Yürüyüş

ziyaretci | Ocak 22, 2012

Aklına gelen caddelere çıkıp yürüyor, bir şeyleri avaz avaz tenkit ediyor. Bu durum toplumu rahatsız etmiyor mu? Şimdiden teşekkürler.

135 kez görüntülendi.

http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_24.png http://www.ismailkazdal.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_24.png

This post was submitted by Hamza Asyalı.

Benzer Sorular

  • Benzer soru yok.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler:

Cevabım: “Yürüyüş”

  1. ismailkazdal

    Hamza Asyalı soruyor, İsmail Kazdal 46 yıl önce cevap veriyor.
    Bu yazı, 27/8/1967 yılında, İsmail Kazdal’ın müstear İmzası HİLAL olarak yazıldı.
    ———————————–
    Dünyayı bir yürüyüş modası sarmış durumda. Herkes yürüyor. Gittiği ülkeyi sevmeyen seyyah yürüyor, patronuna kızan işçi yürüyor, hocasına sinirlenen talebe yürüyor, kadınlara kızan erkekler yürüyor, erkeklere asabı bozulan kadınlar yürüyor. Velhasıl, kim kime kızıyor da, elinden başka bir iş gelmiyorsa, kilometrelerce yürüyor. Artık, aciz kalmış insan, bir şeyler elde edeceğini sanarak yürüyor da, yürüyor.
    Bu yürüyüşler başlangıcında belki de bir takım manalar taşıyordu. Yürüyüş kime, kimlere yapılıyorsa, onları en azından rahatsız ediyordu. Fakat, bugün en küçük vesilelerle tekrarlanan bu yürüyüşler kabak tadı verdi ve bütün anlamını kaybetti.
    Zaten, insanoğlu nerede ifrat etmişse, o ifrat kendi tefridini celbetmiştir. Biraz dengeli davranılabilse, belki de yürüyüşler bir anlam taşıyabilirdi.
    Biz yine yürüyüş meselesine gelirsek, bütün dünyayı sarmış yürüyüş modasının Türkiye’ye sıçramaması mümkün değildir. Hem de en aşırısı bizim ülkede olur. Çünkü, aşırılıklar ülkemizin olmazsa olmazıdır.
    Neredeyse her hadise yürüyüşlere sebebiyet veriyor.
    Wietnam’da haklı hiçbir sebebe dayanmayan bir savaş oluyor, bunu protesto etmek maksadıyla ülkemizde yürüyüş yapılıyor. Ortadoğuda harp oluyor, al sana yürüyüş. Amerikan savaş gemileri İstanbul’a geliyor, hemen taban tepme eylemi başlıyor. Açlıkla savaş, bilmem hangi mebusun dokunulmazlık meselesi, yürüyüşlere sebeb oluyor.
    Bütün bu yürüyüşlerde bir tek nokta dikkat çekiyor. Ne vesileyle yürünülürse yürünülsün, hep, ama hep, ağız dolusu küfürler ediliyor. Bu küfürleri hükümetlerin hak edip etmediğini tartışmayacağız, onun için küfürleri ne olduğunu açıklamayacağız.
    Yalnız, her yürüyüşün aynı mana taşıması dikkatimizi çekiyor. Neden hep hükümet karşıtları yürüyüş yaparlar? Yahut, neden bütün yürüyüşler hükümet aleyhtarı mahiyeti taşır? Türk hükümeti bu kadar büyük fonksiyon sahibimidir ki, bütün dünyada olup bitenler hükümete fatura edilmektedir?
    Hayır, hayır!… Bu yürüyüşlerin ciddiye alınır hiçbir yanı yoktur. sadece bir kaç beyinsizin, bir kaç küfür yobazı eliyle meydanlarda oynatılması ve beyinsizlerin hiçbirinin anlamadığı ve anlayamayacağı korkunç gayeler uğruna kullanılmasıdır.
    Yürüyüşler dünyanın en haklı sebeplerine dayanmış olsa da, bu böyledir. Çünkü dünyada olup biten bütün tersliklerden Türk hükümeti sorumlu tutulamaz.
    Türkiye, beynelmilel dünya politikasında, hiçbir değerin sahibi değildir ki, onun hükümeti olup bitenlerden sorumlu tutulabilsin.
    Bu gerçek ortadayken, yani Türk hükümeti, her hangi bir dünya meselesinde söz sahibi değilken, hep ona küfredilmesinin ne manası olabilir ki?
    Bu yürüyücüler, kendileri ister kabul etsinler, isterse kabul etmesinler, bir takım beynelmilel karanlık emellerin maşası olmaktan kurtulamazlar.
    Esasta, bir kısım Türk vatandaşının yüryüşü, ne ifade edebilir ki, şu koca dünyada? Dert, belli bir bölgeyi rahatsız etmekten çıkmış, bütün dünyayı ahtapotun kolları gibi sarmıştır.
    Bütün dünyaya yayılmış bulunan bir hastalığı, o dünyanın, en azından şimdilik en ölü bölgesi olan Türkiye’de yürüyüş yaparak, iyileştirmeye çalışmanın komikliği ortada değil midir?
    Üstelik te yürüyüşlerin sloganları ve taşınan dövizleri mahalli kalırsa. Veya, en fazla, teknolojiye dayanan kuvetten başka vasfı olmayan bir devleti hedef alırsa, komedinin derecesini artık siz düşünün.
