kur’andan ne kolay gelirse okuyun, bildi ki içinizden hastalar olacak, diğer bir takımları Allahın fazlından bir kâr aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir takımları da Allah yolunda çarpışacaklar, o halde ondan ne kolay gelirse okuyun ve namazı kılın ve zekâtı verin ve Allaha karz-ı hasen takdim edin, kendilerinizin hisabına hayr olarak her ne de takdim ederseniz onu Allah yanında daha hayırlı ve ecirce daha büyük bulacaksınız, hem de Allaha istiğfar edin, şübhesiz ki Allah gafurdur, rahîmdir.” Muzzemmil: 20 Hamdi Yazır
“(Ey Peygamber!) Rabbin, senin ve beraberindekilerin gecenin üçte ikisini, yahut yarısını, yahut üçte birini (namaz için) uyanık geçirdiğini bilir. Gecenin ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah, sizin onu küçümsemeyeceğinizi bilir ve bu sebeple O rahmetiyle size yaklaşır. O halde Kur’an’ın kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun. Allah, zaman zaman içinizde hastalar, Allah’ın lütfunu aramak için yola koyulanlar ve Allah yolunda savaşa çıkanlar olacağını bilir. Öyleyse ondan (yalnızca) kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun, namazınızda devamlı ve dikkatli olun ve karşılıksız harcamada bulunun ve (böylece) Allah’a güzel bir borç verin çünkü kendi adınıza güzel ne iş yaparsanız karşılığını aynen Allah katında görürsünüz; evet, daha iyi ve daha zengin bir ödül olarak. Ve (daima) Allah’ın bağışlayıcılığını arayın. Kuşkusuz Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.” Muzzemmil: 20 Muhammed Esed
Davet için gerekli ilim toplantılarından, birlikte ilmi çalışma yapmaktan bahsediyor yukarıdaki ayet. Gece içinde toplanan ilim meclisleri, güne çıkınca hangi çağırı metotlarını uygulayacaklarını talim ediyorlar. Doğru bilgilere ulaşmak için yapılan mubahese (zikir) zamanıdır geceler. Ayet bu hikmeti vurguluyor.
“Rablerinin rızasına ulaşmak için sabırla hareket ettiler, namazlarını kıldılar, kendilerine Allah’ın verdiği rızktan gizli açık Allah yolunda sarf ettiler, çirkin olanın yerine güzeli ikame ettiler, kötülüğe iyilikle karşılık verdiler… İşte bunlardır dünya hayatlarını kendi lehlerine çevirecek olanlar.”(Ra’d:22) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki Mevlâlarının rızasına ermek için sabretmekte, namazı dürüst kılmakda, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli açık infak eylemektedirler, ve seyyieyi hasene ile defederler, işte bunlar, Dünya yurdunun ukbası onlara…” Ra’d: 22 Hamdi Yazır
“ve onlar ki, Rablerinin teveccühünü umarak güçlüklere göğüs gerip, namazda kararlılık gösterirler; kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli açık başkaları için harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar. İşte, ahirette erişilecek olan nihai huzur böylelerine özgüdür;” Ra’d: 22 Muhammed Esed
Burada, selanın hem namaz hem de mali yardım ayağının kullanılması var.
“Rab’lerinin davet ettiği yola gelirler, selâmete ulaşmak için Allah’ın isteklerini yerine getirerek iyilik istemeye hak kazanırlar. Yine o Allah’ın doğru yolunun yolcusu olanlar, işlerini birbirlerine danışarak yaparlar. Kendilerine sunduğumuz nimetlerden, o nimetlere sahip olmayanlara vererek infak ederler.”(Şûrâ:38) İsmail Kazdal
“Ve onlar ki rabları için da’vete icâbet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyurukları da aralarında şurâdır (danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar masraf da verirler.” Şûrâ: 38 Hamdi Yazır
“Rablerinin (çağrısına) karşılık verenler ve namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar (için); ve (bütün ortak meselelerini) aralarında danışma ile karara bağlayanlar (için); ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden başkalarına harcayanlar (için);” Şûrâ: 38 Muhammed Esed
Yine mali paylaşım davetin temeli oluyor.
“Sana emredildiği gibi dosdoğru ol! Yanındaki tövbe edenler de öyle olsun! Sakın Allah’ın yolundan sapıp azmayın! Çünkü sizi cezalandıracak olan Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir. Sakın zalimlere zerre miktarı kadar da olsa, asla meyletmeyin! Onlara az bir şeydir deyip meylederseniz, o az şey sizi cehenneme kadar götürür. Allah’tan başka yol göstericiniz de olmaz. Hiç kimseden yardım da göremezsiniz. Gündüzün başlangıcında ve bitiminde ve gecenin karanlığına tam dalındığında namaz kıl! Çünkü yapılan güzel işler, kötülüklerin izlerini giderir. Bu, anlayışı ve feraseti olanlar için alınacak ibret dersleriyle dolu bir öğüttür. Sabırla bu öğütleri vermeye devam et! Allah karşılık beklemeden ihsan edenlerin mükâfatını asla vermemezlik etmez.”(Hûd:112-115) İsmail Kazdal
“Hem namaz kıl gündüzün taraflarından ikisinde ve gecenin gündüze yakın saatlerinde, çünkü hasenat, seyyiatı giderir, bu, idrâki olanlara bir öğüddür.” Hûd: 114 Hamdi Yazır
“Ve gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde salatta devamlı ol; çünkü muhakkak ki iyi eylemler kötü eylemleri giderir; (Allah’ı) hatırında tutanlar için bir öğüt, bir hatırlatmadır bu.” Hûd: 114 Muhammed Esed
M.Esed’in mealine dikkat ederseniz işin doğrusunu anlarsınız. Sel ayı o da namaz olarak karşılamıyor.
“Zekeriya, Meryem’in yanındayken, “Ey Rabbim! Bana katından salih bir oğul bağışla. Doğrusu Sen duaları işiten ve hak edilmişse karşılığını verensin” diyerek, Allah’tan niyazda bulundu. Allah’ın mihrabında durup da bu talebi yaptığı sırada, içinden gelen bir ses, “Haberin olsun ki, Allah sana oğul olarak Yahya’yı müjdeliyor. Ki o, Allah’ın kelimesini tastik edici, nefsine hakim olucu salih bir kul olacak” diye seslendi ona. Ama bu sese karşıt başka bir ses, “Ey Rabbim! Hem ben, hem de eşim kocamış ve çocuk yapma dönemini geçirmişken, nasıl olur da çocuğumuz olabilir” dedi. Müspet olan iç ses. “Evet! Dediğin gibi olmasına rağmen, istediğin çocuğa sahip olacaksın. Çünkü Allah diledi mi (Yasasına denk geldi mi) olmayacak şey yoktur. Bu düşünce git-geli üzerine, Zekeriya, “Rabbim! Bunun olması için uymam gereken yasan nedir? Bana bildir ki, onu yapıp çocuk sahibi olabileyim” deyince. Müspet düşünce, “Buna ulaşmanın yolu, işaretleşmeler dışında, insanlarla üç gün süreyle konuşmaman, sabah akşam Rabbinin seni çocuk sahibi yapacak yasalarını sabırla araman ve azimle bulmaya çalışmandır.” (Âl-i İmran 38-41) İsmail Kazdal
“Derken melâikeler kendisine nida ettiler, o kalkmış mihrabda namaz kılıyordu: Haberin olsun Allah sana Yahyayı müjdeliyor: Allahdan bir kelimeyi tasdik edecek, hem bir efendi, hem gayet zahid, ve bir Peygamber, salihînden.” Âl-i İmran: 39 Hamdi Yazır
“Bunun üzerine, mabedde dua ederken, melekler ona: “Allah sana, Kendi katından bir sözün gerçekliğini doğrulayacak, insanlar arasında seçkin (bir yere sahip olacak), tam bir iffet sahibi, dürüst ve erdemli bir peygamber olacak olan Yahya(nın doğumun)u müjdeliyor” diye seslendiler.” Âl-i İmran: 39 Muhammed Esed
Gene M. Esed’in mealine dikkat edin. Demek mabet içinde bulunduğu sıkıntılı haleti ruhiyeden kurtulmak için düşünce duasını kullanıyor Zekeriya. Yani kendini davet ediyor.
“Ey Allah’a Resûlünün getirdiği Kuran’da tarif edildiği biçimde inanan müminler! Ne dediğinizi bilecek duruma gelinceye kadar, sarhoşken namaza (Selaya) durmayınız. Yolcu olmanız hariç, cünüp iken namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz, yahut tuvaletten gelmişseniz, yahut da kadınlara yanaşmış da su bulamamışsanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin. Toprağı yüzünüze ve ellerinize sürerek mesh edin. Allah gerçekten de affı çok olan bağışlayıcı yüce kudrettir.”(Nisâ:43) İsmail Kazdal
“Ey o bütün iman edenler! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın: Söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de -yoldan geçmeniz başka- guslünüzü edinceye kadar, ve eğer hasta olur veya seferde bulunursanız veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursanız da suya güç yetiremezseniz o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin: Niyyetle yüzünüze ve ellerinize mesheyleyin, cidden Allah afvi çok bir gafur bulunuyor.” Nisâ: 43 Hamdi Yazır
“Siz ey imana ermiş olanlar! Sarhoş iken namaz kılmaya kalkışmayın, ne dediğinizi bilinceye kadar (bekleyin); ve boy abdestini gerektiren bir durumda (iken de) yıkanıncaya kadar seyahatte olmanız (ve yıkanma imkanından yoksun bulunmanız) hali dışında- (namaza kalkışmayın). Ama eğer hasta iseniz veya seyahatteyseniz yahut tabii ihtiyacınızı yeni gidermişseniz veya bir kadın ile birlikte olmuşsanız ve hiç su bulamıyorsanız, o zaman temiz toprağı alın, (onunla) yüzünüzü ve ellerinizi hafifçe ovun. Bilin ki Allah, gerçekten günahları temizleyendir, çok affedicidir.” Nisâ: 43 Muhammed Esed
Yukarıdaki ayet, sarhoş haldeyken hiçbir davet unsurunu kullanmamayı öğütlüyor bize yüce Rabbimiz..
“Güneşin batmaya yüz tutmasından başlayarak gecenin karanlığının bastırmasına kadar olan sürede, Kur’an ve hayat âyetlerinin manalarını hem kendine, hem de çevrendekilere aç ve açıkla. Sabahın sessizliğini de Allah’ın yasalarını düşünerek geçir ki, günün nimetlerine ulaşman için Allah’ın yasalarındaki ilâhî yardımı yanına almış olasın.(İsrâ:78) İsmail Kazdal
“Güneşin kaymasından gecenin kararmasına kadar namazı güzel kıl, bir de kıraetiyle mümtaz olan sabah namazını, zira sabah Kur’an ı hakikaten meşhuddur (şühuda mazhardır)” İsrâ: 78 Hamdi Yazır
“Güneşin doruğu aşmasından gecenin çöküşüne kadar(ki süre içinde) namazı(nı) gereği üzere yerine getir; sabah (namazı) okumasını da (tam bir dikkat ve duyarlık içinde gerçekleştir); çünkü sabah okuması(nda insan) gerçekten de (ulvi olan her şeye) açıktır.” İsrâ: 78 Muhammed Esed
Bu ayet, Akşam ve sabah namazlarına işarettir. Yani bu ayette geçen Sela kökenli kelime NAMAZ olarak tercüme edilebilir, hatta edilmelidir. Ama ben Namazın, insanın kendi kendini davet etmesi bölümünde saymış ve Namaz dememişim. Kısaca, Sela nın hem kendini hem de kendi dışındakileri davet anlamını sadece kendini davet olarak kabul ederek eksiklik yapmışım. Allah’tan af diliyorum.
“Bunlar bir de Müslüman’ım süsü verebilmek ve insanları kandırmak için namaz kılarlar. Lânet olsun kıldıkları namaza. Mallarıyla birbirlerine gösteriş yaparlar,(Mâun:6) İsmail Kazdal
“Fakat veyl o namaz kılanlara ki namazlarından yanılmaktadırlar. Onlar ki müraîlik ederler.” Mâûn: 4-6 Hamdi Yazır
“Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara, onlar ki kalpleri namazlarına yabancıdır, onlar ki niyetleri yalnızca görülüp takdir edilmektir,” Mâûn: 4-6 Muhammed Esed
SÖYLENEC BİR ŞEY YOK.
