Tunus ve Mısır Olayları

ziyaretci | Ocak 30, 2011

Hocam; son bir aydır ve Mısır karıştı.
1. Tunus ve Mısır da halk neden isyan etti veya ettirildi?
2. Bu isyanların hedefi nedir, hangi aktörlerin amacına hizmet etmektedir?
3. Bu isyanlar İran devrimine benzetilebilir mi?
4. Bu olayların sonunda ne olur, yaşanan gelişmeleri nasıl okumalıyız?

632 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Hayati.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Olaylar, Tunus,

Cevabım: “Tunus ve Mısır Olayları”

  1. ismailkazdal

    Bir zamanlar, olayların arka planını görmeye ve göstermeye çalışanları KOMPLO cu ilan ederek, etkisizleştirmeye çalışırdı dünya güç merkezlerinin ellerindeki şartlandırma araçları. Hamdolsun. Artık, şu anda, komplo teorileri olarak adlandırılan ve dalga geçilen sistem, dünyada olan bitenleri anlamak için kullanılan ilim dalı haline geldi. Kuzey Afrika’da ortaya çıkan olayların arka planlarını konu edinen yazarlarımız ve fikir adamlarımız, çok yetkin bir seviyede tartışıyorlar ve işin ıcığını ortaya döküyorlar. İslamcı ya da Tayyipçi olarak nitelenen gazetelerde ve tv.lerde yapılan açıklamaları zevkle dinliyor, komplo teorisyeni olma konusunda yanlız olmadığımı görerek çok seviniyorum. Çünkü, taa 1970 li yıllarda komplo teorisi temelli ilk kitabı yazdığımda, tamamen yalnızdım. Onun için, meseleleri doğru anlamanın olmazsa olmaz şartı, arka planı keşfetmek, yani KOMPLO teorisi sistemini kullanmak olduğunu kavrayan insanların çoğalması, bana mutluluk veriyor. Bu arka plancılar, bir gün gelir, İslam medeniyetinin temsilcilerinin, neden zelil duruma düştüklerinin arka planını araştırır. Gerçek teşhisi koyarak, ona göre, medeniyetimizin yeniden ihyası için, gerekli stratejileri kurar.
    Demeye çalıştığım şey. İslamcı yazarlar ve televizyon yorumcuları, olanları bütün yönleriyle tartıştıkları için, bize söyleyecek çok şey kalmadığını, açıklamaktır.
    Onun için, biz, on yıllar boyu anlatmaya çalıştığımız bir enternasyonal güç teorimizi, özetleyerek anlatacağız. Enternasyonal boyutlardaki siyasi güç merkezlerinin yapısını ve faillerini anlatacak, sorulan soruların cevaplarını bizzat okuyucuların ferasetine bırakacağız.
    Tunus ve Mısır’da henüz bir şeyler olmadı. Sadece, enternasyonal gücün ılımlı İslam projesi denemeleri yapılıyor. Dinin, ahlak, ahlakın da hukuk olmasının önünü kesecek bir proje olan “ILIMLI İSLAM” sahneleniyor. Nedir bu projenin mahiyeti? Pasif tanrılı, içi boş ritüeller manzumesini din olarak kabul ettirmek projesidir Ilımlı İslam tabirinin altında gizlenen. Dünya nufusunun çok büyük bir bölümü pasif bir tanrıya inanır. Bu inanca deizm denmektedir. Bu inançta, din, Allah’la insan arasındaki bir manevi bağdır sadece. Allah’ın, yarattığı kullardan bir isteği yoktur. Bu alemi yaratmış, sonra da bir köşeye çekilmiş, oradan kullarının ne yapacağını seyretmektedir. Sanki, Nebiler göndererek tevhid inancını, Resuller göndererek hukuk tevhidini istememiştir kullarından. Hukuku, ihtiyacı olduğu için zaaflı insana terketmiştir sanki. Sanki Kuran gelmemiştir bu dünyaya. O Kuran’da hiçbir emir ve nehiy yoktur, helal haram yoktur, günah sebab yoktur. Bu alanları doldurmayı güçlülere bırakmıştır.
