taraflılık- tarafsızlık

ziyaretci | Kasım 28, 2011

Tarafsızlık kelimesi çok kullanılmaya başladı ülkemizde. Ne demek isteniyor tarafsızlık husunda? İnsan Tarafsız olabilir mi? Teşekkür ederim.

Bölüm: Kategorilenmemiş | Cevabım »
Etiketler: tarafl, tarafs,

Cevabım: “taraflılık- tarafsızlık”

  1. ismailkazdal

    TARAFLILIK-TARAFSIZLIK

    NOT:

    Sitemize her gün ortalama 150 okuyucu giriyor ama hemen hepsi edilgen, yani, pasif okuyucu. Soru sorulmadan okunup duruluyor. Ben de cevap vermek zorunda kalmıyorum ve çokça vaktim oluyor.
    Bu vakti nasıl değerlendireyim diye düşünürken, aklıma, kırk beş yıl kadar önce, HİLAL dergisinde yazdığım yazılardan bir buket sunayım istedim.
    Bu isteğimin birkaç sebebi var. Bunlardan biri Sultan Abülhamid’in şeyhi şeyh Zafir’in torunu rahmetli Halil Zafir ağabeyimin, “Bütün yazılarına imza at. İlerde şöhretine muhtaç olursun” şeklindeki, o zamanlar pek anlamadığım tavsiyesini yıllar sonra yerine getirmek.
    Halil ağabey, Kırk sayfalık Hilal Dergisinin sayfalarını, dokuz müstear imzayla, en az yarısını yazmama rağmen, sadece Müdür olarak görünmemi doğru karşılamamış, en azından bütün yazılarımı bir cilt kitap haline getirip basmamı ve yazılarıma sahip çıkmamı istemişti. Ben, şöhretten kaçtığım için imzamı kullanmıyorum itirazında bulunduğumda da; “Kardeşim, sen kendine ait orijinal düşüncelere sahip birisin. Adeta müstakil bir düşünce ekolüsün. Bu okulu bütüncül tutmak ve yaymak istiyorsan, yazılarına sahip çıkmak zorundasın. Aksi halde, başka kurnazlar, okuluna dair orijinal fikirlerinden kısımlar alır, kendi imzasıyla kullanır, senin olduğu halde imza olmadığı için anonim halde kalan yazılarını kendine mal eder ve şöhret olarak asıl sahibi olan seni silip atar. Böylece, sen bir düşünce ekolü kuramamış olursun.” nasihatine devam etmişti.
    Bu çelebi mizaçlı insanın ne kadar haklı olduğunu seneler sonra fark ettim. Düşünce formatlarımı parça bölük kullanan bir sürü adam şöhret oldu, olanlar benim düşünce ekolüme oldu ve kadük kaldı. Şu anda anlamış durumdayım ki, düşünce metodumu bütüncül olarak kendime mal etmezsem, elli yıldır vermeye çalıştığım makulata dayanan düşünce formatımı bütüncül olarak koruyamayacağım ve boşa kürek çekmiş olacağım.
    İşte sebeplerden biri, düşünce bütünlüğümü korumaktır. Onun için çıkışı bana ait orijin düşünceleri geri almayı kafama koydum. Ve kırk, kırk beş yıl önce yazdığım bazı yazılarımı aynen kopyalayarak gündeme getirmeye çalışacağım inşallah.
    Bunu yapmamın bir başka sebebi de, kırk, kırk beş yıl önce neler oluyormuş, nasıl düşünülüyormuş, sorularına da cevap verecektir bu kararım.
    Bir başka sebep de, o zaman kullanılan dil ile şimdilerde kullanılan dil arasındaki farka şahadet etmiş olacaktır bu karar.
    Bir de ve de en önemlisi, benim düşüncelerimde bir tutarlılık var mıdır, sorusuna cevap vermiş olacaktır.
    Daha da önemlisi benim sabit fikirli olup olmadığıma, çağla birlikte akıp akamadığıma da şahitlik edecektir. Sabit iman ve zamana yayılan bir tefekkür gelişimine cevap verecektir, inşallah.

    Elbette çok daha fazla amaçlara hizmet edecektir bu kararım.
    Öyleyse atmış beş yılında yazmış olduğum bir yazıyla bismillah diyelim.

    TARAFLILIK VE TARAFSIZLIK
    “Memleketimizde garip, garip olduğu kadar da tutarsız bir telakki var… İnsanın, mücerret değeri noktasından bakıldığında yegâne meziyeti olan, bir tarafı ilzam etme ve muayyen bir fikre ve düşünceye bağlı olma haline, umumi bir nefret nazarıyla bakmak, yani, fikre, düşünceye ve muayyen bir inanca düşmanlık yapmak, şeklindeki bir acayipliktir.
    Bu durum bir memlekette umumi bir görüş haline gelmiş olursa, artık o memlekette karanlıklar devri başlamış demektir. Bu duruma düşmüş bir toplumun, hayatın hiçbir alanında varlık göstermesi artık hayal olmuştur.
    Çünkü… Taraflılık şahsiyet olmanın temelidir.Bir fikre, bir ideale bağlı olmak insan için en büyük şereftir..İnsanlık tarihinin şeref sayfalarını bir şeylere taraf olanlar yazdırmıştır. İnsan kendi varlığını idrak ettiği andan bu zamana kadar ortaya koyduğu her ne değer varsa, hepsi de taraflıların imzasını taşır.
    Taraflılık, manada oluş, aksi yok oluştur. Taraflı, insanların baş tacı, tarafsız da ayakaltındaki bir nesne olur. Taraflı, tuttuğu taraf nispetinde, ışık, tarafsız ise sonsuz zulmettir. Ve taraflı olan cemiyetleri arkasından sürükleyen lokomotif, tarafsız da sürüklenmeye mecbur, bomboş vagonlardır.
    İnsanoğlunun, en yüce ve en şerefli taraftarlığı ise kâinatın haliki olan ALLAH’A taraf olmaktır. Tam manasıyla Allah’a taraftar olmanın yolu da, insanoğlunun çıkabileceği en yüksek makama çıkmış Peygamber efendimizin yolunu takip etmektir.
    Bu yolun tarafını tutan insan, tuttuğu yolun mutlak doğru olduğunu kabul eder ve inandığı doğruların hayatın kuralları haline gelmesini ister. Çünkü yüce Allah kendi yolunda cihat edenleri, hiçbir güzellikle kıyaslanamayacak olan cennet cennetinde ebedi hayatla müjdelemiştir. Yani, ölümsüzlük karşılığı kendini Allah’a adamış insandır, Allah’a taraf olan insan. Bu insanın kendisine ait bir malı mülkü yoktur. Çünkü kendisinde ne varsa onları Allah lütfederek kendisine vermiştir. O da bütün verilen nimetleri inancının potasında eritmiş ve o nimetleri kendisine veren mutlak iradenin emrine vermiştir. İnsanın halk edilişinin sebebini idrak edişi, yaratıcının verdiği her ne varsa, onları bütünüyle yine yaratana teslim etmekten geçer.
    Taraflılık, insana, asla sarsılmayan bir azim, cesaret, atılganlık, yorulmazlık ve daimi bir hareketlilik dinamizmi verir.
    Taraflılık kolay değildir. Onun için, başıbozuk, her türlü mesuliyetten korkan, beynin yerine, et parçası taşıyan insanlar taraf tutmaktan hoşlanmaz. Çünkü taraf tutmak insanı bazı nimetlerden uzaklaştırır. Nimetlere sımsıkı bağlanmaya mani olur. Taraflı insan sadece yemek içmek için yaşamaz. Ancak yaşamak için yer içer.
    Taraflı olan hiçbir beşerden korkmaz. O, sadece, bağlısı olduğu ulvi hakikatten küçücük bir taviz vermek durumuna düşmekten dehşet duyar.
    Taraflı insan, bağlı olduğu düsturların meriyete girmesi için öyle çalışır ki, tarafsız, onun bu halini görünce çılgın nazarıyla bakar ve dehşete kapılır. Taraflı insanin her hali, tarafsızın görüş nazarında inanılmaz bir efsanedir.
    Bir memlekette sınırları bilinen bir fikrin ve düşüncenin meftunu yoksa böyle bir cemiyetin istikbalinden korkulur. Çünkü millet dediğimiz insan toplulukları, zaman denen varlığın her şeyi yutan boşluğu içinde rüzgâra tabi bir yaprak gibi iradesizce gitmesine engel olanlar hep taraflılardır.
    İnanç, insana öyle bir güç verir ki, bütün insanların, bir suyun akışı gibi durdurulamaz gidişle felakete doğru sürüklenişine, tek başına kalsa da, durdura bilecek ve selamet yoluna çevirebilecek fevkaladelikler gösterebilir.
    İnsanlığın tarihini iyi okuyanlar görürler ki, her devirde düşülen çukurlardan çekip çıkaran liderlerin yanında yer alan, daima mucize çapında işler yaptıklarını görürler. İnancı olmayan liderlere sahip topluluklar da tarih sahnelerinde kaybolur giderler.
    Eğer, Müslüman Türk milleti olarak, ebediyen yaşamak istiyorsak, bir zamanlar, bu milletin ruh kökü olmuş ve tarihin en büyük imparatorluğuna taşımış inanca taraftar olarak, yukarıda anlatılmış meziyetlere malik insanlar yetiştirmemiz lazımdır ki, içine düştüğümüz içtimai, siyasi ve iktisadi bataklıktan kurtulalım.
    İnsan, tarafı olan bir mahlûktur. Yalnız bir taraftarlı müstesna. Bu müstesna olan taraflılık da, tarafsızlığın taraftarı olmaktır. Allah bizi bu nevi taraftarlıktan korusun. 22/Mart/1965 HİLAL
    NOT: dokuz müstearımdan biri olan Hamza Asyalı sormaya, İsmail kazdal kırk altı yıl önce yazdığı yazılarıyla cevap vermeye devam edecektir.

Cevabım

© 2019 İsmail Kazdal. Bütün hakları saklıdır.   RSS: Yazılar/Yorumlar   Altyapı: WordPress

Webmaster:eduman