“Onlardan sonra arkalarından öyle bozuk bir nesil geldi ki, Allah’ın kendilerinden istediklerini hiç hesaba almadılar, kendi şehvetlerini kendilerine rehber ve din edinerek kendi felâketlerini hazırladılar.”(Meryem:59) İsmail Kazdal
“Sonra arkalarından bozuk bir güruh halef oldu, namazı zayi’ ettiler ve şehvetleri ardına düştüler, bunlar da «Gayya» yı boylıyacaklar.” Meryem: 59 Hamdi Yazır
“Onların ardından, salatı boş veren ve yalnızca kendi şehvetlerinin, dünyevi tutkularının peşine düşen bir kuşak geldi; ve böyle yaptıkları için de, yakında tam bir düş kırıklığıyla karşılaşacaklar.” Meryem: 59 Muhammed Esed
M. Esed Salatı namaza çevirmemiş. Dikkat çekici.
“Onlar, o kurtuluş yolu arayanlar, boş sözlerden uzak durarak, zekâtlarını vererek, ırzlarını koruyarak Allah’ın razı olduğu doğru yola davet etme görevini ciddiye almış olurlar ve böylece kurtuluşa ererler..(Mu’minûn:1-5) İsmail Kazdal
“Ki onlar namazlarında huşu’ludurlar.” Mu’minûn: 2 Hamdi Yazır
“onlar ki, salatlarında alçak gönüllü bir duyarlık içindedirler;” Mu’minûn: 2 Muhammed Esed
Ne söylenebilir ki?
“Ailene nimetleri tasarruflu kullanmaları için emir ver. Ver ki Allah’ın rızk hususundaki yardımına muhatap olmaya hak kazanmış olasın. Kendin de verdiğin emre uygun hareket et. Çünkü Rabbin senin rızk hususunda sıkıntıya düşmeni istemiyor. Sen bu şekilde Allah’ın rızkına tasarruf etmiş olursan, Allah’ın azabından da korunmuş olursun.(Taha:132) İsmail Kazdal
“Hem ehline de namaz ile emret hem de kendin ona sabrile devam eyle, biz senden bir rızk istemiyoruz. Biz seni merzuk ederiz ve âkıbet takvânındır.” Tâhâ: 132 Hamdi Yazır
“Yakınlarına da salatı emret ve sen de bunda devamlı, sebatlı ol. (Fakat unutma ki) Biz senden (Bizim için) rızık sağlamanı istemiyoruz; (tersine,) senin rızkını veren Biziz. Ve gelecek, Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimselerin olacaktır.” Tâhâ: 132 Muhammed Esed
M.Esed in meali gerçeğe yaklaşmış.
“O halde, onların bu hususta seni sıkıştırmalarına karşı sabır göster. Güneşin doğuşundan batışına kadar insanlara Rabb’inin âyetlerini açıklamaya devam et. Hatta gecenin bazı zamanlarını da azim bir kararlılıkla Allah’ın âyetlerini anlatmakla ve açıklamakla geçir. Böyle yap ki, Allah’ın razı olduğu bir kul olasın ve razı olduğu kullarına vaat ettiği nimetlerine ulaşabilesin.(Taha:130) İsmail Kazdal
“O halde dediklerine sabret de rabbına hamdile tesbih eyle; güneş doğmadan evvel, gece saatlerinde de tesbih et gündüzün etrafında da, ki rızaya irebilesin” Taha: 130 Hamdi Yazır
“Bunun içindir ki, (hakkı inkar eden)ler ne derlerse desinler, sabret; ve güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle an; ve gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli vakitlerinde yine Rabbinin kudret ve yüceliğini an ki hoşnutluğa, esenliğe erişesin.” Taha: 130 Muhammed Esed
Yukarıdaki ayet meallerinde Muhammed Esed’in meali oldukça dikkat çekici..
“Sabah akşam, uyanık olduğunuz günün her saatinde, yaptıklarınızı ettiklerinizi, uygulamaya soktuğunuz ya da sokamadığınız niyetlerinizi Allah’ın bildiği bilinciyle yaşayın. Günün ortasında ve sonunda göklerde ve yerde her ne varsa, hepsi de O’nun şanını ve sonsuz kudretini kabul edip boyun eğiyor.”(Rûm:17-18) İsmail Kazdal
“O halde tesbih Allaha, o zaman ki akşam edersiniz ve o zaman ki sabah edersiniz. Hem hamd ona Göklerde ve Yerde ve ikindileyin ve o zaman ki öğle edersiniz.” Rûm: 17-18 Hamdi Yazır
“Öyleyse akşam vaktine girdiğinizde ve sabah kalktığınızda Allah’ın sınırsız şanını yüceltin; Göklerde ve yerde her türlü övgünün O’na mahsus olduğunu (görerek) öğle vaktinde de sonrasında da (O’nu yüceltin).” Rûm: 17-18 Muhammed Esed
Söylenecek ne var ki. Sadece yukarıdaki ayet meallerine bakıp düşünün.
“Ey Resul! Onların hakaret taşıyan sözlerine sabır göster. Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin yüceler yücesi olduğunu bir an olsun aklından çıkarma. Gecenin bir kısmında da aynı teslimiyet ve boyun eğiş hali içinde bulun. Bir çağırıcı ses seni yakın biryerden çağırdığında, o sese kulak ver” (Kaf:39-41) İsmail Kazdal
“O halde onların lâflarına karşı sabret de rabbına hamd ile tesbih eyle güneş doğmadan evvel ve batmadan evvel geceden de tesbih et ona hem de secde arkalarında.” Kaf: 39-40
“O halde (ey müminler!) Onların söyleyebilecekleri her şeye karşı sabırlı olun ve güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinizin sınırsız ihtişamını yüceltin ve hamd edin! Geceleri ve her namazın sonunda O’nun şanını yüceltin.” Kaf: 39-40
Bir şeyler söylemek gereksiz.
“Gecenin bir kısmında, yıldızların görünmez olmaya başlamasından sonra, Rabbinin sana yüklediği uyarıcılık sorumluluğunu nasıl gerçekleştireceğini düşün, gerçekçi ve kalıcı planlar yap.”(Tûr:49) İsmail Kazdal
“geceden de tesbih et ona, hem de nücumun idbarı sıra.” Tûr: 49 Hamdi Yazır
“Gece ve bütün yıldızların çekildiği an O’nun şanını yücelt!” Tûr: 49 Muhammed Esed
YUKARIDAKİ AYET MEALLARİ HAKKINDA BİR ŞEYLER SÖYLEMEYE GEREK VAR Mı?
SON BİR KAÇ SÖZ
SELA,yani, hakka, adalete, saadete, kurtuluşa, cennet şartlarına götürücü davet ve çağırı, İmanın olmazsa olmaz bir rüknüdür. Çünkü iman, inanma, doğal olarak sahibini ortak aramaya, yani davete zorlar. Davetin ise unsurları vardır. Bu unsurların en önemlilerinden biri de formel davet aracı olan NAMAZ dır. Niçin en önemli davet aracıdır? Çünkü namaz, iki yönlü davettir. DUA, bireyin sadece kendi kendini hedefe kilitlemesiyken namaz kendinle birlikte başkalarını hedefe kilitleme eylemidir. Yani, bir yanı kendini, öbür yönü ise başkalarını davet anlamı taşıdığı için çok önemli ibadetlerden biridir. Ama, SELA yı yalnız formel ritüel olan namaz olarak kabul edersek, bu anlayış bizi Kur’an ın yüklediği diğer sorumluluklardan uzaklaştırır. Bu durumda da, NAMAZ hakkı, hakikati ve sorumluluklarımızı örten bir misyon aracı olur. Zihinlerde, Namaza öyle bir misyon yüklenmiştir ki, neredeyse tek başına cennete götürecek inancına dönüşmüştür. Böyle bir itikat, çok önemli bir davet unsuru olan namazı, içi boş bir ritüele çevirmiştir.
Onun içindir ki, her SELA kelimesini NAMAZ olarak çevirmeye kalkışmak büyük bir vebaldir. Çünkü, tek başına cennete götüreceği telakkisine götürülen Namaz inancı, ister istemez İlahi kaynaklı İSLAM dininin bütün sorumluluklarını öteleme sonucu doğurur. Öyle ya NAMAZ ritüeli tek naşına, hele de Hac ve orucu da yanına kattın mı, doğrudan cennete götüreceğine göre, İlahi kaynaklı dininin diğer rükünlerine ne gerek var?
Zillete düşüşümüzün en büyük sebeplerinden biri işte bu durumdur. Ve böyle bir halde olmak yeryüzü efendilerini saltanatlarında rahat bırakmak anlamı taşıyor. Halbuki, daha inancımızın açılışında, Allah’tan başka saltanat sahiplerine LA deyip duruyoruz.
Evet. NAMAZ çok önemli bir ritüeldir. Ama mümin için en büyük sorumluluk olan davetin ve tebliğin bir rüknüdür. Esas önemli olan elbette ki HAKKA ve HİDAYET e davettir. Bunu unutturan Namaz ritüeli içi boş bir ritüel olmakla kalmaz, aynı zamanda bütün gerçekleri örten bir vasfa bürünür. Maazallah. Bugünlük bu kadar.
Sevgiler ve selamlar.,