    Yapılan yürüyüşlere bütün millet iştirak eder ve dövizler bütün insanların müşterek derdini ifade ederse, belki o zaman bir derece kıymeti olabilir. Çünkü, bütün dünya insanlarının, yani, bütün idare edilenlerin derdi birdir, müşterektir.
    O müşterek dertleri bir milletin muayyen gurupları, hele de aleyhinde yürüyüş yapılan mefhumların esiri olan talebelerin taban tepmesi, hiçbir zaman ve hiçbir şeyi halletmez.
    Hareketlerin muvaffakiyete ulaşabilmesi için ilk yapılacak iş, adına ve uğruna çalışmaya layık, icabında uğruna can verilecek en doğru ideali tespit etmekdir. Böyle bir ideali benimseyip şahsiyet bulduktan sonra, aleyhinde yürüyüş yapılan mefhumların ne oldukları tespit edilir. Sonra da bütün yaşantılarda onlara zıt olundukları tespit edilir ve sonra da, bu kötülükleri bertaraf etmek için harekete geçilir.
    Ortada adına ölünebilecek yüce bir ideal yok, protesto edilen bütün mefhumların esiri olmayan neredeyse bir tek fert yok, ama bu yokların hengamesinde yürüyüş yapanlar var.
    Muayyen gurupların veya dünyayı yutmak için çalışan enternasyonal gizli gücün namı hesabına yapılan bu yürüyüşler, insanlığın kurtuluşuna hiçbir müspet katkıda bulunamaz.
    İnsanlığın müşterek derdi ve onu huzursuzluğa iten sebepler nedir? Bu sualin doğru cevabı, birçok manayı içine alan bir tek cümlede toplanır. O cümle de şudur: İnsanın insana kul olması istenmekte ve bu keyfiyet insan fıratına uymadığı için, insan daima rahatsız, daima huzursuz olmaktadır. İşte bütün insanlığın müşterek derdi budur. Bu müşterek dertlere, en gelişmiş ülke insanları da dahildir. İnsanlar bunu ister idrak etsinler, isterse de etmesinler, durum budur.
    İnsan başka insanlara hükmetmeye kalkışınca, insanlar kötülüklerin maşası olmaya mahküm olurlar. Tabi ki elde olan güç insanları ezmek için kullanıldığında, yani Makyavelizm hakim olduğunda, insanın değişmiyen halidir bu durum.
    Hiçbir Amerikalı Wietnam’da niçin can verdiğini bilmiyor. Onları oraya can vermesi için sefkeden güçlerden başkasının bilmediği sebepler uğruna can vermektedir zavallı insancıklar. İşte, insana giran gelen bu duygudur. Can verenler gırtlaklarına kadar doyurulsa, fıtrat böyle bir zilleti reddeder.
    Eğer bu savaştırılanlar biraz düşünen insanlardan oluşursa, bir hiç uğruna, belki de insanlık düşmanı çevrelerin menfaatı adına savaş meydanlarına sefedildiklerini anlamaya çalışırlar. Neye veya nelere alet edildiklerini anlayınca dehşete kapılırlar.
    Hiçbir insan başka insanları, iyi olmadığına inandığı gaye adına öldürmez. Öldürülmenin sebebini bilmiyorsa, can alınmasına vesile olmaz. Eğer bugün bu oluyorsa, bilmediğindan, anlamadığından olmaktadır. Bilmediği gizli gayeler adına insanın insanı boğazlaması, sadece egemen insanların diğer insanların üzerinde hakimiyet kurması hırsından kaynaklanmaktadır. İnsanoğlu, başka insanları kendi iradesine bağladı mı, artık kendine bağladığı insanlara istediği kötülüğü yaptırması kolaylaşır.
    Hakimiyet hakkını kullanan güçlüler, hiç istisnasız bütün insanları hizaya getirmek için, sadece bir takım küçük guruplar değil, bütün insanlar yürümelidir.
    Bütün beşer, insanı başka insanlara kul olmaktan kurtarmak adına birleşmeli ve bu büyük davayı dövizleştiren sloganlarla, hakim gurupların üzerine doğru yürümelidir.
    Elbette böyle bir haysiyetli yürüyüşün istinat edeceği tek hak nizam, İslamdır. Yürüyüş yapılan bütün sebepler, böylece batıl duruma düşer.
    Biz, manada işte bu hedef üzerine yürüyoruz. Hasis ve hırsa dayanan gayeler bizim muharrik gücümüz olamaz.
    Onun içindir ki, biz, yani Müslümanlar yürdüğümüz zaman, bütün insanlık ayak seslerimizi duyacak ve o seslerin sahiplerinden biri olmak için seve seve can vereceklerdir.
    Can vereceklerdir. Çünkü, insanın insana kul olmasını önlemek için hak kurbanları gerekmektedir.
    Çünkü bu sonsuz kainatın yaratıcısı olan Allah, malını ve canını vermeyen Müslümanlara hiçbir şey vermiyor.
    Kendi rahmetini böyle insanlardan uzak tutuyor. Selamlar.

Cevabım

© 2012 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman