Siyasi Alternatifsizlik Zarar Verir mi?

ziyaretci | Eylül 22, 2012

Hocam, mevcut iktidara alternatif veya rakip olabilecek bir oluşumun olmaması size rahatsızlık veriyor mu?
Muhalefetin zayıflaması, siyasi bir alternatifin olmamasının ne gibi sonuçları olur?
Siyasal durumumuzun böyle gitmesi neticesinde bir alternatif olarak asker tekrardan siyasi mecraya girebilir mi?

This post was submitted by Halit SAĞLAM.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Alternatifsizlik, Siyasi, Verir, Zarar,

Cevabım: “Siyasi Alternatifsizlik Zarar Verir mi?”

  1. ismailkazdal

    Her var olan, zamanla birlikte eskir, gevşer, atıl hale gelir. Rakipsiz İktidar olmak ise, iktidarı gurura iter, gurura düştükçe de hatalar yapmaya ve irtifa kaybetmeye başlar.
    Onun için bütün iktidarların güçlü bir muhalefet gurubuyla murakabe edilmesi gerekir.
    Bize göre, İki gurup devlet yapılanması vardır. Biri hakka dayalı hukuk uygulayan devlet, öbürü güce dayalı hukuk uygulayan devlet.
    Bir devlet, ister monarşik, ister oligarşik, isterse de diktatörlük ya da tam tersi demokrasi ile yönetilsin, şayet hukuku hakka dayalı ise meşru, kuvvete dayalı hukuk uyguluyorsa gayri meşru yönetim şekli sayılır biz Müslümanlara göre.
    Hakka dayalı hukuk bireyi merkeze koyan hukuktur. Kuvvete dayalı hukuk, adı üstünde, güçlülerin hukukudur. Hakka dayalı hukuk bireyin haklarını temel eder, güce dayalı hukuk kudretlilerin.
    Demokrasi bir yönetim tarzıdır ve de temeli serbest seçimdir. İster güce dayalı, isterse de hakka dayalı hukuk uygulansın, belli dönemlerde Seçim kapısı daima açıksa, bu yönetim tarzı demokrasidir.
    Ve bu bağlamda, gerçekten de demokrasi yönetimi keşfedilmiş yönetim tarzlarının en gelişmiş olanıdır.
    Demokrasilerde seçim temel olduğuna göre, elbette muvafık olacağı gibi, muhalif de olacaktır. Yalnız muhalifler, siyasi ve sosyal sistem farklılığına mı, yoksa aynı sistem içinde ama yöntem farklılığına mı dayanmalıdır? sorusu can alıcı bir sorudur.
    Bize kalırsa,yani İslami bir mentaliteyle bakılacak olursa aktedilen içtimai mukavele çerçevesi içinde, yöntem ve uygulama farklılığı muhalefetin tabanı olmalıdır.
    Bu durumda, biri müspet, öteki menfi iki türlü muhalefet şekli vardır. Biri doğru ilkelerde içtimai mukavele yapılmış ve homojenleşmiş toplumlardaki muhalefet; öbürü ise inanç ve ideoloji olarak bölük pörçük bir toplumdaki muhalefet.
    Birinci konumdaki muhalefet yapıcıdır, iktidarla birlikte doğruyu arama muhalefetidir. Bu tür muhalefet sadece iktidar olmak için mücadele etmez. Bu tür muhalefet iktidarın düşmanı değildir. Toplum içinde hayırlarda yarışan iki müsabıktır iktidar ve muhalefet.
    Bunun örneği Resul aleyhi selamın Medine site devleti zamanından başlayıp, Hz. Ömer’in şehadetine kadar süren yirmi iki yıllık asrı saadet dönemidir.
    Allah Resulü sonsuz bir noktada büyük bir karizmadır. Onun için en kabiliyetlisinden en kabiliyetsizine kadar bütün yakın çevre bu büyük karizmanın yardımcısıdır. Ve elbette sistem ve siyasi nizam muhalifi bir toplum katmanı yoktur.
    Elbette bütün yöneticilerin böyle bir karizma olması mümkün değildir, onun için her şart ve halde Resulle ilgili bu durum insanlara örnek olamaz. Çok kendine has bir durumdur çünkü.
    İki küsur yıllık Hz. Ebubekir dönemi de Resulün devamı sayılacağı için, durumda bir değişiklik yoktur.