    Manevi alanı Allah’a, dünya hayatını tanzim işini de kibirli dünya güçlerine bırakmıştır ılımlı İSLAM. İşte dünya gücü, böyle bir manevi dini devreye sokmaya çalışmaktadır İslam coğrafyasına.
    Aslında dini ritülleri, İslamın temeli haline getirmişler ve fiilen, Kurani İslam hukukunu yeryüzündende yaşayan Müslümanların büyük bir bölümünün zihninden silmişlerdir. Yani, İslamı ortodokslaştırmırlar, sosyal ve siyasal hayatın dışına atmışlardır. Ama, güçlüler bügüne kadar sakladıkları bu gerçeği açıklamaya başlamışlar, arkasından da uygulamaya sokmuşlardır.
    Bize göre medeniyet iki genel kategoriye ayrılır. Bunlardan biri, sınırlarını güçlülerin ruhbanlara çizdirdiği sezar-tanrı birlikteliği medeniyeti, öbürü ise ortağı olmayan yaratıcı gücün müdahil olduğu medeniyet.
    İşte birinci gurubun temsilcisi enternasyonal gücün Tunus ve Mısır’da başlattığı ve devam ettireceği hareket, ılımlı, yani hadım edilmiş İslam projesinin ilk adımlarıdır.
    Evet, Tunus ve Mısır’daki rejimi de bu güç kurmuştu. Ama, kurulan bu düzen, enternasyonal güce düşman topluluklar üretiyordu. Bu ülkelerin enternasyonal yönetimleri, Müslümanlara çok katı ve vahşice davranıyor, bunu faturası da enternasyonal dünya gücüne çıkarılıyordu. Hangtinton’un şiddet politikası tehlikeli sonuçlar verebilirdi. Fuller’in asimile politikası daha mantıklı ve de tehlikesizdi. İslam dünyasında yaşayan müslümanlar, büyük oranda enternasyonal gücün dayattığı medeniyete evrilmiş durumdaydı. Müslüman bireylerin zihni bulanık hale gelmiş, her güçlü sese itaat eder duruma düşmüştü. Şimdi bunlara sert davranarak uyandırmanın zamanı mıydı. Baskıları gevşeten yönetimleri İslam dünyasında iktidarlara getirmek daha akıllıca bir metottur dünya gücü için. Ve bu metodu devreye sokuyorlar yavaş yavaş.
    Bu metod ilk kez, İslam dünyasının merkezi Türkiye’de uygulandı. Sonra bütün İslam dünyasına model olarak sunuldu ve sunuluyor.
    Peki, Müslümanlar bu durumdan memnun mu olmalılar, yoksa, sonu belirsiz mücadelelerini devam mı ettirmeliler? İşte can alıcı soru budur.
    MÜSLÜMANLARIN ILIMLI İSLAMLA İMTİHANI
    Müslümanların büyük bir çıkmazı var. Nedir bu çıkmaz? Bu çıkmaz, saltanat rejimlerini İslam’dan saymaktır. Halbuki ise, İslam, soya sopa değer vermemiş evrensel bir dindir. İslamın insanı değerlendirme ölçeği unsuriyet değil, sadece takvadır. Her kim Allah’a daha fazla kulluk yapmaktadır, işte odur en yüce insan. Ne buyuruyor bir ayetinde mealen yaradan; “Ben, sizi, soyunuzun sopunuzun, malınızın mülkünüzün çokluğu ile değerlendirmem, güzel ve fasih konuşmanızla tartmam. Sadece ve sadece neler yapıyorsunuz, işte onlarla değerlendiririm sizi”, buyurmaktadır.
    İslamın devlet yapılanması, Allah’ın mümindir dediği insanların omuzlarında yükselmelidir. Allah’ın dini İslam’da, devlet değil, insandır hayatın merkezinde olan. İnsana göre biçimlenecektir devlet. Devlete göre biçimlenmeyecektir insan. İnsanı biçimlendirecek, terbiye edecek tek otorite de Allah’dır.
    İşte budur Müslümanın kuracağı sosyal, siyasal ve ekonomiksel düzen. Unsuriyete ve soya dayanan otoriter devlet yapılanmaları böyle bir nizamı kabul edemez. İnsanın bu dünyadaki reel hayatını bir güçlü üst yapı değerlendirecek, hudutları belli olmayan manevi hayatını ise Allah’ın dini olan İslam. Böyle bir durumu Allah’ın dini İslam kabul etmeyeceği için, devleti İslamdan koparıp hasen dedikleri örflere bağlamıştır saltanat sahipleri.
    Demek istediğimiz odur ki, asırlarca saltanat monarşisi çerçevesinde oluşturulan devlet yapılanmasına İslam diyebildiğimize göre, ılımlı İslam projesi, birey dini olan İslam nizamına daha yakın olabilir.
    Hem unutmayalım ki, Allah, insanların mekerine daha üstün bir mekerle cevap verendir. Yani, insanların bazıları İslam’a tuzak kurar, ama Allah onların tuzaklarını kendilerine çevirir. Elbette bizim elimizle.
    Bireyi öncelleyen yeni dünya düzeni, “Ey insan” diyerek, bireyi muhatap alan Allah’ın dinine, otoriter devlet yapılarından daha efdal olabilir. Yeter ki, biz Müslümanlar, İslam dinini yeni çağa ve çağlara taşımanın yollarını bulalım. Böylece, belki de felakete giden insanlığı da kurtarma imkanı bulabiliriz.
    Özetle, asırlardır yanlış bir siyasal ve sosyal temel üzerine oturtulmuş din anlayışı adına, küreselleşmeye karşı çıkmayalım. Zaten küreselleşmeyi durduramayız. Nasıl ki, dün Batılılaşmayı durduramamışsak.
    Böyle kabul eder olmamız bir mağlubiyeti kabul anlamı taşımamalıdır. Her şartı İslamın lehine çevirmeye çalışmak olarak algılamalıyız. Gerçeğin dili budur. Müslümanlar, hakkını verdiği taktirde, kendi dininin her şartta varlığını sürdüreceğine inanmalıdır. Çünkü İslam, bütün değişik şartların dinidir. Evrenselliği de burada yatmaktadır.
    Tunus’ta, Mısır’da olanlar ve daha başka İslam coğrafyası üzerindeki diğer ülkelerde olacak olanlar, yeryüzü gücünün ılımlı İslam projelerinin pratize edilmesi etaplarıdır.
    Ve, biz Müslümanlar, bu yeni küresel medeniyetin şartlarına kendimizi hazırlamaya başlamalı, ve enternasyonal boyutta yer alacak Müminleri şu andan itibaren yetiştirmeye bakmalıyız. Yarının globelleşmiş dünyasına örnek olacak Mümin tipleri, bugünden hazırlamalayız. Ah vahın bir anlamı yoktur.
    Mümin, nerede ve hangi şartta yaşarsa yaşasın, insanların muhtaç olduğu kişilik örnekleri olmalıdır. Mümin, üstün kişiliği ile cazibe alanı oluşturan kimsedir. Marifet ve ahlak sahibi müminler, her şartta insanları etkiler ve doğru yola gelmesine vesile olur. Selam ve sevgiler.
    NOT: Bu site arıza sebebiyle beş gün kapanmıştı. Beş gün önce, yani, daha tahrir meydanında, Firavunu indirme niyetli Cuma toplantısı yapılmamışken, ne demişim? Mısır’da ve Tunus’ta bir şeyler olmuyor, sadece, ılımlı İslam projesinin bir halkasaı daha tamamlanıyor.” Evet, böyle söylemişim. Nitekim öyle oluyor değil mi? Selamlar.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman