Vicdan ve Fikir Hürriyeti
ziyaretci | Aralık 20, 2011
Bu günlerde, hoşgörü, medeniyetler buluşması ve daha birçok, din çatışmasını önleyecek sloganlar seslendiriliyor.
Sizce medeniyetler arasında uzlaşma olabilir mi? Şimdiden teşekkürler.
223 kez görüntülendi.
This post was submitted by Hamza Asyalı.
Benzer Sorular
Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: Fikir, rriyeti, Vicdan,
Cevabım: “Vicdan ve Fikir Hürriyeti”
Cevabım
« Siyasi İktidarsızlık | Anasayfa | Kurtarıcılardan Kurtulmak »










Yine müstear soruyor, asıl imza 45 yıl öncesinde cevap veriyor.
Bu yazıdaki imza, Osmanzadedir.
——————————————-
Son günlerde memleketimizde tartışılmakta olan fikir ve vicdan hürriyeti mevzuunda, bizim de, yani, genç neslin de söyleyecek sözleri vardır.
Bundan evvelki zamanlarda yapılan münakaşalar ve çatışmalar, günahıyla sevabıyla, bizim nesli doğrudan alakadar etmiyor. Bizim nesil bu münakaşaların dışındadır.Ve dışında olduğu için de, herşeyin münakaşasının, yenide ve bizzat kendisi yapmak istiyor. Eskilerin hatgasına ve sevabına ortak olmak istemiyor.
Küfür ve nifak ehliyle, doğrudan doğruya ve vasıtasız olarak hesaplaşmak istiyor bizim neslimiz. Öyle bir hesaplaşma ki, tamamlandığı ve bir neticeye ulaştığı zaman, insan için hiçbir alanda meçhül kalmasın, kabul ya da red arasında bocalanmaktan kurtulunmuş olsun.
Bu mücadele bittiği zaman, ak ak olarak, kara da kara olarak bilinsin, insanları birbirine düşüren sis perdesi ortadan kalkarak, her bakımdan huzura kavuşulmuş olsun.
Evet. Genç nesil, hiçbir meseleyi meçhulde bırakmak niyetinde değildir. Bilakis. her meseleyi açıkça, büyük bir medeni cesaret göstererek çırılçıplak ortaya döküp, muhasebesini ve muhakemesini yaparak kesin bir sunuca varmak istemektedir.
Çünkü, yeni nesil, korkak, korkak olduğu için de riyakar ve takiyeci olan, kendinden önceki nesillere benzemek istemiyor.
Genç neslin herşeyi açıkça tartımaya cesarti vardır. Esas şahsiyetini setretmek, olduğundan başka türlüğ görünmeye çalışmaktan uzak bir nesildir.
Küfrünü ilan edecek kadar cüretkar, imanını haykıracak kadar da imanlıdır. Onun için, dolambaçlı yollardan yürümeyi sevmaz, Hedefe gitmek için en kısa yolu tercih etmek mizaçlıdır.
Bu nesil, müspet ve menfi yanlarıyla, Asr-ı-saadeti temsil etmeyhe muktadir birf nesildir. Mümin, o insanlık ufku devrinin mümini, kafiri ise, yine o devrin kafiri olma kalitesindedir. Ya mutlak iman, ya da müminin kamil zıddı olan mutlak inkar.
İkisinden birini tercih edecek kadar mert, öbürünü terkedecek kadar cesurdur.
Mümini, kendini mancınıkla düşman kalesine attıran sahabe gibi imanlo olmaya,, kafiri ise, son nefesinde bile küfrünü ilan etmek cesareti gösteren Ebu Cehil’i sembolleştirmeye namzettir.
Bu neslin bir takım ard niyetleri yoktur. Düşüncelerini saklamak kadar kendisine ızdırab veren hiçbir hal mevcut değildir.
Onu çıldırtan, muvazenesizliğe sevkeden, taşkınlık yapmaya iteleyen, düşündüğünü söylememek bunalımıdır.
Eskiler, tevekkülü atalete vesile eden, hakkı söylememeyi ve batıla karşı koymayı sabır telakki eden, eski nesillerin sayılamayacak kadar değişmiştir yeni nesil.
Onun için,her şeyin, nbildiği ya da sezdiği herşeyin hesabını bizzat kendisi yapacak ve mutlaka bir neticeye varacaktır.
Tabii ki, memleketimizde ilk önce ele alınıp neticeye bağlanması icap eden mesele, bugünlerde münakaşası kesifleşen
fikir ve vicdan hürriyeti meselesidir.
Her kafadan bir ses çıkıyor ve bu sesler ortalığı karıştırmakta başa bir işle yaramıyor. Menfi müspet bütün fikir gurupları, eskilerin yaptıkları münakaşaları tekrarlıyor. Nların kullandıkları doneleri kullanıyor ve ortalığı velveleye boğuyorlar.
İnsanın esasını teşkil eden yegane cevherin, yani, ruhun beslenme kaynağı olan DİN müessesine karşı olan yirminci asrın ifhal olmaz yobazları, yine eski münkirlerin, mürtetlerin ve münafıkların diliyle konuşuyor, onların saldırı silahlarının kullanmya çalışıyor.
Fakat eskilerde onları mvaffakiyete ulaştıran aletlerin, bugün hiçbir değeri yoktur. Birf kere, karşılarında yer alan iman cephesi, dünkü iman nesline benzememektedir. Küfrün ve nifakın hakim olduğu kötü bir cemiyet düzeninde yetişmiş ve zilletin en ağır baskılarını yaşamış bir nesilden geliyor bugünün iman temsilcileri. Onun için, genç iman nesline hakim olan his, efendililik psikolojisinden doğan hakim zümre olma imtiyazının verdiği atalet ve gevşeklik değil, onun tam zıddı olan, tazyik aştında ezilmiş olmanın verdiği ruh gücüyle ortaya çıkma ve hakkı temsil etme hissidir.
Dün, nifakın, küfrün, kozmopolitliğin ve taklitçiliğin temsilcileri fikir ve vicdan hürriyeti istiyordu. Halbuki, bugün roller değişmiş, fikir ve vicdan hürriyeti isteyenler, yüzde yüz haklı bir davanın temsilcileri olmuşlardır.
Küfre haksız yere baskı yapılmasını istemeyen Allah, mümine daha fazla baskı yapılmasını istemiyor. Onun için de müminlerin vicdanlarına yapılan baskıları sonu gelmektedir.
Genç neslin, yapacağı mücadelede kaybetmesimümkün değildir. Böyle bir netice, ilahi kurallar ters düşer. Bunu hisseden küfür ve nifak ehlinin yaygaraları ayyuka çıkyor.
Bakınız günümüzün dındarları için ne sözler ediliyor: “Dindarlara baskı yapılmayan memleketimizde, dindarların vicdan ve fikir hürriyetine kastedici hareketler görüyoruz. Herkese, kafir ve munafık damgası basarak vicdanlara baskı yapıyorlar. Türkiyede geçerli olan Anayasa muvacehesinde, dindarların böyle damgalamalar yapmasına gerek yoktur. Çünkü anayasa, fikir ve vicdan hürriyetini, bütün Türk vatandaşlarına müsavi bir şekilde vermiştir. Hangi dinin mensubu olursa olsun, dinin icabı olan ibadetleri ve ayinleri yerine getirmekte serbesttir. Hiçbir cami kapalı değildir. İsteyen istediği gibi ibadet serbestisine sahiptir. Bunlara rtağmen din hürriyeti istemeye kalkışanlar, dini istismar etmekten başka bir iş yapmamış olurlar. Buj isxteklerde bulunaları tamamı istismarcıdır. Böyle olduğu için de, Türk kanunlarını bunların boynuna kement yapmak gerekmektedir. Din istismarcısının, eski devirleri, yani padişahlık devirlerini geri getirmelerine müsaade etmeyeceğiz. Uzun zamanlardan buj yana mücadele vererek getirdiğimiz fikir ve vicdan hürriyetini, kimsele kaptırmayacağız.”
Evet, aşağı yukarı bunları söylüyorlar. İşte bu kadar ucuz fiyata dindarları tasfiye edeceklerini sanıyorlar devrimizin İslam düşmanları. Bundan önceki devrelerde, yazımızı başında da belirttiğimiz gibi, bu teranellerle milleti uyutmuşlar ve ülkede istedikleri gibi at oynatmışlardı. Fakat, artık bu fikirden yoksun teranelere kulak verecek kuzu bir nesil yoktur.