    Hz. Ömer’in on yıllık hilafet döneminde fütühatlardan gelen ganimet zenginliği sebebiyle muhalefet başlamıştır. Ve bu dönemdeki muhalefet ahlaki ilkelerde oluşan içtimai mukaveleyi dinlememiş, soy ve güç mukavelesi yoluna gitmiştir. Artık muhalefet, belki sosyal ve siyasal sistem farklılığı olmayan menfaat temelli hale gelmiştir ve menfi muhalefet dönemi böylece başlamıştır.
    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’i elbette halkın bütünü seçmemiştir. Akil adamlar sayılan Büyük aile önderleri biat etmiştir bu iki büyük imama ve halifeye.
    Hz. Ömer’den sonraki seçimde seçimde akil adamların yapısı değişmiş, aile reisinin yerini, erdem ve de takva bakımından itibarlı altı kişilik bir heyet almıştır.
    Bu seçimden sonra seçme, yani biat olayı ortadan kalkmış ve babadan oğula geçen ceberut sülale saltanatı devri başlamıştır.
    Hz. Ömer’den sonraki seçim, akil adamların kendi aralarındaki seçim usulünü temel örnek olarak alırsak, takva ve marifet sahibi seçkin bir zümrenin kendi içinden bir halife seçmesi durumu ortaya çıkar.
    Bu seçkin zümreye bazı İslam düşünürleri, “Ehli hal vel akt” tanımlaması yapmışlardır. Yani, kendileriyle akit yapmaya ehil olanlar, seçim iradesine ulaşmış kimseler. Bu seçkinler heyeti kendi içlerinden bir başkan seçecek, seçilen başkan, kendini seçen heyet içinden şura ehli, yani hükümet oluşturacak ve yönetim kadrosu oluşmuş olacak. Başkanı seçen akil adamlar heyeti seçtikleri başkanı denetleyecek, hakkın hukukunu uygulayıp uygulamadığını takip edecek, eğer uygulamadığını görürse, başkanı azletme hakkına sahip olacak. İşte bu yöntem İslami bir yöntem olmaya en yakın bir yöntemdir.
    Kendisiyle akit yapmaya ehil olan heyet Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer devrinde sülale büyükleriydi, bugün ise marifet ve ahlak sahibi olanlardır. Yani, meslek sahibi ve hakka dayalı hukuka inananlar heyetidir bugünün ehlihal vel akti. Sendika başkanları, sanayi ve ticaret odaları yöneticileri, çeşitli meslek kuruluşlarının önderler, baro başkanları ya da hakimler ve savcıların temsilcileri gibi kimseler oluşturur akil adamlar heyetini.
    Bu heyet kendi nefsine uyan kararlar verip, başkanı azil edemez. Başkan bu heyetin de sorumlu olduğu toplum mukavelesine karşı sorumludur ve ancak aktedilmiş mukaveleye ihanet başkanı görevden aldırabilir. Yani, Allah’ın Kuran’da vazettiği ahlaki kurallara uymayan başkanı azletme hakkı vardır akil adamlar heyetinin.
    Bize göre İslami yönetim biçimi özetle budur.
    Şimdiki yönetim tarzı, güce dayalı hukuk uygulamaktadır ve elbette gücü ele geçirme kavgasına muhalefet denmektedir. Bir bakıma güçler ve güçlüler birbirini denetleyecektir. Maalesef bu duruma demokrasi denmektedir.
    İşte bu tür bir demokraside, yani mülk eşittir erk şeklinde tezahür eden bu yönetim biçiminde, mülke sahip guruplar arasındaki mücadelede, bu guruplardan biri uzun süre iktidarda kalırsa, mutlaka ipin ucunu kaçırır ve toplumu kanıksatarak rahatsızlığa sürükler.
    Onun için güçlü ve iktidar olmaya namzet bir muhalefet bizim gibi bir ülkede elzemdir.
    Elbette böyle bir muhalefet devlet ideolojisine değil, halkın reyine layık olmaya mecburdur. Bir sınıfın, (Ki bu sınıf devlet imkanlarını sömürüp beyaz Türk haline gelmiş bir sınıftır) adına yapılan muhalefet yıkıcı bir muhalefettir ve ülke istikrarını bozan çatışmacı bir yapıya sahiptir.
    Ve benim inandığım sistemde böyle bir iktidar çatışması yoktur. Sevgilerimle.

Cevabım

© 2017 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman