Türkiye nin en büyük sorunu….
ziyaretci | Ekim 23, 2009
Hocam,bence Türkiye nin en büyük sorunu “erdemli dürüst insan yetiştirme” olduğuna inanıyorum.Bu çerçevede sorumu sormadan önce bir tespit yapmak istiyorum.
Yaşadığımız toplum müslüman tanımının çok uzağında ritüellerin özünü anlaymamış eğitimsiz ve hata şehirli haline gelememiş köylü toplum.Belki tarihin en eski dönemlerindede insanlar bu tarz ahlak sahibi idiler.
Toplumsal ahlaki çürüme ciddi tahribata yol acarken cok az ama gerçekten cok az müslümanın olduğu bu toplum cahil ahlakı ile yoluna nasıl deavam edecek?Tam dip yapmadı herhalde?
TArihin her dönemi böyle mi idi?Bu beşer denen canlı organizma hep çıkarlarını merkeze alan ahlakı ahlaksızlık yasalarına göre mi düzenledi?
386 kez görüntülendi.
This post was submitted by sadık.
Benzer Sorular
Bölüm: Soru-Cevap | Cevabım »
Etiketler: rkiye, sorunu,
Cevabım: “Türkiye nin en büyük sorunu….”
Cevabım
« Dış politikada A.Davutoğlu Rüzgarı… | Anasayfa | Nasıl Korundunuz? »










Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir toplumunda, insanların hayal ettiği ahlak kendine yer bulmamıştır. Tarihe biraz dikkatle bakacak olursak, güzel ahlak kötü ahlak karşısında hep mağlup olmuş, o güzel ahlakı yaşamak bireysel alanda kalmıştır. Toplumlar değil, bireyler yaşatmıştır güzel ahlakı.
Zaten bir toplumda güzel ahlak hukukunun yerleşmesi, o toplum içindeki bireylerin çoğunluğunun güzel ahlaklı olmasına bağlıdır. Hukukuna dedim. Çünkü, güzel ahlak bir toplumun müşterek hukuku haline gelmezse, o toplumun fertlerinin güzel ahlak sahibi olması çok zorlaşır, hatta mümkünsüz hale gelir.
İşte onun içindir ki, güzel ahlaka davet edenlerin işi zordur. Çirkefin içinde temiz kalmak ned kadar zor bir iştir, bir bilseniz. Güzel ahlaka davet edenler, öncelikle davet ettikleri güzel ahlakı kendi yaşantılarında gösterecektir ki, Kur’anı kerimin övdüğü tebliğcilerden olabilsin. Evet. Kur’an ın en önemli saydığı insan vasfı doğruluk ve güzel ahlaktır. Onun için, bir müminin en birinci görevi hakka, yani güzel ahlaka çağırmaktır. Bu görevini yapabilmesi ise, tebliğcinin tebliğ ettiği doğru yolu kendi yaşantısında fiilen göstermesidir. Ne diyor Kur’an:”Lime tekulune, ma la tefalun?” Yani, niçin söylüyorsunuz yapmadığınız eylemleri?
Demek oluyor ki, tebliğin ya da hayra davetin çimentosu güzel ahlak sahibi olmaktır. O çimentoya mali yardımlaşma, adalet ve namaz gib unsurları katınca sağlam bir temel oluşturur.
Güzel ahlak sahipleri herkes tarafından sevilir ve takdir görür. Onun için davetin kabul görmesinin birinci unsuru güzel ahlak faili olmaktır. Gerisi hep bu amacın unsurudur. İşte müslümanlar tek tek böyle bir mecburiyet ve sorumluluk yükü altındadır. Böyle müslümanlar olmak için çevre şartlarını temizlemesi gerekmektedir.
Güzel ahlakın en büyük düşmanı hırsdır. Özellikle de mülkü ele geçirme hırsı. Çünkü, mülkü ele geçiren erk’i de ele geçirmiş oluyor. Demek ki güzel ahlak sahipleri, mülkün bazı guruplar arasında dolaşarak, onları erk haline getirmesine karşı mücadele vermelidirler. Çünkü, mülkü ele geçiren guruplar, aaileler (müstekbirler) sonunda zalim erkler haline gelirler.
Demek oluyor ki, mülk güzel ahlakın emrinde olmalıdır, hırsın değil.
Bu güzel hedefe ulaşmanın tek yolu vardır, o yol da güzel ahlak sahiplerinin çoğalmasıdır.
Çoğaldıkça çevresini etkiler, çevresini etkiledikçe de çoğalır.