Baştan sona kadar İslam düşmanlığına delalet eden yukarıdaki ithamlara söyleyeceğimiz sözler şunlardır:
Herkesin vicdan hürriyeti vardır diyorsunuz, önce bu iddianızı ele alalım:
Sizin için bu sözleri söylemekkolaydır. Çünkü, sizin vicdanınızın meyyal olduğu şeyleri elde etmenize mani olan bir müeyyide yoktur Türkiyede ve dünyada. Fakat bizim vicdanımızı besleyen bütün kaynakların yolu kesiktir. Şöyle ki:
İnanç hürriyeti demek, bağlı olunan kıymat hükümlerini bütün unsurlarıyla ifade edebilme hakkı demektir. Bir insan bir ağacı inanç objesi sayıyorsa, ağacın yapraklarının, dallarının güzelliğinden bahsedabilmesi vicdan ve inanç hürriyeti. Eğer inanç objelerinin güzelliklerinde bahsemiyorsa, o insanın vicdan hürriyetinden bahsedilemez. Daha açık bir anlatımla, inandıklarını ifade hakkı ketmedilen bir kimsenin inanncı yok demektir.
Çünkü, inanç, sahibini hemen harekete geçirir. İnandığı düşünceler manzumesi üzerinde tefekküre başlar. Fikirler üretir. Bağlandığı fikirler manzumasine hizmet edebilme gayesiyle düşünür ve düşüncelerini başka insanlara nakletmek ister. Bu durum en basit inançlarda da böyledir. Ağaca inanma durumunda bile, böyledir inancı tabiatı.
Hele de, dünya insanlığının kısmi azamisini asırlarca yönetmiş bir inanç manzumesi olan İslam medeniyetine bağlı bir insan, inancını herkese haykırmak hakkına sahiptir.
Din düşmanlarının en büyük ve en iğrenç yalanları işte bu noktada toplanıyor. İnancı fikir haline inkılab etmesine de, bu iğrenç usulle mani olunuyor. İnancı, kalpte hapsetmek, insan tefekkürüne vurulan en büyük darbedir. Tefekküre darbe ise, insanın verimliliğini azaltan bir durumdur.
Vicdan hürriyeti inanılanı söyleme ve davet etme hakkıdır. Bunun böyle olmadığını iddi edenler ancak hamakatın temsilcisi olmaya mahkümdurlar. Veya, inancın amansız düşmanı ve Müslümanlara savaş açmış dinsizlerdendirler. Vicdan hürriyetini, inançları kalpte tutmak şeklinde anlayanlara kolaylıkla dinsiz sıfatı kullanılabilir.
Vicdan hürriyetin böylece açıkladıktan sonra, gelelim, dinsizlerin “Bize kafir diyorlar, vicdanlarımıza baskı yapıyorlar” şeklindeki şikayetlerine:
Daha önce vicdan hürriyetinin ne emek olduğunu izah etmeye çalışmıştık. Eğer bu dinsizlerin baskı yapılıyor iddialarını yukrıdaki vicdan hürriyeti tanımlamaları çerçevleri içine sokacak olursak, meseleyi kökten halletmiş oluruz.
Bu kafir dinsizler hariç, bütün insanlar bilir ki, İslam dininde, insanları zorla dine sokmak diye bir izin yoktur. Tam aksine, “Dinde zorlama yoktur” kaidesini vazeden yegane din, İslam’dır. Böyle olduğu halde, neden vicdanlar üzerinde baskı yapılıyor yalanının tekrarlayıp duruyorlar.
Sebebi gayet basit. Saf insanları aldatıp Müslümanların aleyhinde olmaları sağlamak için yapıyorlar bu deni işi. Kendilerine, kafir, munafık ve mürftet dememizi, baskı olarak kabul ediyorlar. Bu saydığımız sıfatlara sahip olmak için nelerin gerektiği açıktır. Bu sıfatlar en küçük detaylarına kadar açıklanmış ve kişiliklerin farklılıkları orta yere konmuştur. Onun için bu sıfatları kullanmak baskı değildir. Olanı orta yere koymaktır. Bu vasıfların sahibi olanların sıfatları söylenince neden kızarlar, anlaşılmaz. Neden kafir oldukları halde kafirliklerini, munafık oldukları halde nunafıklıklarını, mürtet oldukları halde mürtetliklerini kabul etmiyorlar anlaşılmaz. Halbuki bu sıfatların tanımlamaları herkesçe bilinir. Kafir hakkı hakitaı örtmektir. Hakla insan arasına girerek, insanın hakkı görmesine engel olmaktır. Munafık ise, İslam dininden olmadığı halde, İslam gibi görünmektir. Mürtet ise, önceden Müslüman olduğu halde, ondan dönüp başka dinlere girmektir.
Bunlara dine gelin denmiyor ki. Sadece kişiliklerinin ne olduğunu belirtmektir. Nasıl ki, bize Müslüman denmesine kızmıyor, bilakis memnun oluyorsak, kafirlerin, munafıklarfın ve mürtetlerin de, sıfatları söylendiğinde, kızmamaları, bilakis sevinmeleri gerekmektedir.
Fakat nunlar kızmakta haklıdırlar. Çünkü kendilerinin ne oldukları bilinmediği için bu büyük milleti sömürüp gelmişlerdir. Ne oldukları açıkça teşhis edilemedikleri için, müslümanlar bunlara karşı kendilerini koruma ihtiyacı duymamışlardır. Onun için tanınmış olmaları bu imtiyazlarını ellerinden almak anlamına gelmektedirler. Mertlikleri olmadığı ve münafık mizacına sahip oldukları için, kendilerin açığa çıkarıp erkekçe mücadele etmekten geri duruyorlar. Yani, zahmet çekmeden sömürülerine devam etmek istiyorlar.
Kendini açığa çıkaranlara onun için çok kızacaklar ve yok etmeye bakacaklardır.
Bir ölçü olsun ve bu yazıyı okuyanlar bundan sonra aldanmasınlar diye, yukarıdaki menfi sıfatların kimlere ait olabileceğini açıklamamız gerekmektedir.
Allah’ın, Resulu aracılığı ile indirdiği ilkelere inanmamakla kalmayıp, o gerçekleri örtenler kafirdir. Mesela; Allah’ın peygamberine lutfederek verip insanlara tebliğ ettirdiği Kuran’ı kerimde FAİZ haram olduğu halde, faizin yasak olmadığını söyleyen, söylemekle kalmayıp, kendi kararını dayatan kimseler kafirdir. Bir kimse Faizin haram olduğunu kabul etmek zorunda değildir ama, faizi kabul edip başkalarına da zorla kabul ettirmek küfürdür, bu işi yapmaya çalışan da kafir olur. Çünkü kanun koyma hakkına sahip olan yüce Allah’ın bir emrini kabullenmeyen, bu kabulu başkalarına zorla tatpik eden kimseler kafirdir. Zekatın verilmesini reddeten ve konuda başkalarını da zorlayan, kimseler kafirdir. Kısaca Allah’ın emir ve nehiylerini reddeden, başkalarına da reddetirmeye çalışanın yapmaya çalıştığı iş küfürdür, hakkı örtmektir, bu deni fiili işleyen herkes de kafir olur.
Münafık ise, Allah’ın ayetlerle bildirdiklerini kabul eder görünüp, o ilahi emirleri kendi hevai hevesine uydurarak tevil etmeye çalışan kimselerdir. Dinin emirlerini reddetmeyen biri olarak görünüp, o emirleri işine geldiği gibi yorumlamak istidadı taşıyan herkes münafıktır.
Münafıklık kafirlikten daha beter bir sıfattır Müslümanlar için. Çünkü küfür açıkça orta yerdedir. MÜMİN ONA KARŞI KENDİNİ RAHAT KORUYA bilir. Fakat münafıklığı sadece basiret sahibi müminler teşhis eder. Ama her kişinin bu tür müminlerden olduğunu iddia etmek abes olur. Netekim günümüzde bu abeslik kabak gibi ortaya çıkmıştır.
Günümüz Müslümanını inim inim inletenler, kafirden öte münafık oldukları için, halkın büyük bir bölümü, munafıkları sevip arkalarından koşmaktadır.
Münafıklığın kimliğini müşahhaslaştıracak bir misal verelim. Bir insan ki, Müslümanım dedikten sonra, size. “Fakat yirminci asırda İslamiyet çağ dışı kalmıştır. Bu devirde tatpik alanı bulunamaz ve geçerli hale getiremez” diyorsa, işte böyle bir kişi katıksız bir munafıktır.
Mürtet ise, her Müslümanın da bildiği gibi, dini kabul etmiş birinin ondan uzaklaşmasıdır. Bu hal, isterse dinin bir tek kuralını reddetmek şeklinde olsun, netice değişmez.
Mesela, Hz. Ebu Bekir zekat vermeyi bir kabileyi mürted sayarak, üzerine muharip göndermiştir.
Evet bu sıfatların kimlere ait olduğunu özetledikten sonra, dini istismar ediyorsunuz iddasına cevap vermeninin zamanı geldi.
Türk basınında, bu konuda uzun uzun açklemeler yapılmıştır. Ve istismarın hangi hallerde olabileceği izah edilmiştir. İstismarın tek bir illiyetiti vardır, o da samimiyetsizliktir. Müslüman düşünürler, samimiyetin, yani ihlasın olduğu yerde, istismarın olamayacağını açıklamışlardır. Fakat bu avazlar iletişim araçlarının olmayışı yüzünden, kalabalıklara yeteri kadar duyurulamamıştır. Bunun için hakiki din istısmarcıları ile, sami Müslümanlar birbirinden ayrılamamış, ve din düşmanlarının istismar bağırtılar günümüze kadar gelmiştir. Bu yalanı istimal edenler o kadar ahlaksızdırlar ki, şayet peygamber efendimiz devrinde yaşasaydılar, Ebu Cehil gibi açıkça savaşmaktan kaçınırlar ve Resule, haşa istismarcı demek cürretini gösterebilirlerdi. Evet, o devirde yaşasalardı, dinin getiricisi istismarcı ilan etmekten utanmazlardı.
Düşmanının imanı kabul edecek kadar dürüstlük ve mertlik gösteremeyen bugünün kafirleri, dünkü seleflerine nispetle, ne kadar adi, ne kadar sefil durumda olduklarını idrak edemiyorlar. Evet. Günümüzün Müslümanı da ilk Müslümanlara nispetle çok düşük ve çeşitli zaaflar içindedir ama, imanında oldukça samimidir. Günümüz münafık ve kafirlerinin bu gerçeği kabul etmeleri, azıcık da olsa, insanlıktır ve bu azıcık insanlığa ulaşaklardır inşallah.
İstismarı içine sadece Müslümanların girmeyeceğini anlayacaklardır. Fakat biz onlara bu gerçeği anlatmadan evvel, bu geçeği bizzat Müslümanlara anlatmalıyız.
Buraya kadarki bölümlerde Müslümanların, kimsenin, kimseninin inancını zorla değiştirmeye hakkı olmadığını anlatmalıyız.
Menfi sıfatları kullanmaya ve onları açıklamaya devam edeceğiz. Buna şimdiye kadar mani olanların, artık olamayacaklarını, istismarın yalnız münafıklara ait bir sıfat olduğunu, istismar etmesi mümkün olmayan yegane insanların sadece samimi Müslüman olduğunu haykırıp geldik ve haykırıp gideceğimizi bildiririz.
Evet fikir ve vicdan hürriyeti her ne anlama geliyorsa, o anlamları kabul ettirmemize kimsenin mani olamayacağını, işte burada açıklıyoruz.
Bizim nesil, bizden evvelki nesillerin, muhasebelerini tam olak yapamadan bir kenara ittikleri meseleleri mutlaka tartışmak ve ondan sonra bir karar vermek azmindedir. Eski nesillerin yapamadıkları bizi bağlamıyor. Yarınımız için karar vermek, artık bizim neslin işidir.
Bizim neslin her meseleyi açıkça tartışmaktan kaçması mümkün değildir. Hiçbir şeyden korkmuyoruz. Herşeyi enine boyuna tartışmadan neticelere ulaşmak bizim neslin yapacağı işler değildir. Biz, hiçbir kıymet ölçüsünü yarım yamalak kabul edecek veya reddedecek bir nesil değiliz. Bizim bütün hesabımız tam olacaktır. Tartışma neticesinde, ne sonuçlarda karar kılınmışsa, onu kabul etmek ve kabul edilmemiş olan sonuçları bir daha dile getirmemek kararındayız.
İşte bunun için tartışacağız. Ülke insanını ve bütün dünya insanların naxzarlarıo bizi süzerken tartışacağız.
Eğer İslamiyet, onları dedikleri gibi, insan tekamülüne mani bir din ise, bu devrin ve yarınki devrin insanına tatpik edilmesi mümkün olmayan bir din ise, onun adını bir daha ağzımıza almayacağız. İnsanları aldatmaya çalışmayacağız. Hiç kimse hiçbir taktik, bu karara varmamıza mani olamayacak. Kanımız ve canımız pahasına, yarınlarımızı garanti edecek bu tartışmayı mutlaka sürdüreceğiz.
Ya red, ya kabul. Üçncü bir yol yok. Çünkü biz riayakar bir nesil değiliz. Selamlar.
HİLAL. 28/2/1968.