YİNE ŞİKE

ziyaretci | Şubat 16, 2012

Şikesiz hiçbir yarışma olmaz demiştiniz daha önce. Olmaz ama, etik olup olmadığı hakkında bir fikir belirtmemiş tiniz. Yani, şu anda çalışan mahkemeler haksız bir iş mi yapıyor?
Kanaatinizi daha açık belirtir misiniz?

427 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Hüseyin kılıç.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler:

Cevabım: “YİNE ŞİKE”

  1. ismailkazdal

    Evet. Daha önceki konuyla ilgili sorulan soruya verdiğim cevapta, yarışmanın olduğu her alanda şike ve hele de teşvik unsuru bulunduğunu söylemiştim.
    Özellikle şikenin büyük bir ahlaksızlık olduğunda kuşku yok. Ama, teşvikin şike kadar ahlaksızlık olup olmadığından kuşkum var. Çünkü ikisi arasında bence büyük fark var. İkisi de aynı kelime kökeninden gelmekle birlikte, şikede, kazanç sağlamak için illa da maddi karşılık gerekmekte iken, teşvikte, manevi unsurlar da devreye girebilir. Arkadaşlıklar, yakın dostluklar teşvikte kullanılabilir.
    Mesela; “Senin bir iddian kalmadı, kümeden düşmen de pek mümkün görünmüyor,ya da düşmen kesinleşti. Onun için bana fazla direnme, ya da şu rakibime olanca gücünü kullan” gibi, bir istek, hatır ve dostluğa dayandırılabilir.
    Elbette, bu dahi, hak edilmeyeni istemek anlamına geldiğinden, ahlaki değildir.
    Teknik olarak düşüncem budur. Ama daha önceki cevabımda da söylediğim gibi, meddenin kutsandığı bu çağda, şike ve hele de teşvikin olmamasını düşünemiyorum bile. Onun için, şikenin üzerinde durmak istemiyorum.
    Ama şike ile ortaya çıkan adli rezaletler hakkında birkaç söz söylemem de bir zaruret.
    Bu şike davası, Ergenekon davası ile birlikte bizim yargı geleneklerimizi yerle bir etti. Hele de mahkeme usulleri açısından tam bir rezalet ve iki yüzlülük yaşamaktayız.
    Ülkenin, kesin olarak, güçlüler ve zayıflar olarak ikiye ayrılmış olduğunu gösteren adli tiyatro oyunları seyretmekteyiz adeta. Halbuki, Cumhuriyet “Sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum yaratma” iddiasındaydı. İmtiyazsızlık, en çok hukuk önünde olmalıydı.
    Yargıyı, Bal arılarının takıldığı, ama eşek arılarının delip geçtiği örümcek ağına benzeten mahkeme sahneleri izliyoruz bu iki büyük davada.
    Arkası olmayan güçsüz zanlılar mahkeme heyetleri önünde, hiç ses çıkaramaz ve süklüm püklüm otururken, Ergenekon ve Şike sanıkları, hakimler heyetine, bağırıp çağırıp hakaretler yağdırmaktadırlar.
    Değil bu Ergenekon ve Şikeci kodamanların söylediklerinin zerresini söylemek, güçsüz sanığın en küçük bir itirazı bile hakimlerin celadetini üzerine çekmeye yeterlidir.
    Ergenekon kodamanları, tutukluluk zamanlarını özel hazırlanmış lüks dairelerde misafir olarak geçirirken, Fenerbahçe Cumhuriyetinin başkanı şahıs, mahkeme salonundaki duruşma esnasında, kendine bağlı gazetelere talimatlar yağdırabilmektedir.
    Binlerce bağnaz taraftarına mahkeme binasını muhasara altına aldırtırken, Fenerbahçeli olduğu söylenen hakimden saygı ve ihtiram sözlerini dinlemektedir.
    Hukukçu değilim ama, mahkeme kararına etki yapacak en küçük hareket ve müdahelenin suç olduğunu bu ülkedeki kediler bile bilmektedir.
    Bütün mahkeme muhasaraları mahkemeyi etkilemekten öte, korkutmak değil de ya nedir?
    Şimdi bu durumu, İmtiyazsız ve Sınıfsız bir toplumun hali olarak sayabilir miyiz? Elbette hayır.
    Avukatlar, mahkeme safhalarını medyada ifşa, hatta yargı heyetlerini ağır tenkitlere muhatap ederken, duruşmaların mahremiyetinin ırzına geçilirken, hakimlerin gıkı bile çıkmıyor. Acaba niçin? Bu durum imtiyazlılık değilse, ya nedir?
    Evet, bu davalar yargıyı rezil etmenin turnusol kağıdı oldu. İbret ki, ne ibret..
    Bu kodaman davaları, kanunların suçludan yana olduğunu da tesçil etmiştir. Kanunların tabiatında suçlunun ya da zanlının hakları vardır, ama, mazlumun hakları yoktur sanki. Böyle olunca da, cezalardan yırtma ihtimali daima mevcuttur. Ve bu durumda, elbette kanunların caydırıcılık vasfı ortadan kalkmaktadır.
    Suçları işleyenler elbette ki, örtmek için her tedbiri alacaktır. Bilinen delilleri vermeyecektir. Buna rağmen, ses kayıtlarının delil sayılmaması savunulmaktadır. O zaman gizli toplantılarda alınan darbe kararları nasıl ispat edilecektir. Muhataplar arasında teati edilen şike olaylarını nasıl delillendireceğiz? Fenerbahçe başkanı, başkan olduğunun ikinci senesinden sonra da şammpiyon olamadığında, “Maçların futbol sahalarında değil, masa başlarında kazanıldığını gördüm. Ben de bundan sonra gerekeni yapacağım” mealinde sözler ederken, şike yapacağını ilan etmiyorsa, ya neyi itiraf etmiş oluyor. Onun şike yaptığına bu delil tek başına yeterlidir bize göre.
    Hem, şike gerçek olmasaydı, Fenerbahçe cumhuriyetinin başkanını tutuklamak hangi hakimin cürret edebileceği bir iştir? Buna nasıl inanılır? O başkan ki, askeri üslerden çıkmamakta, generallerle içli dışlı ve belki de darbe planlarının içinde yer almaktadır.
    Bu davalarda, bizim toplumun en büyük hastağından biri de yeniden ortaya çıkmıştır. Nedir o hastalık? “Ben düşüyorsam, sen de düş!” hastalığıdır ve bu hastalık, toplumumuzu için için çürütmekte ve tüketmektedir.
    Hiçbir kanun makable teşmil edilemez kuralı, hukukun temel kurallarından biri iken, şike kanunu çıkmadan önce bu suçu işlemiş olma ihtimali olan kulüpleri ihbar etmek de neyin nesidir? Hadi ihbar ediliyor, bu ihbarı doğru kabul etmek, hangi endazeye uymaktadır?
    Ayrıca bir suçu başkalarının da işlemiş olması, bir başkasının suçunu hafifletmez. Suç suçtur. “Ben suçluysam, başkaları da suçludur” mazeretinin arkasına sığınmak hamakat değil de ya nedir?
    Özellikle Fenerbahçe cumhuriyetini başkanı ve onun prensleri, sık sık, falanca kulüp de falan zamanda şike yapmıştı, gibi laflar ederken, kendi şikesini itiraf ettiğinin farkında bile değildir. Bu adamlar nasıl para kazanmışlar ve nasıl Fenerbahçe cumhuriyetinin yöneticisi olabilmişlerdir? Fesabhanallah.
    Bu ülkenin bir başka hastalığı da, rakiplerle yarışmayı kabul etmeyip, onları çelmelemeye çalışmaktır. Rakibi aşağı çekerek, kendi seviyesine indirmeye çalışmak bu ülkenin en tehlikeli adetlerinden biri olmuştur.
    Cumhuriyet kurucuları, altı yüz yıllık bir imparatorluğu enkaz haline getirip, o enkazın üzerinde büyüdüğünü sanmmışlardır. Fenerbahçe yöneticileri de, ezeli rakibini küçümseyerek büyüdüğünü sanmaktadırlar. Yani, İttihat Terakki ve Ergenekon devletinin kurduğu takım olduklarını adeta ilan etmeye çalışmaktadırlar da, haberleri yoktur.
    Ülkenin bir başka hastalığı da, fanatikliktir. Bir insan, ya da gurup, ya da kulube bağlanmayı din haline getirmek bu ülkenin en büyük hastalığıdır. Birileri ya gökyüzündedir, ya yerin dibinde. Orta yerde hiç kimse yoktur. İşte Fenerbahçe, bu hastalığın eksiksiz örneğidir. Öyle bir fanatiklik ki, şike suçunu işlemiş olma ihtimali büyük olan başkanlarına, mahkeme salonlarını muhasara altına alarak yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.
    Öyle bir fanatiklik ki, kendileriyle birlikte, bütün külüplerin ve hatta Milli takımların Avrupa’da ve dünyada maç yapmasını engellemekte beis görmmektedirler bu fanatikler. FİFA ve UEFA nın, şike yapmış bir kulubu, kendi liglerimde katiyen oynatmam demesine karşın, “Bana ne. Ben gitmiyorsam, başkaları da gitmesin” hainliğinden çekinilmemektedir, kendilerinden başkasının varlığını kabul etmeyen bu aymaz benciller.
    Evet. Bu ülke her ne çile çekiyorsa, duygusal, duygusal olduğu için de fanatik taraftarlıktan çekmektedir. Benim hocam, devletim, ordum, takımım, şeyhim, mahkemem hata yapmaz telakkisi, bu ülkenin en belalı düşmanıdır ve Fenerbahçelilik bu anlayışın en ileri temsilcisidir. Şike yapmamış olsa da, sadece bu fanatiklik suçu yüzünden cezalandırılmalıdır. Selamlar.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman